Kategoriler
Edebiyat

Fazıl Say – İlk Şarkılar

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

FAZILSAYCOVER1

Açık konuşayım abi, müziğe para veren adam değilim ben. Eskiden fizy vardı, şimdi çok fena bozdu orası hiç sevmiyorum. Müzik dinlemek için Youtube ve Spotify’dan ortaklaşa faydalanıyorum. Hayatımda internetin olmadığı bir alan olmadığı için fiziksel olarak mp3 indirme ihtiyacı da duymuyorum. Kendimi online müziğe teslim ettim yani anlayacağınız.

Yeri gelmişken çok kıl olduğum bir insan tipinden bahsetmek istiyorum. Abi bazı insanlar sürekli aynı müzikleri dinleyerek kendini resmen köreltiyor. Müzik; hayal gücü, ruh hali, bakış açısını doğrudan etkileyebiliyor, bakıyorum adama  5-6 tane mp3’ü var yıllardır 7/24 aynı şeyleri dinliyor. Tekme tokat dövmek istiyorum öyle insanları, hoşlanıyorsun anlıyorum da bak bakalım ya başka renkler de var dünyada, başka sesler, başka hisler. Hep aynı hep aynı. Katlanılacak gibi değiller. Şimdiye kadar statik müzik anlayışına sahip insanlarla anlaşamadığımı gözlemledim. Bir kere yaratıcılıkları köreliyor, konuşacak çok fazla şeyleri olmuyor ya da bana öyle geliyor bilmiyorum. Fazla hoşlanmıyorum müzik zevkimin uyuşmadığı insanlarla.

Ehöm, ne diyordum. Çok fazla Türkçe müzik dinlemiyorum zaten daha önce bahsetmiştim bu alışkanlığımdan, sözlerini illa anlamak zorunda değilim. Mesela şu parçayı dinlerken ulan şerefsiz, allah belanı versin it herif, yazık değil mi lan gül gibi kızcağıza diyebiliyorum. :D Hayır tam olarak onu demiyorum ama üzülebiliyorum, hüzünü hissediyorum. Bu kalite işte. Söz olmadan da anlayabiliyorsun hissiyatı.

Kalite dedim ki asıl konuya girme zamanı gelmiştir artık.

Albüme para vermiyorum demiştim fakat geçen gün özellikle Fazıl Say’ın İlk Şarkılar albümünü sipariş ettim. Üstelik sadece bir videosunu dinleyerek.

Elime ulaştığı günden bu yana aralıksız dinliyorum tıpkı yukarıda bahsettiğim kıl insan tipi gibi :D Yalnız benim farkım yeni albümü dinlemek tabii ki, hemen uyuz olmayın -_-

Hafta içi şirkette en az 2-3 kez baştan sona, akşam eve dönerken ve sabah işe gelirken arabada, evde bilgisayar başında vakit geçirirken ya da kitap okurken sürekli dinliyorum. O kadar güzel ki anlatmak çok zor. Gücünü müzikten alıp şiirle yollara çıkan bilge bir filozof sanki albümün tamamı. Evet, hem müzik, hem şiir, hem felsefe var içinde. :)

Üşenmeden oturdum bu yazıyı yazıyorum çünkü gerçekten çok sevdim. Belki birileri daha tanışır böyle bir kaliteyle.

Hükümetin onca uğraşına rağmen kalitesinden ödün vermeyen, fazlasıyla imkanı olmasına rağmen yurdundan vazgeçmeyen çağımızın en önemli isimlerinden biri olan Fazıl Say’ın orjinal albümünü satın almanızı şiddetle öneriyorum.

Metin Altıok – Düşerim

metinaltıok

 

Sivas Katliamı’nda yobaz piçler tarafından canı alınmış Metin Altıok’un Düşerim şiirini müthiş yorumlamış Serenad Bağcan. Tabi müzikal tüm iş Fazıl Say’ın.

bazan oturduğum yerde
kendi kendime dalıp giderim,
bulanık geçmişimle.
genişleyen halkalar çizerim,
bir düşün uyanık imgesine.

gölünüze taş düşerim.

sizse hep konuşursunuz
sığınıp kof sözlere,
kaçarak kendinizden
uğuldayan hüznünüzle.
telâşla geceyi bulursunuz.

gözünüze yaş düşerim.

Ömer Hayyam – Akılla Bir Konuşmam Oldu Dün

hayyam

 

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

Cemal Süreya – Dört Mevsim

Cemal-S

 

Yaz mezarına gömsünler bizi. :( Yazın bir mezarda yatıyor olursam çiçekler de açar üzerimde, kuşlar da öter cıvıl cıvıl, canım sıkılmaz bence :)

Bahar mezarına gömsünler sizi
Yapraklar gibi buluştunuzdu
Kokular gibi seviştinizdi
Bahar mezarına gömsünler sizi

Yaz mezarına gömsünler sizi
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi

Güz mezarına gömsünler sizi
Salkımlar gibi buluştunuzdu
Ağular gibi seviştinizdi
Güz mezarına gömsünler sizi

