Kategoriler
Edebiyat

Dan Brown – Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Öncelikle çok önemli bir uyarıda bulunmak istiyorum, kitabı okuduysanız ya da okumayı hiç düşünmüyorsanız bu içeriğe göz atın. Olabildiğince spoiler vermemeye dikkat ettimse de gözümden kaçan bir şeyler olabileceğini düşünüyorum. Dan Brown’ı bilirsiniz, kitaplarında hep insanı mekanlardan mekanlara savuran, insanı hayal aleminde dünya seyahatine çıkaran eşsiz bir yazardır. Kitabı okurken hep acaba nasıl bir yerde geçiyor, nasıl bir ortam diye merak eder dururdum. Aklıma bu mekan ve eserleri not edip, blog olarak paylaşmak geldi. Umarım gelecekte birilerinin işine yarar. Şimdi sizi Dan Brown sayesinde küçük bir yolculuğa çıkaracağım.

 

Montserrat Manastırı

Kitabın açılışında geçen ilk yer burası. Edmond Kirsch büyük keşfini üç din adamına duyurmak için burayı tercih ediyor. Zira gözlerden olabildiğince uzak ve birilerinin onu takip etme ihtimali oldukça azdı.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 2

Montserrat a vista de Drone from Joan Lesan on Vimeo.

Campbell’s Soup Cans

Campbell’in Çorba Kutuları olarak anılan, Andy Warhol’un adına sanat dediği, pop kültürünü başlatan ilk eser olarak tanınır. Andy Warhol ile isim benzerliğimizi babamın sanata olan ilgisinden kaynaklandığını öne sürüp az ekmeğini yemedim aslında eheh :) Öyleyiz işte, çorba kutusundan sanat, isim benzerliğinde sanatseverlik çıkarırız. Kitapta Robert Langdon’ın bu eserden etkilendiğinden bahsediliyordu.

Andy Warhol soup cans

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 3

Louise Bourgeois – Maman

Yöneticiliğini Ambra Vidal’in yaptığı Guggenheim Müzesi’nde yer alan bir Louise Bourgeois eseridir. Louise Bourgeois sıradışı bir kadın, çocukluğu acı içinde geçmiş ve bu acıyı bir şekilde eserlerine de yansıtmıştır. İngiliz bakıcısı için şu sözleri sarfetmesi insanı biraz kederlendirir. “ben, beni sevmesini istemiştim o gitti babamı sevdi.” Aşağıya eklediğim portresi Robert Mapplethorpe’a ait, kendisini Patti Smith’in Çoluk Çocuk kitabından tanıyanlarınız vardır, daldan dala atlıyorum. Yalnız o kitabı aşırı sevmiştim, sayesinde Amerikan Beat Edebiyatına merak salmış, kendimi kitaplardan kitaplara vurmuştum, bahsetmeden geçemeyeceğim.

Louise Bourgeois
Louise Bourgeois

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 4

Guggenheim Müzesi

Bilbao’da Nervion Nehri kıyısında yer alan ve 11.000 m² alana yayılmış bu devasa müze bana rahatsız edici bir asimetride geldi yalnız Pritzker Ödülü sahibi mimar Frank Gehry tarafından tasarlanmış. Söz söylemek ayıp olur, adam ödüllü mödüllü biri. Yapımı 1997 yılında bitmiş, yani 20 yaşını doldurmuş, ilk başta maksimum 600.000 kişi gelir diye düşünülürken, yıllık ziyaretçisi 1.000.000’un altına hiç düşmemiş. Kitabı okuyanların bileceği gibi, olay burada başlıyor, Edmond Kirsch dünyayı değiştirecek buluşunu burada tüm dünyaya açıklamak istiyor ve daha fazlası spoiler olmasın diye olaylar gelişiyor diye bitireyim.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 5

Guggenheim Bilbao

Fujiko Nakaya – Fog Sculpture

1998 yılında Fujiko Nakaya tarafından oluşturulan bu eserden bir bok anlamadığımı utanarak ifade etmekle birlikte, modern sanat severlerin bu eseri sevebilmem için bana açıklama yapmalarını canı gönülden dilerim. Robert Langdon’da eserden bir halt anlamamıştı zaten. Ne kadar da benziyoruz birbirimize, inanılır gibi değil. :) Delikli borular döşettirip, gölete sis püskürtürken verdiği çaba sadece tesisatçılara yapacağı ödemeden ileri gitmiyor ama sanatçı ve sanat eseri ortaya çıkıyor. Elinde çekiç ve keski ile heykel yapan sanatçılar mezarlarında ters dönmüş olsa da bunun da adı sanat ne yazık ki.

