Kategoriler
Edebiyat

Tezer Özlü – Yaşamın Ucuna Yolculuk

tezer-ozlu-yasamin-ucuna-yolculuk

Çevremde bu kitabı okuyup da sevmeyen kimseyi görmedim. Hakkında neler duydum neler… Oğuz Atay’ın kadın versiyonu olduğunu, Jean-Paul Sartre’ın Bulantı kitabı kadar derin bir varoluşçuluk içerdiği, Türk edebiyatının en harika eserlerinden biri olduğunu bla bla bla.

Şahsi kanaatim; evet güzel bir kitap, süslü cümleler var, kimi yerde Tezer Özlü’nün varoluş sancılarını gerçekten hissediyorsunuz fakat anlatıldığı kadar mükemmel bir eser kesinlikle değil. Kitap; intihar ederek ölen Cesare Pavese’nin yaşadığı topraklara doğru seyahat eden Tezer Özlü’nün gezi notları tadında ilerliyor. Çeşitli ülkeler geziyor, gezdiği yerlerde bohem ruh halinden kesitler sunuyor. Bir bütünlük söz konusu değil, birbirinden kopuk anlatılar var yalnızca.

tezerözlü

Bir derinlik hissettim desem yalan olur. Hani ne bileyim, durduk yere duvarlardan duvarlara vursun beni, parça parça etsin, aman tanrım ben neden varım ki gerçekten dedirtsin. Böyle bir şey yok, felsefe anlamında eleştireceksek bence kesinlikle yeterli değil.

Edebi olarak sorgulayacaksak, bahsettiğim gibi kopuk, derinlik ve anlatım açısından pek bir yaratıcılık söz konusu değil. Buğday ve mısır tarlaları, ağrıyan diş, gökyüzü. Bunları kitabın içinde defalarca görmek okurken beni rahatsız etti. Zengin bir anlatım bulamadım. Zengin anlatım deyince aklıma Vladimir Nabokov’un Lolita’sı gelir hep ve ona ne kadar yakın diye kıyaslarım. Üzgünüm ama kıyaslanamayacak kadar vasattı. Eh bir de Sartre’ın Bulantı’sı ile bir müsabaka düzenleyecek değilim, o tümüyle balon! Oğuz Atay konusuna hiç hiç girmeyelim.

Ciddi bir pazarlama ürünü olduğunu düşünüyorum bu kitabın.

tezer

Yanlış anlaşılmasın ben yerden yere vurmak amacı ile bu satırları yazmıyorum, sadece abartılmasına karşı bir eleştiri yapmak niyetindeyim. Güzel kitap, gezi notları var, varoluşçuluğa dokunuyor yer yer, aforizmavari cümleler barındırıyor denilse eyvallah der gayet mutlu mesut kapatırdım kitabı. Ancak aradığımı bulamayışım biraz sinirimi bozdu.

Bir de tutarsızlık da mevcut. Ülke ülke gezip, özgür seks mottosuyla mutlu bir seyahat sürerken kısım kısım sorgulamalar yer alıyor. Hani şunu diyemeyiz, Tezer Özlü bir yolculuğa çıkıyor ve başından sonuna bohem bir şekilde varlığın derinliğine iniyor. Yok böyle bir şey.

İnsanlarda bir de Nilgün Marmara gibi bir algı var Tezer Özlü’ye dair. İntihar konusuna düşkünlüğü okurları tarafından intihar ettiği düşüncesi yaratıyor sanırım. Halbuki kanserden yaşama veda etti.

Yeter bu kadar bence. O kadar seveni olan bir yazar için bu satırları yazmak hiç akıl kârı değil ya neyse. :)

Altını çizdiklerim

“Kendini bana sunan her şeyi, yetişmekte, solumakta ya da ölmekte olan her şeyi ya da ölmüş olanı daha da büyük biçimlendirmem gerek. Doğanın, yaşamın, düşlerin,duyguların bana sunabildiğinden daha çoğunu yaşamam, daha çoğunu algılamam, daha büyüğünü duymam gerek. Her nesneyi, her canlıyı, herhangi bir insanı, anlık her görüntüyü yaşantıya dönüştürmeliyim. Yaşamı büyütmek, kendimce geliştirmek, derinleştirmek, genişletmek, rüzgarlarla estirmek, yağmurlarla yağdırmalıyım, ta ki kendimi canlı ya da cansız, doğmuş ya da doğmamış tek bir nokta olarak görene dek. Ve kendi üzerimde kurduğum bu egemenlikle ölümü de büyütmem gerek. Yaşamım, ölümüm her yaşam, her aşk ve her ölüm olmalı.”