Kış mezarına gömsünler sizi
Sokaklar gibi buluştunuzdu
Çarşılar gibi seviştinizdi
Kış mezarına gömsünler sizi

Metin Altıok – Bu Kekre Dünyada

metinaltıok (2)

 

sevgilim
bak, geçip gidiyor zaman
aşındırarak bütün güzel duyguları
bir yarım umuttur elimizde kalan
göğüslemek için karanlık yarınları
bu kekre dünyada
yazık
geçit yok aşka
bir şey yok paylaşacak
acıdan başka

Can Yücel – Sardunyaya Ağıt

canyücelEn vurucu eserlerden biri bana göre! Deniz Gezmiş için Can baba tarafından yazılan Sardunyaya Ağıt şiiri müziğin akışıyla öyle müthiş harmanlanmış ki oturup ağlayasınız geliyor dinledikçe.

ikindiyin saat beşte
baş gardiyan rıza başta
karalar bastı koğuşa
ikindiğin saat beşte

seyre durduk tantanayı
tutuklayıp sardunyayı
attılar dip kapalıya
ikindiğin saat beşte

yataklık etmiş ki zaar
suçu tevatür ve esrar
elbet bir kızıllığı var
ikindiğin saat beşte

dirlik düzenlik kurtulur
müdür koltuğa kurulur
çiçek demire vurulur
ikindiğin saat beşte

canların gözleri yaşta
aklı idamlık yoldaşta
yeşil ölümle dalaşta
sabahleyin saat beşte

Pir Sultan Abdal – Sordum Sarı Çiğdeme

pirsultan

 

Şimdiye kadar hep ilahi olarak bilinip söylenen Sordum Sarı Çiçeğe (Yunus Emre) ile bağını merak ediyorum. Bilen, duyan yorumlarsa çok sevinirim. Müzikal anlamda harika olmuş yalnız!

sordum sarı çiğdeme
sen nerede kışlarsın
ne sorarsın hey derviş
yer altında kışlarım

sordum sarı çiğdeme
yer altında ne yersin
ne sorarsın hey derviş
kudret lokması yerim

sordum sarı çiğdeme
senin benzin ne sarı
ne sorarsın hey derviş
hak korkusun çekerim

sordum sarı çiğdeme
anan baban var mıdır
ne sorarsın hey derviş
anam yer babam yağmur

sordum sarı çiğdeme
asacığı elinde
hak kelamı dilinde
çiğdemde dervişlik var

pir sultanım erlerle
yüzü dolu nurlarla
ak sakallı pirlerle
çiğdemde dervişlik var

Orhan Veli Kanık – Efkârlanırım

orhan veli kanık

 

Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
“Kazım`ın” türküsünü söylerler,
Üsküdar`da;
Efkarlanırım.

 Orhan Veli Kanık – İstanbul’u Dinliyorum

orhanveli

 

Bu şarkıda şiirin 2, 4 ve 5. kıtalar kullanılmış.

 

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
kuşlar geçiyor, derken;
yukseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
ağlar çekiliyor dalyanlarda;
bir kadının suya değiyor ayakları;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
başımda eski alemlerin sarhoşluğu
los kayıkhaneleriyle bir yalı;
dinmiş lodosların uğultusu içinde
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
bir yosma geçiyor kaldırımdan;
küfürler, sarkılar, türküler, laf atmalar.
birşey düşüyor elinden yere;
bir gül olmalı;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Nazım Hikmet Ran – Memleketim

nazım hikmet ran

 

memleketim memleketim memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
sen şimdi saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
memleketim memleketim

Muhyiddin Arabi – İnsan İnsan

muhyiddin arabi insan insan

1, 2 ve 6 dizeler kullanılmış.

insan insan dedikleri
insan nedir şimdi bildim
can can deyü söylerlerdi
ben can nedir şimdi bildim

kendisinde buldu bulan
bulmadı taşrada kalan
müminin kalbinde olan
iman nedir şimdi bildim

muhyeddin eder hak kadir
görünür her şeyde hâzır
ayan nedir pinhan nedir
nişan nedir şimdi bildim

 

Kategoriler
Edebiyat

Can Yücel ile Sevgi Duvarı’nın ardındaki sır perdesi

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Datça Can Yücel Evi

Kaynaksız, temelsiz, reziller rezili bir yazı ile karşınızdayım yine sayın olmayan okuyucularım!

Boş odada kendi kendime konuşuyor gibiyim sayenizde, neredesiniz allasen ya, saksı mıyım ben? Niye okumuyorsunuz abi, inciniyorum diyorum neden önemsemiyorsunuz. :(

Az önce araştırdım bak siteye ulaşanların % 78’i hâlâ girip hemen çıkıyormuş. Hanginiz yapıyorsunuz lan bunu, isim verin bana, zevk mi alıyorsunuz bloga girip girip çıkmaktan?

Her neyse konuya gireyim ufak ufak, bugün size bahsedeceğim şeyin cevabını dünya üzerinde yalnızca bir kişi biliyor(du). Biliyordu, artık yok kendisi maalesef. Aslında bu bir sır, bu bir gizem, bu bir oha olayı.