fujiko nakaya - the fog sculpture

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 6

Jenny Holzer – Installation for Bilbao

Jenny Holzer tarafından yapılan bu LED eser, ki kadın hep böyle şeyler yapıyormuş, rahatsız edici metinleri insanların görebileceği yerlerde paylaşma şeklinde bir sanat anlayışı varmış. 12 metre uzunluğunda 9 adet elektronik panodan oluşuyor. AIDS’in verdiği hasar ile ilgili metinler yer alıyor ve bunlar Bask dili, İspanyolca, İngilizce olarak sürekli hareket ediyor. Metin ise şu sözlerden oluşuyor.

I walk in
I watch you
I scan you
I wait for you
I tickle you
I tease you

I search you
I breath you
I speak
I smile
I touch your hair
You are the one who did this to me
You are my own
You are part of me

I show you
I feel you
I ask you
I won´t ask you
I don’t wait

I lie

I’m crying hard
There was blood
No one told me
No one knew
My mother knows

I forget your name

I don´t think
I bury my head
I bury your head
I bury you

My fever
My skin
I can´t breath
I can´t eat
I can´t walk

I’m losing time
I’m losing ground
I can´t stand it

I cry
I cry out
I bite
I bite your lip
I breath you breath
I pulse
I pray
I pray aloud
I smell you on my skin
I say the word
I say your name
I cover you

I shelter you
I walk away from you
I sleep beside you
I smell you on my clothes
I save your clothes

Dohany Caddesi Sinagogu

Avrupa’nın en büyük sinagogu ünvanına sahipmiş. Görüntüsü bana biraz bizim taş medreseleri anımsattı. Bu stili anımsatması hiç yabancılanacak bir eleştiri değil çünkü Yahudilerin kendilerine has bir tasarım anlayışlarının olmadığı, daha çok Araplardan esinlendiklerini Viyanalı mimar Ludwig Förster de söylemiş. Sonra antisemitizm filan şey olmasın. Sinagog, ilk ibadetine 1859 yılında ev sahipliği yapmış yalnız, o günden bu yana başından geçmeyen kalmamış. 1939’da bombalanmış, İkinci Dünya Savaşı’nda Almanlar tarafından ahır olarak kullanılmış, sayısız badire atlatmış ancak hala dimdik ayakta duruyor. Yahudilerin büyük önem atfettiği, ki öyle olması gerekiyor, Theodor Herlz’in doğduğu evde ise Yahudi Müzesi yer almaktaymış. Yaaa, aklınıza Budapeşte denince Grand Budapest Hotel geliyor ama neler neler varmış içinde.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 7

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 8

Yves Klein – Leap Into The Void

Ha bak bu cidden enteresan bir adam. Gidip tek nota basıp, 20 dakikalık sessizlik senfonisi oluşturup bunu sanat olarak sunan biri. Ben yapsam ya bi s.. git dersiniz, iv klayn yapınca sanat oluyor. Hey yavrum hey. Yalnız bu abi literatüre Klein Blue olarak geçen rengi icat etmiş ve tescil ettirmiş. Adamın patentli bir rengi var, monochrome yani tek renk ile resimler yapıyor. Tek renk derken, o rengin tonlarını kullanıyor, Klein Mavisi de bu şekilde ortaya çıkıyor. Leap Into The Void’da neyi ifade ettiğini ben anlayamadım, sanırım özgürlüğü ifade ediyor.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 9

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 10

 

Richard Serra – The Matter Of Time

İkitelli Sanayi Sitesi’nde ustaların daha güzel şeyler ortaya çıkarabileceğini inandığım modern sanat eseri. Edmond Kirsch ile Robert Langon sunum öncesi burada konuşmuşlardı.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 11

Catedral de la Almudena

İspanya Diyanet İşleri Bakanlığı gibi bir görevi olan Başpiskoposluğun mekanı imiş. 1993 yılında Papa 2. Jean Paul tarafından kutsanarak ibadete açılmış.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 12