“Biz kendimizi kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” (Pavese’ye ait.)

“Sordukları zaman, bana ne iş yaptığımı, evli olup olmadığımı, kocamın ne iş yaptığını, ana babamın ne olduklarını sordukları zaman, ne gibi koşullarda yaşadığımı, yanıtlarımı nasıl memnunlukla onayladıklarını yüzlerinde okuyorum. Ve hepsine haykırmak istiyorum. Onayladığınız yanıtlar yalnız bir yüzey, benim gerçeğimle bağdaşmayan bir yüzey. Ne düzenli bir iş, ne iyi bir konut, ne sizin “medeni durum” dediğiniz durumsuzluk, ne de başarılı bir birey olmak, ya da sayılmak benim gerçeğim değil. Bu kolay olgulara, siz bu düzeni böylesine saptadığınız için ben de eriştim. Hem de hiç bir çaba harcamadan. Belki de hiç istediğim gibi çalışmadan. İstediğiniz düzene ayak uydurmak o denli kolay ki…

Ama insanın gerçek yeteneğini, tüm yaşamını, kanını, aklını, varoluşunu verdiği iç dünyasının olgularının sizler için hiç bir değeri yok ki. Bırakıyorsun insan onları kendisiyle birlikte gömsün. Ama hayır, hiç değilse susarak hepsini yüzünüze haykırmak istiyorum. Sizin düzeninizle, akıl anlayışınızla, namus anlayışınızla, başarı anlayışınızla hiç bağdaşan yönüm yok. Aranızda dolaşmak için giyiniyorum. Hem de iyi giyiniyorum. İyi giyinene iyi yer verdiğiniz için. Aranızda dolaşmak için çalışıyorum. İstediğimi çalışmama izin vermediğiniz için. İçgüdülerimi hiç bir işte uygulamama izin vermediğiniz için. Hiç bir çaba harcamadan bunları yapabiliyorum, bir şey yapıldı sanıyorsunuz.

Yaşamım boyunca içimi kemirttiniz. Evlerinizle. Okullarınızla. İş yerlerinizle. Özel ya da resmi kuruluşlarınızla içimi kemirttiniz. Ölmek istedim, dirilttiniz. Yazı yazmak istedim, aç kalırsın, dediniz. Aç kalmayı denedim, serum verdiniz. Delirdim, kafama elektrik verdiniz. Hiç aile olunmayacak bir insanla bir araya geldim, gene aile olduk. Ben bütün bunların dışındayım. Şimdi tek konuğu olduğum bu otelden ayrılırken, hangi otobüs ya da tren istasyonuna, hangi havaalanı ya da hangi limana doğru gideceğimi bilmediğim bu sabahta, iyi, başarılı, düzenli bir insandan başka her şey olduğumu duyuyorum.”

“Yalnız sağlıklı insan aklı yaşansaydı, değmezdi yaşamaya, can sıkıcı olurdu. Tam aksine güzel olan dünyanın gökyüzü altında bir deliler topluluğunu andırması” (Pavese’ye ait.)

“Bütün yaşama cesaretii ölülerden alıyorum. Anlatılarında yaşadığım ölülerden. Bu kahrolası dünyayı, yaşanır bir dünyaya dönüştürmeyi başarmış ölülerden. Dünyanın ihtiyacı olan, her olguyu vermiş, söylemiş, yazmış ölülerden.”

“Acılar olmadan yazılabilir mi? Edebiyat, yaşam ve ölümün sınırlarının artık acıları tutamadığı, tutmaya yeterli olmadığı yerde başlamıyor mu?” (Pavese’ye ait.)