Neden mi bahsediyorum?

Bak şimdi sevgili sayfayı %22 azınlıkla hemen kapatmayan okuyucum. Biz bizeyiz şurada, öyle lafımı sakınacak filan da değilim yani sonuçta yaşımızı başımızı almış insanlarız. Bahsedeceğim konu biraz enteresan olacağı için şimdiden yadırgama diye söylüyorum.




Yıllar önce bir blog sayesinde tanışmıştım Can Yücel’in Sevgi Duvarı şiiriyle. Ben yaşça o blogun sahibinden epey küçüktüm ve kız inanılmaz güzeldi. Askere filan da gitmemiştim düşün yani 8 sene öncesi filan. Oha lan 9-10 senedir blog yazıyorum hâlâ okuyucuyla kavga ediyorum, kimse okumuyor diye hayıflanıyorum, benimle başlayanlar fenomen olup edebiyatın içine sıçıyorlar, ben edebiyattan haber vereceğim diye atmadığım taklalar kalmıyor.

Ne diyordum ben ya?

Heh işte o kız kendine hep Sidikli Kontes diyordu. Ya diyordum kendi kendime bu kadar güzel bir kız nasıl kendine Sidikli Kontes der ki? O yaşlarda kontes ile ilgili bildiğim tek şey müstehcen bir fıkradan ibaretti.

Sonraları araştırdım bu Sidikli Kontes mevzusunu ve Can Yücel’in bir şiirinde geçtiğini öğrendim. Ne kadar güzel yazmış adam ya diye düşündüm, diğer şiirlerini de araştırdım filan, acayip sevmiştim Can Yücel’i.

Yıllar geçti, kız blogu kapadı, ben büyüdüm, blog hâlâ mehteran adımlarla ilerliyor falan filan. Baki kalan tek şey Can Yücel’in şiirlerinin güzelliği. :)

Ha bak bir de aklıma geldi ya, o kız sayesinde rübik küp ile tanışıp askerliğin stresi yetmezmiş gibi çantamın içine rübik küp de koymuştum. Nöbette parçalamıştım sanırım :D Neyse bunun konumuzla bir alakası yok, devam edelim.

O günden sonra Can Yücel’e karşı ciddi bir hayranlık beslerim. Haliyle onunla tanışmamı sağlayan Sevgi Duvarı şiirinin de ayrı bir yeri var bende.

Gel gelelim bu şiir hakkında çok enteresan iddialar var ortada. Can Yücel’in ne kadar muzip, ne kadar eğlenceli bir karaktere sahip olduğunu bilmeyen yoktur herhalde.

Rivayete göre Can baba aslında bu şiirde çok farklı bir uzvuna sesleniyor. Biz saf saf süpürge saçlılık, sidikli konteslik, çöpçülerin elleriyle okşamacalar filan diye düşünürken olaya bu yönüyle bakınca insan koca bir ohaaaa çekmekten kendini alamıyor. Şiiri yayınlandıktan sonra evde kıs kıs gülmüştür belki :D

İspatı ya da itirafı olan bir şey değil yalnız şiiri bir kez Can Yücel’in cinsel uzvuna yazdığı bilgisini varsayarak okursanız dediğimi daha iyi anlayacaksınız. :)

sen miydin o yalnızlığım mıydı yoksa
kör karanlıkta açardık paslı gözlerimizi
dilimizde akşamdan kalma bir küfür
salonlar piyasalar sanat sevicileri
derdim günüm insan içine çıkarmaktı seni
yakanda bir amonyak çiçeği
yalnızlığım benim sidikli kontesim
ne kadar rezil olursak o kadar iyi


kumkapı meyhanelerine dadandık
önümüzde altınbaş altın zincir fasulye pilakisi
aramızda görevliler ekipler hızır paşalar


sabahları açıklarda bulurlardı leşimi
öyle sıcaktı ki çöpçülerin elleri
çöpçülerin elleriyle okşardım seni
yalnızlığım benim süpürge saçlım
ne kadar kötü kokarsak o kadar iyi


baktım gökte bir kırmızı bir uçak
bol çelik bol yıldız bol insan
bir gece sevgi duvarını aştık
düştüğüm yer öyle açık seçik ki
başucumda bir sen varsın bir de evren
saymıyorum ölüp ölüp dirilttiklerimi
yalnızlığım benim çoğul türkülerim
ne kadar yalansız yaşarsak o kadar iyi

 

velhasıl doğru gerçek bilemeyiz lakin, enteresan olmadığını iddia edemeyiz herhalde :)

Son olarak yakın zamanda kaybettiğimiz ADAM GİBİ ADAMLARDAN  Tuncel KURTİZ’in sesinden Sevgi Duvarı şiiriyle başbaşa bırakıyorum sizleri. Tuncel baba da inceden gülüyor, işkillendim iyice ha :) Can Baba ile Tuncel Baba abi kardeş gibiymişler vakti zamanında. :)