Head on

Cai Guo-Qiang tarafından yapılan bu eser 99 adet kurdun bir duvara toslayışını anlatıyor. Sürü psikolojisini ifade ettiğini düşünmekteyim.
Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 13

Cody Wilson – Liberator

Bu zıkkımla daha önce reddit’te karşılaşmıştım. 3 boyutlu yazıcılardan çıktı alınarak yapılabilen bu salakça alet ile insan öldürmenin de mümkün olduğunu Dan Brown sayesinde öğrenmiş olduk. Hayır, biz 3D printer ile protez organ yapımıyla umutlanırken kötülük de boş durmuyor. Ne yazık ki…

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 14

Palacio Real – Kraliyet Sarayı

1735 yılında yapılmış, cidden enfes görünüyor. 135,000 m alana yayılmış durumda. Kitapta anlatıldığına göre Kral pek buralarda ikamet etmemekteymiş.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 15

 

 

Palacio de la Zarzuela

Hiç de bir krala yakışır bir yanı yok. Yani sen koskoca kralsın, bizim evden hallice bir yerde yaşıyorsun, inanılır gibi değil. Ne demişler!!! İtibarın tasarrufu olamaz!!! Sen niye tasarruf ediyorsun yahu, ne gereği var? Bu arada prens Felipe kitaptaki prens Julian tanımına oldukça uyuyor.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 16

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 17

Corrado Giaquinto – Religion Protected by Spain

1750’lerde Corrado Giaquinto tarafından yapılmış bu eser.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 18

Reina Sofia Modern Sanat Müzesi

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 19

Parc Güell

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 20

Casa Mila

En üst kata iyi bakın, orada bir dahi yaşadı… :( Edmond Kirsch.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 21

 

La Basilica de la Sagrada Familia

Gaudi’nin ölümsüz eseri, ölümünün 100. yılında hazır olacak. Şu güzelliği bir söz söylenebilir mi allasen? Akıl alır gibi değil. Bittiğinde Avrupa’nın en uzun yapısı olacak ayrıca.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 22 Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 23

The Ancient of Days

William Blake’in kitabında yer alan eser. Elinde pergelle dünyayı ölçen tanrı.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 24

El Escorial

Sierra de Guaddarrama dağının eteklerinde kurulmuş saray, manastır, kütüphane. İspanya Kralı 2. Felipe burada yaşamış.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 25

L’eixample

Beni fazlasıyla rahatsız eden aşırı düzenli ama çok göz tırmalayıcı şehir düzeni.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 26 Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 27

Gran Hotel Princesa Sofia

Evli evine köylü köyüne döndükten sonra Robert Langdon’ın istirahatgâhı. Bir ara Edmond Kirsch ile burada yemek yemişlikleri de var. Çünkü süper bilgisayarı iki blok ötede yer alıyor.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 28

Chapel Torre Girona

Bizim meşhur yapay zekalı bilgisayarımız Winston’un evi. Kitabı okuduysanız Winston’un aldığı karar hakkında konuşmak isterim, yorum bırakırsanız sevinirim.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 29

La Basilica Secreta

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 30

Şehitler Vadisi

Yapımında binlerce insanın öldüğü, faşist Franco’nun miras bıraktığı utanç anıtı.

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 31

Montjuic Tepesi Castell de Montjuic

Dan Brown - Başlangıç (Origin) Kitabında Geçen Mekanlar ve Eserler 32

Kategoriler
Edebiyat

Hafıza Sarayı – Loci Yöntemi

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 34

Sherlock’u izlediniz mi? Bak izlemediyseniz gerçekten çok büyük bir keyiften mahrum kalıyorsunuz demektir. Bana göre popüler diziler arasında en iyi ilk 5’in içine girmeyi kesinlikle hak ediyor. Sırf Benedict Cumberbatch’a olan sadakatimden dolayı film olan Sherlock’u izlemedim, muhtemelen de izlemeyeceğim. Dizinin tüm sezonları biter bitmez, çabuk gaza gelen mizacımdan ötürü derhal en iyi çeviriye sahip setin siparişini verdim. Bilirsiniz, kitapların en güzel yanı; zihninizde okuduğunuz kitabı adeta bir film izler gibi canlandırır, karakterleri betimlemelere göre hayal eder, mekanları az çok kafanızda yerleştirir, yönetmen koltuğuna oturup kendi filminizi çekersiniz. Öyledir yani, iyi bir yazarın romanını okuyorsanız hissettiğiniz şey budur. El emeği göz nuru filminizin kıymeti elbette daha bir fazladır, hatta önce kitabını okuyup sonra filme giden insanlar genelde diğer insanlara göre daha az beğenirler, sebebi kendi dünyalarında o filmden daha iyilerini hayal edebilmiş olmalarıdır. Her neyse, ilk önce diziyi izlememdendir diye düşünüyorum ki; (övünmek gibi olmasın ben de herkes gibi kendi iç dünyamda bir Stanley Kubrick, bir Christopher Nolan sayılırım, kendimden başka kimse izlemediği için her yıl Oscar ödülünü kendime veriyorum) ben kendi zihnimde daha iyisini hayal edemedim. Dizi mükemmel! Enfes! Abartmıyorum! Yeter! Övmelere doyamadım!