Bu kitaptan gerçek bir tat alabilmek için önce Cesare Pavese okumak gerekiyor sanırım.

Sözün özü; ben Türkçe bir anlatı olarak gerçekten sevdim. Ne kitaplar var verdiğiniz paranın zerresini hak etmiyor. Yaşamın Ucuna Yolculuk öyle değil, sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum bedelinin. Tek problem abartılmış olması. O da belki Türkçe olarak fazla bohem bir konseptte eser olmayışıdır, kim bilir?

Ne dinlemeliyim?

Şahsen Pavese adı bende Pavane’yi çağrıştırdı. :) Pek eğreti duracağını sanmıyorum.

Nasıl satın alabilirim?

Ben ekonomi insanıyım ve fazlasıyla sabırsızım, bu sebeple kargo ücretine ve teslimat süresine özellikle dikkat ederim kitap alırken. Tavsiyem babil.com’un ücretsiz kargo kampanyasından faydalanmanız. Siparişinizin ertesi günü teslimat (babil.com’un küçük hediyesi ile birlikte) gerçekleşiyor. :)

http://www.babil.com/urunler/1341146/yasamin-ucuna-yolculuk adresinden satın alabilirsiniz.

Kategoriler
Edebiyat

Orospu Kırmızı – Umay Umay

umay umay - orospu kırmızı

Beyoğlu’nun ve Kadıköy’ün güzel insanları varmış yakın zaman eskilerinde. Hani bir ara yazmıştım yağmurlu gecelerde PTT kulübelerinde elinde birasıyla sevgilisini arayanlar vardı. O abiler ve ablalardı işte onlar. Tahminen 90’ların başlarına denk geliyor deli gençlikleri; jenerasyonumun henüz çocukluğunu sokak aralarında geçirdiği, akşamları ödevlerin hazırladığı yıllara.

Seviyorum ben o insanların kafalarını. Şimdiki bizlerin ataları bir bakıma. Darbeli, baskılı, bir bok olamayışlı, sancılı, herkesin efendi sikik evlat beklentisi içinde olduğu dönemde hayır ben başka biriyim, sizin istediğiniz gibi olmak zorunda değilim diyebilen, zincirleri kırmayı başarmış insanlar onlar. En iyi ihtimalle 40’lı yaşlarındalar şimdilerde.

umay-umay_289581

Umay Umay o ekolün en marjinallerinden biriymiş. Hayal meyal hatırlıyorum TV’deki renkli saçlı kliplerini filan. Bunu şimdi herkes yapabilir ama 90’larda bunu yapmak büyük iş bence.

Geçenlerde o eskiden basılan bir kitabının yeniden basıldığını okumuştum. Ekşi’de biraz araştırmamla sözcük ve cümlelerinin en sevdiğim üslupta olduğunu görüp, tereddütsüz hemen okumaya karar verdim.

Sürekli kaybeden kadınlar güzeldir. Mutlu insanların içinde bahaneler arayan kadınlar mutlulardan daha güzeldir. Özgür kadınlar güzeldir. Şimdinin Marla Singer tribindeki ergenlerinden bahsetmiyorum, gerçekten kaybedişleri gülümsemelerinden okunan kadınlardan bahsediyorum. Umursamaz kadınlar… En güzeli onlar.

Bu kitap o kadının defteri sanki. Beyoğlu’nun ıslak caddelerinde makyajı akmış, ağlayan kadının sesi. Sarhoş uzandığı yatağında aklından geçenler belki de.

Yeraltı edebiyatı mı dersiniz, kirli sözcüklü kısa masallar mı? Bilmiyorum, ben sevdim.

Altını çizdiklerimi paylaşmama gerek kalmadı, youtube’da biri benim yerime seslendirmiş. :)

Eğer bu türü seviyorsanız kesinlikle tavsiye ederim.