Kategoriler
Edebiyat

Yoluma çıkan kitaplar

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Bir kaç gün önce Kitap Keşfetme Rehberi adında bir yazı yazmıştım. Nasıl ilgi gördü nasıl ilgi gördü anlatamam. :D Google Analytics’den sayfada kalma sürelerine bakıyorum, girenlerin % 70’i 0-10 saniye arasında vakit geçirmiş. Bu da demek oluyor ki muhtemelen orada bir görsel filan hoşuna gitti, sağ tıkladı, kaydetti, X’e tıkladı gitti. Vay arkadaş ya ben bunun için mi yazıyorum lan, okusanıza, valla çok ayıp ediyorsunuz, inciniyorum, kırım kırım kırılıyorum buralarda :(

Çok lazım ya ben bir de keşfettiğim kitapları paylaşayım. Bu sefer görsel de koymayacağım anasını satayım, direk kapatın lan, kapatmazsanız adam değilsiniz! :D

Neyse.

Genellikle kitaplara idefix üzerinden bakar, kitapyurdu üzerinden fiyatlarını inceler, dr.com.tr üzerinden de satın alırım (en uygun fiyatı verdiği sürece). Hali hazırda not alıp, satın alma öncesi son araştırmaya bıraktığım kitaplarımın listesi şu şekilde;

muhtemelkitaplar

 

Açlık – Knut Hamsun

Bildiğiniz gibi efsane bir kitaptır. Bu tür dramatik kitapları da seviyorum ayrıca. Yazarın biyografisini incelerken okumaya karar vermiştim. Okumamanın toplum içerisinde ayıplanacağı kitaplardan biri kanımca.

Beyaz Zenciler – Ingvar Ambjörnsen

İşte bu! Tam istediğim kafa. Yanılmıyorsam (belki size komik gelebilir ama) Nejat İşler’in hayatıyla ilgili bir yazıyı okurken not etmiştim. Sanırım başucu kitabıymış kendisinin. Nejat İşler gibi yeraltı edebiyatıyla haşır neşir birinin favori kitabıysa kesin bir Jack Kerouac – Yolda etkisi yakalarım diye düşündüm. Hakkında okuduğum yorumlar da gayet cezbediciydi. Bir de enteresan oldu iki Norveçli yazar peş peşe. İskandinavların keşfedilmemişliklerini seviyorum. (en azından benim için keşfedilmemişlik desem daha doğru olur sanırım.)

Dersaadet’te Bir Sosyalist: Parvus Efendi – Cenk Beyaz

Cidden merakta bıraktı beni Parvus Efendi. Kitap hakkında detaylı bir araştırma yapamadım henüz, olmazsa bir ara D&R’a uğradığımda incelerim. Henüz karar vermiş değilim fakat benim için ilgi çekici bir yanı var tarihsel özelliği ve ideolojik tepkileri açısından.

İkili Anlaşmaların İçyüzü – Haydar Tunçkanat

Ciddi manada nefret ettiğim (bir saniye nefret etmek nefret suçuna girer mi? pakete dahil etmesinler beni de) Adnan Menderes denilen şahsın imza attığı anlaşmaların iç yüzünü  anlatan gayet dolu bir kitap olduğu tavsiyesini aldım Sn. Hale Oyal Hanımefendi’den. Okumaya değer olduğunu düşünüyorum. Şu an bu ülke karanlıklar içinde boğuşuyorsa bunun fitilini ateşleyen kişidir Menderes. Şu anki adi pisliklerin neyi amaçladığını tam olarak kavrayabilmek için atalarının amaçlarını da öğrenmem gerekiyor. Merak ediyorum bu tür yakın tarihte yapılmış emperyalizme hizmet eden anlaşmaları.

İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Petropolitik – Hikmet Uluğbay

Dünya üzerindeki ekonomik dengeler üzerinde kendimce araştırma yaparken hem popüler, hem de ilginç bir kitaba rastladım. Aslında daha önce 2 kez tavsiye edilmişti bu kitap fakat not edip bırakmıştım kenara. Bahsi geçen kitap Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları idi. Lakin kitabın arka kapağından adı görünce sayfayı kapatmam bir oldu. Yiğt Bulut adındaki (…) parantez içini biliyorsunuz, kitabın arka kapağında yaptığı tavsiyeden sonra ciddi bir paranoya kapladı içimi. Bu hükümetin adamlarından her türlü şey beklenebilir, belki de hiç alakası olmayan fikirler gerçekmiş gibi aktarılabilir, kendi politikalarına uygun propaganda yapıyor olabilirler. Orjinal dilinde okuma imkanım olmadığı için Türkçesini de okumamaya karar verdim. Konu üzerine yine Sn. Hale Oyal Hanımefendi tarafından İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Petropolitik adlı kitabın tavsiyesini aldım. İçerik olarak çok dolu bir kitap olduğu, işe yarar ve gelecekte yaşanabileceklere dair taşları yerine oturtabilmek için ilham verici konular içerdiği bilgisine ulaştım. Okumaya değer diye düşünüyorum lakin şu sıra belki o kadar derinlere inemeyebilirim. Yine de notlarım arasında check işareti konulmuş durumda. Alacağım yani. :)

Kültürlenme Sürecinin Mitik Kahramanı Gılgamış – İsmail Gezgin

Enteresan bir kitap. Henüz okuyup okumama konusunda net bir karara varmış değilim, gidip kitapçıda inceledikten sonra satın alabilirim belki. Şu an için muamma durumda.