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 35


Dizide beni en çok etkileyen şeylerden biri de Sherlock’un hafıza sarayına gidip geçmişteki minicik detayları bulup, olayları çözmek için kullanmasıydı. Gerçek olabilir mi acaba diye araştırdığımda, müspet sonuçlara ulaştım. Gerçekten böyle bir yöntem varmış, kullananlar, bu yöntemi öğrendikten sonra hayatı değişen insanlar bile varmış. Yanlış anlaşılmasın, ben öyle yoga yapıp, çakra açan tiplerden değilim, üzerinize afiyet kütük gibi biri sayılırım, zaten insan gibi çalışmıyorum, hangi ara düşeyim böyle spritüalist şeylerin peşine.

Deneyeyim yahu dedim, çünkü mantıklı geldi bana. Beyin dediğimiz yapı sinirlerden oluşuyor. Birbirine bağlı dokular filan, biz beyin dediğimizde aklımıza ilk soyut bir şey geliyor olsa da bildiğin et, sinir, kan vs. sonuçta. Kontrol edebilmek illa ki mümkündür dedim.

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 36

Hafıza Sarayı Yöntemi Nasıl Kullanılır?

Şimdi olay şu; ahir ömrünüzde gözünüz kapalı ezbere bildiğiniz bir alan muhakkak vardır. Kendi eviniz, okulunuz, ofisiniz, en kötü arabanız. Mükemmel derecede iyi bildiğiniz bir alana ihtiyacımız var. Sonrasında ise hatırlamak istediğiniz şeyleri bu çok iyi bildiğimiz yere koyuyoruz. Nasıl koyuyoruz? Hayal ediyoruz. Hayalinizde odanızdan içeri giriyorsunuz, kapının sağında duvar var, sol tarafta masa, onun ötesinde kitaplık duruyor, masanın çekmecesini açıyorsunuz, oraya üzeride 19 Ağustos 1989 yazılı bir pasta dilimi koyuyorsunuz ve çekmeceyi kapatıyorsunuz. Anlatabildim mi bilmiyorum. Zihninizde dolaşabileceğiniz bu çok iyi bildiğiniz alana ilgili bilgiyi bırakıyorsunuz. Eğer hatırlamak isterseniz yeniden odadan içeri giriyorsunuz ve çekmeceyi açıyorsunuz. Pasta orada duruyor, üzerinde 19 Ağustos 1989 yazıyor. Ne bu? Tuğçe’nin doğum günü.

Mevzu böyle bir şey, biraz yoğunlaşırsanız kesinlikle başarabilirsiniz. Çünkü ben başardım ama öyle aptal saptal bir şeyi attım ki hafızama, sıçayım böyle belleğin içine dedim! İşe yarayacak diye düşünürken, saçma sapan bir şey oldu çıktı.

Ben işten eve dönerken park yeri çok zor buluyorum, şöyle anlatayım, işten eve gelmem yol açıksa 10 dakika, park yeri bulmam 20 dakika! Öyle bir keşmekeş, ömrümden ömür alıyor lanet olay. Bir de öyle garip yerlere bırakıyorum ki arabayı, her sabah lan akşam nereye park etmiştim ben diye düşünüyorum. Hani Issız Adam filminin son sahnesinde adam önce sola gidiyor, sonra sağa gidiyor filan. Ben de komşulara aynı garip sahneyi izletiyorum. :) Bir sola bakıyorum, marketin önünde miydi ya acaba, yok dur sağlık ocağının orada olabilir belki, ya aşağı mı bırakmıştım acaba filan derken çıldırıp otabanda koşarak işe gidesim geliyor.