Kategoriler
Edebiyat

Dul – Jean-Louis Fournier

jean-louis fournier

Fransız sinemacı ve yazar Jean-Louis Fournier’nin Dul kitabı hakkında bir kaç yazı okumuştum farklı edebiyat bloglarında. Konusu ilgimi çekmişti, belki sizler de ilgi duyabilirsiniz. 60’lı yaşlarındaki yazarımız yaklaşık 40 yılını birlikte geçirdiği eşinin ölümünün ardından onsuz geçen günlerini anlatı şeklinde kaleme almış.

Genel olarak vıcık vıcık aşk kitaplarını sevmem. Vıcık vıcık insanları da sevmem. (Of gidişat atarlanmaya doğru gidiyor, edebiyat ekseninden sapmasam iyi olacak. :) ) Yalnız acılı olaylar her zaman beni cezbeder. Aşkın güzelliği, yüceliği filan değil de aşkın öncesi ve sonrasında çekilen acıları okumaktan keyif alıyorum. Örneğin Genç Werther’in Acıları, Kolera Günlerinde Aşk, Kürk Mantolu Madonna vs.

Yazar öyle destansı bir edebiyat ürünü ortaya koymuş değil fakat kitap konu itibari ile vurucu geldi bana. Zaman zaman gözümde canlandı yaşadıkları. Tabi evli olmadığım için bir eşin sevgiliden ne kadar daha öte olabileceği hakkında hiçbir fikrim yok. Yani sürekli benzer ortamlarda olup, genellikle aynı şeyleri izleyip, aynı problemlerle karşı karşıya kalıp, aynı çatı altında onlarca yıl geçirip, her sabah aynı yüzü görüp ve bıkmadan, saygıyla her gün başından geçenleri dinleme durumu takdir edersiniz ki çok kolay kavranabilir bir durum değil reel olarak. Teorik olarak böyle de işin pratiğe dönüşmüş halinden bahsediyorum, anne babaları örnek olarak görebiliriz mesela, onlar daha net anlayabilirler belki yazarın durumunu.

dul

Altını çizdiklerim

 “Çok tuhaf, insanlar büyük bir mutsuzluk yaşayanlara mutluluktan bahsedemiyor. Anlamıyorum. Aslında tam da büyük bir mutsuzluk halinde mutluluk dileklerine ihtiyaç vardır, halihazırda mutlu olanların ihtiyacı yoktur. Mutsuz olduğunuzda, sanki herkes öyle kalmanızı diliyor, sonsuza kadar.”

“Hâlâ mektup geliyor sana, açıyorum onları. Günün birinde belki seni çılgınca seven bir aşığın mektubu çıkacak karşıma. Sana bozulmayacağımı düşünüyorum, hatta belki onunla tanışmak, ona senden bahsetmek isteyeceğim”

“Akranlarımın birer birer öldüğünü gördükçe, beni en çok, “hatırlıyor musun?” diye sorabileceğim kimsenin kalmayacağı gün korkutuyor”

“Sokakta çiftler gördüğümde kendi kendime şunu soruyorum: Önce hangisi ölecek?”

“Bir kitap var ki, henüz bitirmemişsin, ne yazık ki bitiremeyeceksin de. Ona devam etmek istiyorum. Senin yerine okuyacağım.”

“Artık her sabah yalnız uyanıyorum. Uyanır uyanmaz aklıma gelmiyor öldüğün, sanki her sabah tekrar ölüyorsun.”

“Sevdiğimiz insanlar bütün eşyalarıyla ölmeli.”

“Saatini buldum, sana aldığım saat. Hâlâ çalışıyor, keşke o dursaydı.”

 

Hakkında ne kötü bir kitap diyebilirim, ne de başucu kitabı. Sadece güzel denilebilir. Çok güzel de değil, sadece güzel. Daha kaliteli bir çeviri olsaydı farklı olabilir miydi bilemiyorum. Çevirisi biraz soğuk geldi bana. Yani benim için öyle, sizin için ne ifade edebileceği hakkında bir fikrim yok. Kitabı okurken nedense aklıma Woody Allen’ın Midnight in Paris filmindeki bir parça geldi. Belki okurken siz de eşlik etmesini isteyebilirsiniz.

