Dul - Jean-Louis Fournier 1

Dul – Jean-Louis Fournier

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

jean-louis fournier

Fransız sinemacı ve yazar Jean-Louis Fournier’nin Dul kitabı hakkında bir kaç yazı okumuştum farklı edebiyat bloglarında. Konusu ilgimi çekmişti, belki sizler de ilgi duyabilirsiniz. 60’lı yaşlarındaki yazarımız yaklaşık 40 yılını birlikte geçirdiği eşinin ölümünün ardından onsuz geçen günlerini anlatı şeklinde kaleme almış.

Genel olarak vıcık vıcık aşk kitaplarını sevmem. Vıcık vıcık insanları da sevmem. (Of gidişat atarlanmaya doğru gidiyor, edebiyat ekseninden sapmasam iyi olacak. :) ) Yalnız acılı olaylar her zaman beni cezbeder. Aşkın güzelliği, yüceliği filan değil de aşkın öncesi ve sonrasında çekilen acıları okumaktan keyif alıyorum. Örneğin Genç Werther’in Acıları, Kolera Günlerinde Aşk, Kürk Mantolu Madonna vs.

Yazar öyle destansı bir edebiyat ürünü ortaya koymuş değil fakat kitap konu itibari ile vurucu geldi bana. Zaman zaman gözümde canlandı yaşadıkları. Tabi evli olmadığım için bir eşin sevgiliden ne kadar daha öte olabileceği hakkında hiçbir fikrim yok. Yani sürekli benzer ortamlarda olup, genellikle aynı şeyleri izleyip, aynı problemlerle karşı karşıya kalıp, aynı çatı altında onlarca yıl geçirip, her sabah aynı yüzü görüp ve bıkmadan, saygıyla her gün başından geçenleri dinleme durumu takdir edersiniz ki çok kolay kavranabilir bir durum değil reel olarak. Teorik olarak böyle de işin pratiğe dönüşmüş halinden bahsediyorum, anne babaları örnek olarak görebiliriz mesela, onlar daha net anlayabilirler belki yazarın durumunu.

dul

Altını çizdiklerim

 “Çok tuhaf, insanlar büyük bir mutsuzluk yaşayanlara mutluluktan bahsedemiyor. Anlamıyorum. Aslında tam da büyük bir mutsuzluk halinde mutluluk dileklerine ihtiyaç vardır, halihazırda mutlu olanların ihtiyacı yoktur. Mutsuz olduğunuzda, sanki herkes öyle kalmanızı diliyor, sonsuza kadar.”

“Hâlâ mektup geliyor sana, açıyorum onları. Günün birinde belki seni çılgınca seven bir aşığın mektubu çıkacak karşıma. Sana bozulmayacağımı düşünüyorum, hatta belki onunla tanışmak, ona senden bahsetmek isteyeceğim”

“Akranlarımın birer birer öldüğünü gördükçe, beni en çok, “hatırlıyor musun?” diye sorabileceğim kimsenin kalmayacağı gün korkutuyor”

“Sokakta çiftler gördüğümde kendi kendime şunu soruyorum: Önce hangisi ölecek?”

“Bir kitap var ki, henüz bitirmemişsin, ne yazık ki bitiremeyeceksin de. Ona devam etmek istiyorum. Senin yerine okuyacağım.”

“Artık her sabah yalnız uyanıyorum. Uyanır uyanmaz aklıma gelmiyor öldüğün, sanki her sabah tekrar ölüyorsun.”

“Sevdiğimiz insanlar bütün eşyalarıyla ölmeli.”

“Saatini buldum, sana aldığım saat. Hâlâ çalışıyor, keşke o dursaydı.”

 

Hakkında ne kötü bir kitap diyebilirim, ne de başucu kitabı. Sadece güzel denilebilir. Çok güzel de değil, sadece güzel. Daha kaliteli bir çeviri olsaydı farklı olabilir miydi bilemiyorum. Çevirisi biraz soğuk geldi bana. Yani benim için öyle, sizin için ne ifade edebileceği hakkında bir fikrim yok. Kitabı okurken nedense aklıma Woody Allen’ın Midnight in Paris filmindeki bir parça geldi. Belki okurken siz de eşlik etmesini isteyebilirsiniz.

Satın almak için: http://www.babil.com/urunler/1262862/dul

Keyifli okumalar. :)

Bir cevap yazın