Ne yaptım? Hafıza Sarayı hakkında araştırma yaptığım gece, yahu neyi hatırlasam iyi olur diye düşünüp “arabayı bıraktığım yer” cevabını buldum. O gece arabayı börekçinin önüne bırakmıştım. Şimdilerde olmayan ama eskiden uzun bir süre odamda yer kaplayan bilgisayar masamın çekmecesine küt(kürt, sade artık her neyse börek milliyetçiliği yapmaya gerek yok) böreği ve arabanın anahtarını koydum. Sonra odadan çıktım, tekrar girdim, çekmeceyi açtım, börek ve anahtar oradaydı. Geceden o kadar çok düşündüğüm için sabah arabanın yerini bulmakta hiç zorlanmadım. Hafıza sarayına ihtiyaç kalmadı yani, yalnız sistem çalışıyor onu görmüş oldum!

Ben arabanın börekçinin önünde olduğunu 1 aydır hatırlıyorum, ve salak gibi arabanın yerini her hatırlamadığımda neredeydi diye düşünüp, alıp başımı börekçiye doğruuuuu uzuuuun uzun yürüyüşler gerçekleştiriyorum. gsdfgşd Ahhaa şaka, yalnız araba neredeydi diye düşündüğümde aklıma ilk börekçi geliyor. Bu lanet bilgiyi silemiyorum. Ne zaman börekçiyi görsem çekmece geliyor aklıma asdafd

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 37

Siz tabi benim gibi saçma sapan bir deneme yerine faydalı şeyler için bu yöntemi kullanın derim. Eğer sarayınızdan bir şeylerin silinebilmesi hakkında bilgi edinirseniz, benimle de paylaşmayı ihmal etmeyin. :)

Bu arada benimki aşırı basit bir denemeydi. Çok iyi kurgulanmış bir arşivleme sistemiyle hafızasına tapılacak bir insan haline dönüşebilirsiniz. Düşünsene koskoca bir kütüphanenin tüm raflarında ayrı ayrı kategorilendirilerek yerleştirilmiş bilgileri kullanabildiğini?

_

Ahhh Sherlock’tan o kadar bahsettim, favori sahnemi eklemezsem olmazdı. Buyursunlar.

 

Kategoriler
Edebiyat

Wolfgang Borchert – Sonra Yapılacak Tek Şey Var

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

0-0ö

sen.
makinenin başındaki adam, atölyedeki adam.
yarın sana yarın su boruları ve yemek kapları yapmayı bırakıp
miğferler ve mitralyözler yapmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
tezgâhı ardındaki kız ve büroda çalışan kız.
yarın sana el bombalarını doldurmanı
ve keskin nişancı tüfeklerine dürbün takmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
fabrika sahibi.
yarın sana yarın talk pudrası
ve kakao yerine barut satmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
laboratuardaki araştırmacı.
yarın sana eski yaşamı yok edecek
yeni bir ölüm keşfetmeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
odasındaki şair.
yarın sana aşk şarkılarını bir yana bırakıp
nefret şarkıları söylemeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
hastasının başındaki hekim.
yarın sana cepheye gönderilecekler için
sağlam raporu yazmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
kürsüdeki rahip.
yarın sana cinayeti kutsamanı
ve savaşa övgüler yağdırmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
gemideki kaptan.
yarın sana buğday taşımayı bırakıp tank
ve top taşımanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
havaalanındaki pilot.
yarın sana kentlerin tepesine yakıp yok eden bombalar
yağdırmanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
dikiş masası başındaki terzi.
yarın sana asker üniformaları dikmeye başlamanı emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
cübbesinin içindeki yargıç.
yarın sana askeri mahkemeye gitmeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen.
tren istasyonundaki.
yarın sana cephane ve asker taşıyan trenlerin kalkması için
sinyal vermeni emrederlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

sen. köydeki.
sen. kentteki.
yarın askere alma belgeleriyle kapına dikilirlerse,
yapacağın bir tek şey var:

hayır de!

no-war

sen. normandiya’daki ana,
ukrayna’daki ana,
sen san francisco’daki
ve londra’daki ana.
sen hoang ho
ve missisippi kıyılarındaki ana.
sen, nepal’deki ve hamburg’daki,
kahire’deki ve oslo’daki ana;
yeryüzünün dört bir yanındaki analar,
dünyanın tüm anaları,
yarın size askeri hastanelerde hemşirelik yapacak,
yeni savaşlarda savaşacak çocuklar
doğurmanızı emrederlerse,
yapacağınız bir tek şey var:

hayır de!

analar,

hayır de!