Satın almak için: http://www.babil.com/urunler/1262862/dul

Keyifli okumalar. :)

Kategoriler
Edebiyat Kişisel

The Ringo Jets filan

Şu sıralar siyasetten, ıvır zıvırdan kaçabildiğim kadar kaçıyorum. Son olarak Oy ve Ötesi ile elimden gelen her şeyi yaptığıma inanıyorum, içim çok rahat. Yalnız kaybettim resmen kendimi, apır sapır bir insana dönüştüm. Ruhsal olarak dinlenmeye çalışıyorum. Yarım kalan kitaplarımı tamamlamayı düşünüyorum öncelikle.

yarım kalan kitaplar

 

 

Yukarıdaki görselde görüldüğü üzere böyle rezil bir tabloya sahibim. Başlayıp başlayıp Gezi’den bu yana gündem dolayısı ile okuma hevesinden usanıp yeni bir kitap ile şansımı denemeye çalıştım. Tabi bir kaç istisna dışında hiçbir kitabı da bitiremedim. Bak bu listede bir de Ece Temelkuran’ın Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita eksik, ona da başlayıp yarım bıraktım ne yazık ki. :(

Her neyse toparlanma vaktim geldi de geçiyor bile. Okuyamamanın eksikliğini ciddi oranda hissediyorum çünkü…

Bir de yeni müzikler var tabi bak. Yüzyüzeyken Konuşuruz adlı gruba bayılıyorum! Bir diğeri de The Ringo Jets!

Harikalar abi ya, yerinde duramıyorsun. Amazon.com üzerinden Sandisk Sansa Clip+ Mp3 Player almayı düşünüyorum sırf onları daha kaliteli dinleyebilmek için. Bi ara canlı dinlemeliyim kesinlikle!

Eğer spotify kullanıyorsanız The Ringo Jets’in albümüne buradan ulaşabilirsiniz.

Bahar geldi neredeyse ama ben tatil planımı netleştiremedim. Bu yaz Almanya’ya babaannemin yanına oradan Fransa gibi bir hayalim vardı ama yılbaşındaki trafik kazam beni farklı düşüncelere itti. Malum arabasız kaldım, ekonomi yapıyorum, biraz daha üzerine ekleyip Ford Fiesta 1.4 TDCI alabilirim. Belki de yemişim lan arabasını deyip tüm parayı da yiyebilirim. :D Şu an hiçbir fikrim yok anasını satayım. Düşünmek de istemiyorum. Az bi dinleneyim, bakacağım yoluma.

Eyyorlamam bu kadar. Siz de yormayın kendinizi. Azıcık rahatlatın kafanızı.

Kategoriler
Edebiyat

Fazıl Say – İlk Şarkılar

FAZILSAYCOVER1

Açık konuşayım abi, müziğe para veren adam değilim ben. Eskiden fizy vardı, şimdi çok fena bozdu orası hiç sevmiyorum. Müzik dinlemek için Youtube ve Spotify’dan ortaklaşa faydalanıyorum. Hayatımda internetin olmadığı bir alan olmadığı için fiziksel olarak mp3 indirme ihtiyacı da duymuyorum. Kendimi online müziğe teslim ettim yani anlayacağınız.

Yeri gelmişken çok kıl olduğum bir insan tipinden bahsetmek istiyorum. Abi bazı insanlar sürekli aynı müzikleri dinleyerek kendini resmen köreltiyor. Müzik; hayal gücü, ruh hali, bakış açısını doğrudan etkileyebiliyor, bakıyorum adama  5-6 tane mp3’ü var yıllardır 7/24 aynı şeyleri dinliyor. Tekme tokat dövmek istiyorum öyle insanları, hoşlanıyorsun anlıyorum da bak bakalım ya başka renkler de var dünyada, başka sesler, başka hisler. Hep aynı hep aynı. Katlanılacak gibi değiller. Şimdiye kadar statik müzik anlayışına sahip insanlarla anlaşamadığımı gözlemledim. Bir kere yaratıcılıkları köreliyor, konuşacak çok fazla şeyleri olmuyor ya da bana öyle geliyor bilmiyorum. Fazla hoşlanmıyorum müzik zevkimin uyuşmadığı insanlarla.