Maldoror’un Şarkıları – Comte De Lautreamont

Yazar 19.yy Fransız edebiyatındaki en enteresan kişilerden biri. Kitap hakkında bir makale okumuş, paylaşılmış pasajlarına vurulmuştum.

“Yaşamı berbat bir yara gibi karşıladım ve intiharın bile bu yarayı iyileştirmesini yasakladım. İsterim ki, sonsuzluğunun her anında bu açık çatlağı görsün Yaratıcı. Ona verdiğim cezadır bu.’’

 

“Tanrı’dan dilerim ki; yüreklenen ve okuduğu bu kitap gibi geçici olarak canavarlaşan okur, bu kasvetli ve zehirli sayfaların ıssız bataklıklarında sarp ve yabanıl yolunu şaşırmadan bulur. Çünkü kesin bir mantık ve en azından kuşkusuna denk bir ruhsal gerilimle başlamazsa okumasına, bu kitabın saçtığı kokular tıpkı şekerin suyu içmesi gibi emecektir ruhunu. Bundan sonraki sayfaları her önüne gelenin okuması hiç de faydalı olmaz; ancak pek az insan tadına varabilir, başını belaya sokmadan, bu acı meyvenin. Öyleyse, sen, çekingen ruh, böyle el değmemiş fundalıkların uzak derinliklerine girmeden önce, adımlarını ileriye değil geriye at. ‘’
Kitap hakkında detaylı bilgiye bağlantılı yazıdan ulaşabilirsiniz.

Sanat Tarihinin Tarihi – Vernon Hyde Minor

Benim gibi ilgi duyup jargonlar nedeniyle tam olarak vakıf olamayanlar için incelenmesi gereken bir kitap. Hakkında güzel bir yazı okumuş ve incelemeye karar vermiştim. Yine bir kitapçı serüveni neticesinde satın alabileceğim sanırım. Zira internet üzerinden araştırmalarımda süper bilgilere erişebilmiş değilim, riske giremem. 22,50 Lira az para mı allasen? Gerçi beklediğim gibi çıksa iki katını da veririm de işte bir kenara fırlatıp tozlu tozlu yer kaplama ihtimali de var.

 

Alın okuyun demiyorum, bunlar benim ilgimi çekti belki benzer konulara ilgi duyuyorsunuzdur, kazayla da olsa bloga giren 1-2 kişinin işine yarar diye paylaşayım dedim. :(

Okumayın siz okumayın, soracağım ben bunların hesabını. :/

Küsgen Bloggerdan Sevgiler.

(Kapat kapat çekinme, öylesine yazıyorum zaten -_-)

Kategoriler
Edebiyat

Kitap Keşfetme Rehberi

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

somanybooksHay lanet olsun ya şu ilk cümleyi bir kuramadım! Blogumun yeni temasına yakışır kalitede bir yazı yazmak istiyorum ama bir türlü toparlayamadım kafamda ne yazacağımı. Ho ho hoo sakin ol şampiyon, öyle kalite filan deyince çılgın şeyler bekleme benden.

Kitap seçme ve alma sürecimi aktarayım bari, en azından içinde kitap var diye kaliteli zannedilebilir. :D

Efendim ben öyle kulaktan dolma kitap satın alan biri değilim. Bilhassa bestseller denilen gruptan olabildiğince uzak durmaya çalışırım. Edebiyat değil ticaret yaptıklarını düşünüyorum, vakit kaybı geliyor onları okumak. Okuyana saygı duyarım lakin beni daha anlamlı, derin kitaplar etkiliyor. (çok mu karizma oldu böyle küçümsermiş gibi yapınca ya?)

Başlığı Kitap Keşfetme Rehberi şeklinde attığıma bakmayın, daha çok interneti etkin kullanabilme, düzenli olabilmeyle ilgili şeyler içerecek sanırım yazı. Bilmiyorum yani daha kafamda tam oluşturamadım ne anlatacağımı, bir başlayalım devamı gelir bir şekilde. (Yaşam felsefem!)

Yolculuğa Çıkmadan Önce Çantamızda Bulunması Gereken Malzemeler

  • Google Chrome
  • Akıllı Cep Telefonu
  • Radar (algı, dikkat, odaklanmak vs. işte ya)
  • Kaliteli arkadaşlar
  • Envai çeşit blog
  • Goodreads
  • Ekşi Sözlük
  • Feedly
  • Readability
  • Wunderlist

Bakalım ben buradan kitaba nasıl bağlayabileceğim olayı, çok merak ediyorum sayın okuyucu. Sen de diyorsundur şimdi “ne yapıyor abi bu adam” diye içinden. Sakin ol, bana güven. Olabildiğince az saçmalayarak bu yazıyı bitireceğim! (İnanmak başarmanın yarısıdır.)