çünkü hayır demezseniz analar,
eğer hayır demezseniz,
işte o zaman,

pus çökmüş,
gürültülü liman kentlerinde
iniltiler çıkaran koca gemiler
suskunluğa bürünecekler
ve su almış dev mamut kadavraları gibi,
rıhtımların yosun ve midye bağlamış,
ölgün, ıssız duvarları önünde
miskin miskin yalpalayacaklar;
daha önce ışıltılar saçan
o görkemli gövdelerden,
bir balık mezarlığı gibi,
çürük,
sayrı,
ölü
kokular yayılacak…

tramvaylar,
iç karartıcı, aynalı kuş kafesleri gibi
eğrilip bükülecekler
ve bombaların açtığı çukurlarla kaplı,
yitik sokaklardaki damları delik deşik
barakaların ardında,
teller ve rayların şaşkın çelik iskeletlerinin
yanı başında,
patlamış taç yaprakları gibi
öylece uzanacaklar…

çamur rengi,
ağır, kurşun gibi
bir sessizlik
ortalıkta kol gezecek;
tüm oburluğuyla
büyüyerek,
okullara, üniversitelere,
tiyatrolara, spor alanlarına,
çocuk bahçelerine
ürkünç, açgözlü
ve önlenemez
bir biçimde
çöreklenecek…

bunların hepsi olacak…
altın sarısı, sulu üzümler
bakımsız yamaçlarda çürüyecek,
pirinçler kıraç topraklarda kuruyacak,
patatesler sürülmüş tarlalarda donacak,
ölü sığırların kaskatı kesilmiş bacakları
ters çevrilmiş süt sağma tabureleri gibi
göğe dikilecek….

enstitülerde,
büyük hekimlerin
dahice buluşları
çürüyüp küf tutacak….

son un çuvalları,
son çilek reçeli kavanozları,
balkabakları ve vişne suları
mutfaklarda, odalarda, kilerlerde,
soğuk hava depolarında
ve ambarlarda
bozulup heba olacak;
devrilmiş masaların altındaki,
paramparça tabaklardaki ekmek küf bağlayacak,
erimiş tereyağlar arap sabunu gibi kokacak;
tarlalardaki ekinler,
paslanmış sabanların yanı başında
bozguna uğramış bir ordu gibi
boyunlarını bükecekler;
fabrikaların çimenle örtülü tüten bacaları
un ufak olacak….

sonra,
deşilmiş bağırsakları
ve zehirlenmiş ciğerleriyle
son insan,
ışıldayan güneşin
ve yanıp sönen takımyıldızların altında
bir başına dolanıp duracak;
bir deri bir kemik kalmış,
çılgına dönmüş son insan
uçsuz bucaksız mezarlar,
dev beton blokların
soğuk putları
ve ıssız kentler arasında
yalnız başına
bir küfür gibi
dolanırken
şu
korkunç soruyu
soracak:

neden ?

ve bu soru bozkırlarda
hiç duyulmadan yitip gidecek,
yıkıntılar arasında sürüklenip
kiliselerin molozları
arasında yok olacak,
girilmez yeraltı sığınaklarına çarpıp
parçalanacak.
son hayvan-insanın
son hayvansı çığlığı
hiç duyulmadan,
hiç yanıtlanmadan
kan göllerinde
boğulacak….

bunların hepsi olacak,

yarın,

belki bu gece,

eğer…

eğer…

eğer…

hayır

demezseniz

!