Ehöm, ne diyordum. Çok fazla Türkçe müzik dinlemiyorum zaten daha önce bahsetmiştim bu alışkanlığımdan, sözlerini illa anlamak zorunda değilim. Mesela şu parçayı dinlerken ulan şerefsiz, allah belanı versin it herif, yazık değil mi lan gül gibi kızcağıza diyebiliyorum. :D Hayır tam olarak onu demiyorum ama üzülebiliyorum, hüzünü hissediyorum. Bu kalite işte. Söz olmadan da anlayabiliyorsun hissiyatı.

Kalite dedim ki asıl konuya girme zamanı gelmiştir artık.

Albüme para vermiyorum demiştim fakat geçen gün özellikle Fazıl Say’ın İlk Şarkılar albümünü sipariş ettim. Üstelik sadece bir videosunu dinleyerek.

Elime ulaştığı günden bu yana aralıksız dinliyorum tıpkı yukarıda bahsettiğim kıl insan tipi gibi :D Yalnız benim farkım yeni albümü dinlemek tabii ki, hemen uyuz olmayın -_-

Hafta içi şirkette en az 2-3 kez baştan sona, akşam eve dönerken ve sabah işe gelirken arabada, evde bilgisayar başında vakit geçirirken ya da kitap okurken sürekli dinliyorum. O kadar güzel ki anlatmak çok zor. Gücünü müzikten alıp şiirle yollara çıkan bilge bir filozof sanki albümün tamamı. Evet, hem müzik, hem şiir, hem felsefe var içinde. :)

Üşenmeden oturdum bu yazıyı yazıyorum çünkü gerçekten çok sevdim. Belki birileri daha tanışır böyle bir kaliteyle.

Hükümetin onca uğraşına rağmen kalitesinden ödün vermeyen, fazlasıyla imkanı olmasına rağmen yurdundan vazgeçmeyen çağımızın en önemli isimlerinden biri olan Fazıl Say’ın orjinal albümünü satın almanızı şiddetle öneriyorum.

Metin Altıok – Düşerim

metinaltıok

 

Sivas Katliamı’nda yobaz piçler tarafından canı alınmış Metin Altıok’un Düşerim şiirini müthiş yorumlamış Serenad Bağcan. Tabi müzikal tüm iş Fazıl Say’ın.

bazan oturduğum yerde
kendi kendime dalıp giderim,
bulanık geçmişimle.
genişleyen halkalar çizerim,
bir düşün uyanık imgesine.

gölünüze taş düşerim.

sizse hep konuşursunuz
sığınıp kof sözlere,
kaçarak kendinizden
uğuldayan hüznünüzle.
telâşla geceyi bulursunuz.

gözünüze yaş düşerim.

Ömer Hayyam – Akılla Bir Konuşmam Oldu Dün

hayyam

 

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.

Cemal Süreya – Dört Mevsim

Cemal-S

 

Yaz mezarına gömsünler bizi. :( Yazın bir mezarda yatıyor olursam çiçekler de açar üzerimde, kuşlar da öter cıvıl cıvıl, canım sıkılmaz bence :)

Bahar mezarına gömsünler sizi
Yapraklar gibi buluştunuzdu
Kokular gibi seviştinizdi
Bahar mezarına gömsünler sizi

Yaz mezarına gömsünler sizi
İlk kezmiş gibi buluştunuzdu
Son kezmiş gibi seviştinizdi
Yaz mezarına gömsünler sizi

Güz mezarına gömsünler sizi
Salkımlar gibi buluştunuzdu
Ağular gibi seviştinizdi
Güz mezarına gömsünler sizi

Kış mezarına gömsünler sizi
Sokaklar gibi buluştunuzdu
Çarşılar gibi seviştinizdi
Kış mezarına gömsünler sizi

Metin Altıok – Bu Kekre Dünyada

metinaltıok (2)

 

sevgilim
bak, geçip gidiyor zaman
aşındırarak bütün güzel duyguları
bir yarım umuttur elimizde kalan
göğüslemek için karanlık yarınları
bu kekre dünyada
yazık
geçit yok aşka
bir şey yok paylaşacak
acıdan başka