Radar

glasses_by_scarycherie

Eğer bir kitap avcısıysan mutlak suretle radarların açık olacak sayın okuyucum. Bir metnin, bir filmin, bir dizinin, bir şarkının içinde eğer kitap geçiyorsa sen ne yapıp edip o kitap hakkında bilgi toplayacaksın! Kitap geçmese de dikkat edeceksin, belki o ilgilenmediğin şey bir kitap olabilir. Mesela Teoman – İki Yabancı. Ne diyor orada? Çölde Çay filminden!

Çölde Çay?

Belki sevimli bir kitaptır kendisi. Yaaaa kıps ;) Anladın mı mevzuyu, av her yerde olabilir. Ne yapıyoruz? Not ediyoruz potansiyel avımızı. Duruyor kenarda o, satın almıyoruz hemen.

Odaklanmadan cidden iyi bir şeyler yakalamak çok zor güzeller güzeli avcı dostum benim. Merak edip hep bir şeyleri kurcuklamak gerekiyor.

Ne diyor Einstein baba;

Hiçbir özel yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım. 

 

Arkadaşlar

We-Love-Books

Bir kitap avcısının en büyük silahı şüphesiz ki kaliteli arkadaşlarıdır, bunda hemfikiriz sanırım. Mesela size en azından Tutunamayanlar’ı okuyamadım diyorsa o kaliteli bir arkadaştır. Çünkü dünya para sayıp gidip o kitabı almıştır. Dünya para sayıp Pucca alan insanla bir olur mu hiç allasen? O insana inan, o insana güven bir kere! Onun sana söylediği kitapları hemen koşa koşa gidip alma ama not et. Not avın en önemli kısmı, unutma bunu.

Bir kitabı bitirdiysen git arkadaşınla sohbet et. Kitap önerilerinin (kaynak popom olmakla beraber) %80’i biten kitaplar hakkındaki sohbetlerden doğar.

Okuduğun yazarın belki bir başka kitabını okumuştur, o konuyla alakalı başka bir kitap okumuştur, onun da kafasını kurcalayan araştırmaya değer bir kitap vardı belki aklında vs. vs.  Arkadaşlarınızla diyaloğu sürdürürseniz siz ava değil av size doğru koşar.

 

Envai Çeşit Blog

blogs

Evet blogcular da senin, benim gibi insanlar. Güzel insanlar ayrıca, çünkü yazmak gibi güzel bir şeyle vakitlerini değerlendiriyorlar. Seviyoruz biz o insanları. Söylediklerini de dikkate alıyoruz eğer doğru düzgün şeyler yazıyorsa. Tabi doğru düzgün şeyler yazan blogculara fazla ilgi duyup; benim gibi problemli blogcuları da unutmayın. Tek tük güzel yazılar çıkabiliyor, sonra yazık oluyor bana. :(

Güzel blogcuları nereden bulacağım? Bana balık ver Varol, tutmuşsun işte lafı ağzında geveleme diyorsun, biliyorum. Sakin ol öncelikle ve o elini indir. Keep Calm and bik bik işte biliyorsun olayları. Eğer okumayacaksan gerçekten bir anlamı yok tüm bu yazdıklarımın. Çünkü o bloglar bazen çok enteresan şeyler sunabiliyorlar. Arkadaş gibi düşün ya, arada sırada seninle sohbet eder gibi. Şimdi başını onların fısıltılarına doğru uzat ve kulak ver, ne diyorlar bir dinle.

Blog listesi için biraz beklemen gerekecek, yazının devamında bu konuyla bağlantılı farklı bir şey anlatacağım. Toplu halde Türkiye’deki en işe yarar edebiyat bloglarının olduğu bir opml dosyası paylaşacağım.

OPML?

O ne ki?

Tamam bekle işte, her şeyin bir şeyi var di mi?

Goodreads

goodreads-logo

Bak işte harika bir site burası. Lakin ilk başlarda biraz arsız olmak gerekiyor. Mağaradan yeni çıkmış gibi her önüme gelen çok kitap okumuş insanı eklemiştim bu sitede. İşin güzel tarafı kimse için bir problem oluşturmuyordu bu durum çünkü esas olan konu paylaşımdı. Paylaşılan şey ise kitaplar! Yaniiii, anladın sen olayı. Radar, radar, radar.

Ben bu siteyi üç şekilde değerlendiriyorum;

  • ilki gayet aktif kitap okuyucularının paylaşımları sayesinde kaliteli kitaplardan haberdar olabilmek için,
  • ikincisi ilgimi çekmiş kitaplar hakkında diğer kullanıcıların ne düşündüklerini öğrenebilmek ve okuyup okumamak için karar verebilmek için,
  • üçüncüsü ise kendi okuma disiplinimi sağlayabilmek için.

Kesinlikle bu siteye üye olmalısın. Utanıp çekinmeden de aktif kullanıcıları arkadaş olarak eklemeli ya da follow etmelisin. Faydasını göreceksin, emin ol.