Kategoriler
Edebiyat

Mutluysan sorun yok

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

old_books_by_feniksas4

Kim ne ile mutluysa onu yapsın tabi, bir şey dediğim yok. Mesela Kahraman Tazeoğlu’nun sikik kitaplarını alır bir Dostoyevski okurmuşçasına triplere girebilirsin. Ahmet Batman denilen adamın sıçmıklarına para sayarak hiçbir temeli olmayan muhteşem öz güvenini galaksiler arası yolculuğa çıkarabilirsin. Mutluysan harika tabi. Yani hemen hemen hiçbir şey ya da çok az şey hakkında bilgi sahibi olduğun şu dünyada, evrenin tüm sırlarına vakıfmışçasına, bir yoda, bir görmüş geçirmişlik abidesi, bir hep haketmediği şeylerle karşılaşan ama iyilerin dostu kötülerin düşmanı; kıymeti bilinmeyen potansiyel bir halk kahramanı ve über duyarlı bir birey olduğun sanrısı ile yaşaman seni mutlu ediyorsa gerçekten bunu yap, harika çünkü. Mutlusun abi, bunlar seni mutlu ediyorsa daha ne lazım ki sana?

Kitap süperdir, kitap harikadır, çay ile kitap muhteşemdir, kahve ile kitap tanrısal bir zevktir, kitap okumak offfff yaaaaa kitaaaap. Kitap diyorum abiiiii kitap…. (noktalar burada sonsuza dek uzanabilir)

Ne okuyorsun peki abi? Yani ne anlatıyor sana bu kitap? Neyi kurguluyor, neyi betimliyor? Hangi rengi öğretiyor sana, nerelere alıp götürüyor? Hangi ayrıntı seni düşündürüyor? Nasıl bir ustalık gözlemliyorsun bu bok heriflerde?

Bak mesela şu an Vladimir Nabokov’un Lolita kitabı var elimde. Rasgele bir sayfa açıp içinde neler olduğunu yazayım, buna benzer şeyler görebiliyor musun?

“Yavaşça, tepeden tırnağa ademelması ve yürek çarpıntısı kesilmiş bir halde darağacının basamaklarını tırmandım.”

“Ama öte yandan o serap benzeri boz renkli sulara varıncaya kadar yol arkadaşım öyle çeşitli zevkler sunmuştu ki bana, o Deniz Aşırı Krallık düşü, o Riviyera aşkınlaştırması (ya da her neyse) bilinçaltının dürtüsü falan olmaktan çıkmış, sadece kuramsal bir heyecanın bilinçle izlenmesi halini almıştı.”

“Bulutlarla kaplı ıslak bir gökyüzü, çamurlu dalgalar, sonsuzluğa doğru uzanan ama bir yandan da oldukça kötü niyetli bir sis.”

“Lolita, hayatımın ışığı, kasıklarımın ateşi. Günahım, ruhum, Lo-li-ta; dilin ucu damaktan dişlere doğru üç basamaklık bir yol alır, üçüncüsünde gelir dişlere dayanır. Lo-li-ta.”

Alıp götüren, başka dünyalarda, başka kimliklerde, bambaşka hayallerde dolaşabiliyor musun yeni tanıştığın karakterlerle? Sahi kitap diyorsun hep, çayla çorbayla kitap. Ne anlatıyor, hiç bahsetmiyorsun? Ne ayak?

Kitap güzeldir, öyledir böyledir filan kasıyorsun sürekli, olayın ne? İçindekinden hiç bahsettiğin yok, sadece kitap deyip geçiştiriyorsun. İki karton arasında bir kaç yüz sayfalık kağıt parçaları kitap dediğin şey. Kitabı kitap yapan içindekilerdir öyle değil mi edebiyat ordinaryüsü ablacım? Vıcık vıcık paylaşım yapıyorsun da ne bir bakış açısı, ne bir fikir, ne bir tartışmada hiçbir olayını göremiyorum, sadece “kitap” deyip geçiyorsun. Bir yanlışlık olduğunu düşünmüyor musun? Kitap ya kitap di mi? Evet, kitap süpermiş gerçekten!
kezo

Biliyorum en çok Cemal Süreya seviyorsun, tabi Turgut Uyar başka ya, göğe filan bakıyorsun çay içerken. En güzel dize hayat kısa kuşlar uçuyor ama senin için. Çooook etkileyiciiii… Şu amına kodumunun gezegeninde milyonlarca şiir var ama sen en çok bunu seviyorsun. Attila İlhan, Hasan Hüseyin Korkmazgil, Cahit Külebi, Oktay Rifat, Edgar Allan Poe, Charles Baudelaire, Jorge Luis Borges filan okudun ama sen gittin Cemal Süreya’nın o dizesine vuruldun kaldın. İnanılmaz bir derinliğe sahipsin gerçekten, evet, hayat kısa kuşlar uçuyor gerçekten!