Can Yücel – Sardunyaya Ağıt

canyücelEn vurucu eserlerden biri bana göre! Deniz Gezmiş için Can baba tarafından yazılan Sardunyaya Ağıt şiiri müziğin akışıyla öyle müthiş harmanlanmış ki oturup ağlayasınız geliyor dinledikçe.

ikindiyin saat beşte
baş gardiyan rıza başta
karalar bastı koğuşa
ikindiğin saat beşte

seyre durduk tantanayı
tutuklayıp sardunyayı
attılar dip kapalıya
ikindiğin saat beşte

yataklık etmiş ki zaar
suçu tevatür ve esrar
elbet bir kızıllığı var
ikindiğin saat beşte

dirlik düzenlik kurtulur
müdür koltuğa kurulur
çiçek demire vurulur
ikindiğin saat beşte

canların gözleri yaşta
aklı idamlık yoldaşta
yeşil ölümle dalaşta
sabahleyin saat beşte

Pir Sultan Abdal – Sordum Sarı Çiğdeme

pirsultan

 

Şimdiye kadar hep ilahi olarak bilinip söylenen Sordum Sarı Çiçeğe (Yunus Emre) ile bağını merak ediyorum. Bilen, duyan yorumlarsa çok sevinirim. Müzikal anlamda harika olmuş yalnız!

sordum sarı çiğdeme
sen nerede kışlarsın
ne sorarsın hey derviş
yer altında kışlarım

sordum sarı çiğdeme
yer altında ne yersin
ne sorarsın hey derviş
kudret lokması yerim

sordum sarı çiğdeme
senin benzin ne sarı
ne sorarsın hey derviş
hak korkusun çekerim

sordum sarı çiğdeme
anan baban var mıdır
ne sorarsın hey derviş
anam yer babam yağmur

sordum sarı çiğdeme
asacığı elinde
hak kelamı dilinde
çiğdemde dervişlik var

pir sultanım erlerle
yüzü dolu nurlarla
ak sakallı pirlerle
çiğdemde dervişlik var

Orhan Veli Kanık – Efkârlanırım

orhan veli kanık

 

Mektup alır, efkarlanırım;
Rakı içer, efkarlanırım;
Yola çıkar, efkarlanırım.
Ne olacak bunun sonu, bilmem.
“Kazım`ın” türküsünü söylerler,
Üsküdar`da;
Efkarlanırım.

 Orhan Veli Kanık – İstanbul’u Dinliyorum

orhanveli

 

Bu şarkıda şiirin 2, 4 ve 5. kıtalar kullanılmış.

 

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
kuşlar geçiyor, derken;
yukseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
ağlar çekiliyor dalyanlarda;
bir kadının suya değiyor ayakları;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
başımda eski alemlerin sarhoşluğu
los kayıkhaneleriyle bir yalı;
dinmiş lodosların uğultusu içinde
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
bir yosma geçiyor kaldırımdan;
küfürler, sarkılar, türküler, laf atmalar.
birşey düşüyor elinden yere;
bir gül olmalı;
istanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Nazım Hikmet Ran – Memleketim

nazım hikmet ran

 

memleketim memleketim memleketim,
ne kasketim kaldı senin ora işi
ne yollarını taşımış ayakkabım,
son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
şile bezindendi.
sen şimdi saçımın akında,
enfarktında yüreğimin,
ve alnımın çizgilerindesin, memleketim,
memleketim memleketim

Muhyiddin Arabi – İnsan İnsan

muhyiddin arabi insan insan

1, 2 ve 6 dizeler kullanılmış.

insan insan dedikleri
insan nedir şimdi bildim
can can deyü söylerlerdi
ben can nedir şimdi bildim

kendisinde buldu bulan
bulmadı taşrada kalan
müminin kalbinde olan
iman nedir şimdi bildim

muhyeddin eder hak kadir
görünür her şeyde hâzır
ayan nedir pinhan nedir
nişan nedir şimdi bildim