Ekşi Sözlük

eksıı

Bir ekşi sözlük yazarı olarak kabul ediyorum ki çok boş beleş adam var benim gibi. Lakin ciddi manada işe yarar şeyler yazan öyle güzel insanlar da var ki insanın ufkunu iki katına çıkarıyor. Örneğin bir konuda araştırma gereği duyuyorsam kesinlikle Wikipedia ile birlikte Ekşi’ye de bakarım. Velhasıl sözlüğün kitaplarla ilgili olan kısmı ise şöyle açıklanabilir.

gibi gibi gibi. Tabi sözlükte yazan her şey mi güzel arkadaşım, o kadar mı harika diyorsun biliyorum. Değil!

Sözlüğü etkin kullanabilmek için bir kaç yol var aslında. İlki okuduğun şeyin gerçekliğinden emin olabilmek için yazarın profiline girip hangi konularda insani şeyler yazmış, troll mü yoksa bir yekta kopan mı? Yazarı araştırmak için vakit kaybetmek yerine bir güzellik daha var o da şu şekilde oluyor.

Mesela diyelim Ekşi üzerinde bir kitap araştırıyorsun ve salak saçma şeyler gözüne çarpıyor. Hemen aşağıdaki görseldeki gibi bir sıralama yapıyorsun. Bu sayede yazarlar ve okurlar tarafından en beğenilen entryler ilk sıralara geliyor. Örneğin bir yazarın ne kadar iyi olup olmadığını bu sıralama ile daha kolay şekilde kavrayabilirsin. Bir kitabın ne kadar okumaya değer olduğu hakkında minik fikirler edinebilirsin.

 

Şukelasına göre sıralanmamış başlık, meyvesi en üst dallarında olan ağaca benzer. Ulaşmak için ya merdivene çıkacaksın ya da dalı kendine doğru çekeceksin.

 

 

Feedly

feedly-logo-june-2012-black-color

Şimdi sıra geldi yukarıda bahsettiğim über blogları takip etme olayına. Düşünsene ben buraya 60 tane blog adresi yazsam kaçını düzenli olarak takip edebilirsin? Bugün baksan yarın bakmazsın, esas olan konu düzenli olmak zaten. Bizim ihtiyacımızı tam anlamıyla gören harika bir uygulama Feedly. Google Chrome üzerinden ve bir sürü platform da da çalışabilen leziz ötesi bir şey. Gmail hesabınızla giriş yapıp hemen kullanmaya başlayabilirsiniz. Takip etmek istediğiniz siteleri +Add Content butonuna tıklayarak ekleyebilir, istediğiniz kategorilere göre ayırabilirsiniz.

Yukarıda bahsettiğim OPML olayı da tam olarak bu uygulama ile ilgili işte. Güncel olarak takip ettiğim tüm blogların yer aldığı bir içerik dosyası oluyor kendisi. Kendi feedly hesabınıza import ederek siz de kolay şekilde takibe başlayabilirsiniz bu siteleri.

Güncel Edebiyat Blogları OPML Dosyası

Genellikle güzel incelemeler, yeni kitap haberleri, yazarlarla söyleşiler ya da ona benzer şeyler içeriyor. Belki hemen süper kitaplar keşfedemezsiniz fakat güncel edebiyat haberlerine en kolay şekilde ulaşmış olursunuz. :)

Blogları takip etmek güzel ama işte herkesin Varol.us gibi mükemmel tasarımda siteleri yok ki. Bazen yazıların devamını okumak istediğinde, siteye ulaşman gerekiyor ve o da ne? Kelebekler, kayan yazılar, abidik kubidik renkler, kargacık burgacık yazılar. Okuduğuna da okuyacağına da siteye girdiğine de pişman olabiliyorsun. Zaten yazıya odaklanamıyorsun ki o berbat tasarımlardan dolayı.

Peki ne yapıyorsun sayın avcı dostum?

Readability

readability-m

Bu uygulama sayesinde saçma sapan site tasarımlarından, reklamlarından öyle güzel, öyle şukela bir şekilde kurtuluyorsun ki aklın çıkar. Cillop gibi yazıyla başbaşa bırakıyor seni, üstelik hiç gözün yorulmuyor, fontlar gayet büyük bir şekilde önüne geliyor. Bu uygulamaya da yine bir çok platformda olduğu gibi öncelikli olarak Google Chrome üzerinden erişebiliyorsun. Yapman gereken çok basit;

Şuradan eklentiyi kuruyorsun tarayıcına ve kargacık burgacık yazılı makaledeyken sağ üst köşedeki Readability’nin koltuklu simgesine tıklıyorsun. O tüm gereksiz şeyleri temizleyiveriyor senin için. :)

Facebook hesabınla giriş yapabilirsin.

Wunderlist

Wunderlist

Evet bu da hep bahsettiğim ilginç kitapları not alma şeysi. Yine bir çok platformda kullanabildiğiniz gibi Google Chrome üzerinden de ulaşabiliyorsunuz notlarınıza. Kendinize kitaplar diye bir kategori oluşturup notlarınızı onun içine atabilirsiniz. Daha kapsamlı evernote tarzında uygulamalar da var elbette ama Wunderlist muhtemelen en pratiği not uygulamaları içinde.