Mutluysan söyleyecek sözüm yok, ki mutlu olmasan yapmazdın zaten. Önüne ne konuyorsa onu yemekten duyduğun hazzı anlayabiliyorum. Araştırmak ya da farklı olana ilgi duymak, kabuğun, çizginin dışına taşmak gibi bir gayenin olmaması harika. Gerçekten!

Emsalsiz asaletinin verdiği anlamlı susmaların, her söze verilecek bir cevabın olmasına rağmen lafa ve adama bakmaların, herkese ederi kadar değer vermelerin, garfield’li, baaddin’li, çiçekli, uğur böcekli, kan ve güllü aforizmaların ile usta yazarların dahi kitaplarında betimleyemeyeceği nice ulvi özelliklerin önünde saygıyla eğiliyorum.

Gerçekten!

(kimseyi hedef almadım, üstüne filan alınmasın kimsecikler, götümden uydurdum hep)

Kategoriler
Edebiyat

Emrah Serbes – Deliduman

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

deliduman

Bittiği an kafayı yedim diyebilirim. Bu kitabı herkes okumalı, herkes birbirine hediye etmeli, vakıf kurup bağış toplayarak ücretsiz olarak dağıtılmalı dedim. Öyle bir kitap ki insanın aklını başından alıyor resmen! Ne kadar abarttım değil mi?

“Evet, abarttım. Çünkü bu dünyada o kadar çok mankafa var ki abartmayınca hiçbir şeyi anlamıyorlar.”

Hayır, benim değil gelmiş geçmiş en güzel roman karakterlerinden biri olan Çağlar İyice’nin sözü bu. Haksız da sayılmaz, şimdi bu sözünü deşip kitapla ilgili konulardan uzaklaşmaya niyetim yok ama bazı şeyler gerçekten abartılmayı hak ediyor. Bu kitap öyle bir kitap. Çağlar İyice’nin değil benim kendi kanaatim bak, karıştırmayalım.

114291

Az biraz Gezi Direnişi’nin tozunu yutmuş, ıhlamur ağacının kokusuyla biber gazının kokusunu aynı anda ciğerlerine doldurmuş, Talcid & Rennie solüsyonunu yüzüne boca edip sakin kalabilmeye çalışmış, her sabah güne Bella Ciao, El Pueblo Unido Jamas Sera Vencido, Duman Eyvallah, Grup Yorum – Gündoğdu Marşı, Boğaziçi Caz Korosu – Çapulcu musun vay vay gibi parçalarla uyanmış, biber gazı kapsüllerine vole çekip topu doksana takmış, 31 Mayıs gecesiyle hayatının en güzel, en umut dolu günlerini yaşamış insanlardan biriyseniz bu kitap tam size göre dostlarım.

Emrah Serbes öyle güzel yerlerden yakalamış, öyle ince ve gerçekten kimseyi kırmadan yaşananları anlatmış ki hayranlık duymamak elde değil.

7075_10151654232918516_1970191521_n

Romanın ana karakteri Çağlar İyice 17 yaşında, dünya ile problemleri olan, lafını esirgemeyen tipik bir çArşı grubu üyesi profili çizen (ne demek istediğimi Beşiktaşlılar anlar), çok sevdiği kız kardeşi Çiğdem, anne ve dayısı ile yaşayan bir lise öğrencisi.

En büyük hayali tombiş kardeşinin moonwalk gösterisi ile popüler biri olması. Çiğdem için elinden gelen her şeyi yapmasına rağmen İstanbul’da bazı marjinal grupların ayaklanmaya başlamaları Çağlar’ın tüm planlarını alt üst ediyor ve olaylar gelişiyor.

Kitabın en güzel yanı ise dilinin müthiş samimi bir havaya sahip olması. Çağlar İyice’yi çok iyi tanıdığınızı düşünüyorsunuz.

Yapı itibari ile Salinger’in Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabının dilini anımsatıyor.

Ben ki popüler kitaplardan nefret eden biriyim fakat deli gibi okudum diyorum size. Kesinlikle daha da yükselmesi, en en en çok satanlara girmesini diliyorum.

Sizlere de tavsiye ediyorum dostlarım. Bir solukta okuyacağınıza emin olabilirsiniz.

İndirimli olarak buradan satın alabilirsiniz.