Son-uç

Şimdiye kadar kitapların olduğu mecralara nasıl yaklaşılır, kitap haberleri düzenli olarak nasıl takip edilir, ilgi çekici mevzulardan nasıl bilgi sahibi olunur tarzı şeyler anlattım. Tabi bu sayede kitaplar da keşfedilebiliyor. İşin asıl zor kısmı araştırma yapmak ve kitabı satın almaya karar vermek.

En güzel kısmı da okumak elbette. :)

Ne bekliyordun abi, mucize listeler mi dökeyim önüne, evine kitaplar mı yığdırayım, çılgın çılgın kitap isimleri mi vereyim? Ne istiyorsun. Un var, şeker var bundan sonra helvayı da sen yap bir zahmet ya. :D

 

Kategoriler
Edebiyat

Kinyas ve Kayra’laşamamak

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

c5bb98a00b1e11e393a222000a1fb70a_7

Benim problemim tam olarak ne bilmiyorum, bir türlü adapte olamadım bu kitaba. Motive olmak için araya kitaplar sokuşturdum, genellikle uyguladığım taktiktir bu, mesela; bir kitap sıkmaya başladıysa hemen daha eğlenceli ve hızlı akabilecek bir kitaba başlar sonra geri döner sıkıldığım kitaba devam ederdim, işin ilginci o sıkıcı gelen kitap çok sıkmamaya da başlardı. Belki bu zamana kadar şans yanımdaydı, bilemiyorum.

Yeraltı edebiyatını seviyorum, duymak istemediğim gerçekleri yüzüme vuruyor, benim gibi hayallerde yaşayan baağzı denyolara haddini bildiriyor, güzel oluyor yani susup kalabiliyorum sayesinde fakat Kinyas ve Kayra galiba fazla ürkütücü geldi bana. Çok mu yeraltı edebiyatı acaba? Diğerleri daha mı yüzeye yakındılar?

Olabilir yani, korkmuş olabilirim bu kitaptan. Fazlasıyla bir hiçlik içeriyor gelebildiğim 130-140 sayfa kadarki bölümde. Hiç olmak zaten yeterince sahip olduğum bir vasıf. Bir başkasının hayal dünyasındaki hiçliği kendi hiçliğime katarak daha da bunalmak istemiyorum belki. Benliğimin kendi kendine geliştirdiği bir direnç de olabilir bu.

Kolay pes eden birisiyim, herhangi bir konuda elle tutulur bir istikrara da sahip değilim. Olmuyor mu? Olmuyor o zaman. Olacak demek bir huzursuzluğa neden oluyor nedenini bilmediğim bir şekilde, akışa engel olmak istemiyor olabilirim, dengeyi değiştirecek kişi olmayı istemiyor olabilirim, güvensiz olabilirim, fazla güveniyor olabilirim, bilmiyorum ama ben yıllardır bu şekilde bir yaşamın içindeyim.

En basitinden bir şarkı dinlerken bile sözlerini duymuyorum. Söz, müzik ile bütünleşik bir şey, bir anlatım biçimi değil, öyle algılayamıyorum yani. Ezginin Günlüğü misal; dinliyorum ama içindeki sözlerin bana ait olduğunu hiçbir zaman düşünemiyorum, düşünemedim. Birilerinin hayatlarıyla ilgili konulardı, onlar aşık olurlar, onlar terlikleriyle giderler sevgililerine, onlar rüya görür, yüzünü görmeden severlerdi, düşler sokağından geçerlerdi, beni ilgilendiren bir yanı olmuyordu. Belki % 10, çok sarhoşsam eğer. Eminim ama daha fazlası olmadı hiç. Müziği sevdim ben daha çok, rahatlatıcı halini, ezgisini. Öyle alışmışım.

Bu yüzden sözlerini daha az anladığım yabancı parçaları tercih etmeye alıştım galiba. Onları anlamak ve benimle özdeşleştirebilmem için kafa yormam gerekiyordu, yormuyordum. Çalıyordu ve ben dinliyordum, bu kadar.

Kinyas ve Kayra’nın çok karanlık dünyaları galiba benim gri tarafımı daha koyu hale getirecek, bu yüzden kendiliğinden gelişmiş kaçma dürtüm kitaba odaklanabilmeme engel oluyor. Müzik gibi. Benim tek suçum kendim için renksiz bir oyunu başlatmış olmam, kalanını dünya halletti zaten.

Teşekkür ediyorum Hakan Günday, gerçekten çok kaliteli bir kitap ama bana uygun değil ne yazık ki…

Benim daha benimle alakası olmayacak ütopik, distopik, biyografik ya da ucu bir şekilde bana dokunmayacak kitaplara ihtiyacım var galiba.

İyi gelmedin yani, üzgünüm.

Belki bir gün kurtulabilirsem iç dünyamın şu hastalıklı halinden, yeniden denerim. :)

Olmuyorsa, olmuyordur. Değil mi?

Olmasın o zaman!