Hippi dostum var benim :) 1

Hippi dostum var benim :)

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Hippi dostum var benim :) 2

Ne pazardı ama!

Kişisel yürüyebilme, yürümeye en az direnme, yürürken en az söylenme, en az mola ve en uzun mesafe kat etme rekorumu kırdığımı tarihe bir not olarak düşüyorum naciz blogumda.

Zişan ile planımız İstanbul Arkeoloji Müzesi’ni gezmek ve daha önceki sohbetlerimizde değindiğimiz Muazzez İlmiye Çığ ve onun Sümer tabletlerini şaşkınlıkla izlemekti. Ammaa lakin ki öyle değildir kurban olduğum yaresüfsdajk :D neyse ciddi bir şeyler anlatmaya çalışıyorum şurada, eksen kayması yaşamanın lüzumu yok.

Buluşma noktamız Sultanahmet Meydanı Pudding Shop’tu. Neden burası? Çünkü son dönemde fazla fazla ilgi duyduğum Beat Kuşağı ve Hippi Kültürü etkisiyle bir zamanlar yolu İstanbul’a düşen şeker insanlar hippilerin mabedi sayılan yerdi Pudding Shop. Babamdan kalma alışkanlığımdır, geç kalmam her zaman erken giderim işe, toplantıya, buluşmaya vs. yerlere. Memur çocuğu olmak böyle şey işte, farkında olmadan kapıveriyorsunuz bu özelliği :D

14:00 gibi Pudding Shop önündeydim ve Zişan’ın gelmesine epey vardı. Ben de heyecanla dili dışarı sarkan süs köpekleri gibi Pudding Shop’u izliyor vay arkadaş neler görmüş yaşamıştır burası diye iç geçiriyordum. Ta ki içeriden bana doğru ellerini açmış o beyaz saçlı adamı görene kadar. O.o Oha Sultanahmet’teki restoranlardan sadece birinde tanıdığım vardı o da meğersem Pudding Shop’un Şef’iymiş :D Ben farklı bir yer sanıyorum, tee yıllar önce ziyaretimden aklımda kaldığı kadarıyla.

Hacı abiyle ayaküstü sohbet edip ağıza alınmayacak yalanları sıralıyıverdim. Kimseyi üzmeyecek, hiç bir olayın seyrini değiştirmeyecek küçük eğlenceli yalanları söylemeyi seviyorum :) Ayrıca doğaçlama yeteneğimi ve hayal gücümü de geliştiriyor kimse bana yalan söylemek ayıptır diye, yakışıyor mu kocaman adama diye şeetmesin lütfen :D Hıh Hacı abiye çok önemli bir proje için Hippi Kültürü hakkında araştırma yaptığımızı, birazdan konuyla ilgili yetkili kişinin geleceğini, bize yardımcı olup olamayacağını sordum :D Aaa tabi tabi bak bir sürü fotoğraf var, yazılar var gelin gelin ben gösteririm hepsini dedi. Gel bişey iç yaaa diye tutsa da kolumdan babama selam söylemek şartıyla ufaktan ufaktan uzaklaştım Pudding Shop’un önünden tekrar dönmek üzere.

Madem Sultanahmet’teyim o zaman gidip Ayasofya’yı 3956961664. kez tekrar gezeyim dedim. Son kullanma tarihi Nisan 2012 olan müzekartımla elektronik turnikeden geçiş yapmaya çalıştığımda, sanki Nisan ayında değilmişiz, sanki yıl 2012 değilmiş gibi düdütt ötmeye başladı lanet cihaz. Expire olmuş benim üzerinde Nisan 2012 yazan MüzeKart’ım. Nisan 2012’de neden expire oluyorunu sordum sormasına da onlar de şeedemedi nedense :D Geçtim 30 metrelik müzekart alma kuyruğuna.

Emekli öğretmen bir amcayla başbakan’ın çanak çömlek dediği arkeolojik buluntular hakkında konuşup, ön sırada askere gitmemek için taklalar atan uzatmalı üniversite öğrencisiyle müzelerin yetersizliği hakkında biraz itiştik. Bence yetersiz müzeler! :/ Daha güzelleştirilmeli, neyse konumuz bu değil. Sıram geldi, aldım kartımı, o sırada Zişan’da geldi.

Vakit geç olmadan ilk hedefimiz Arkeoloji Müzesiydi. O nasıl ihtişamlı, nasıl güzel bir yapıdır öyle. Sağolsun bir mimar ile bu tür yerleri gezerken binaların yapısal teknik bilgileri, tarihsel etkileri hakkında da bilgiler itekleniveriyor beyinciğin içine ister istemez ^^ Misal müzenin oluşumunda baş rolü oynayan kişinin meşhur Kaplumbağa Terbiyecisi adlı tablonun sahibi Osman Hamdi olduğunu öğrendiğimde çok şaşırmıştım.

Hippi dostum var benim :) 3

Dünyanın en eski aşk şiiri

Müze o kadar güzel, o kadar heyecan verici miraslarla dolu ki, gidip görmeyen varsa muhakkak yolunu düşürsün oralara doğru. Koskoca Büyük İskender’in Lahit’ini kim görmek istemez ki? Üzerindeki çizimler, bilgilendirici yazılar. Bir de bizim gibi şanslı olup müthiş bir rehber ile tarihi mirasların hikayelerini de dinleme şansı bulursanız ne âlâ.. Gerçekten çok büyük keyif aldım, müze gezintisinde. Üstelik tamamını da gezemedim çünkü Muazzez İlmiye Çığ’ın günümüz Türkçesine ulaştırdığı Sümer tabletlerini görmek için diğer binaya geçmemiz gerekiyordu müze kapanmadan.

Tarihi solumak denen şey geldi başımıza O.o Hani diyorum ya Müzeler aslında Lunapark kadar eğlencelidir diye. Gerçekten haklı olduğumu yaşayarak tekrar gördüm. Cidden görmeyen varsa gidip muhakkak görsün İstanbul Arkeoloji Müzesini..

Tabi daha yeni başlamıştık. Yıllarca Hippiciklerin uğrak yeri olan Pudding Shop’ta onlarla aynı lezzetleri tatmak çok güzeldi ^^ Hacı abim sağolsun yaptı abiliğini :D

Yemek sonrası mekandaki hippilere ait izleri tek tek taramaya başladık sanki bilimsel araştırma yapıyor gibi ama cooluğu da elden bırakmadan :D Bir çok yabancı ve yerli gazete küpürlerinin fotoğraflarını çektik, hacı abinin anlattığı bilgileri dinledikten sonra mekanın en ilginç bölümü olan panonun önüne geldik.

Hippi dostum var benim :) 4

anne hippiye not

Bu pano birbirleriyle iletişim sağlayan hippilerin notlarıyla doluymuş bir zamanlar. Misal Sultanahmet Meydanı’nda gitar çalıp içkilerini içen zıpırcıklar İngiltere’den Almanya’dan, Amerika’dan gelen dostlarıyla Hindistan’a gidip hacı olmaya karar verdiklerinde kendilerine başka yol arkadaşları bulmak için panoya not bırakırlarmış. Ya da kendilerinden sonra gelecek dostları için bilgilendirici şeyler. Tabi göçebe yaşayan hippilerin sabit adresleri olmadığı için aileleri, ülkelerinde bıraktıkları arkadaşları da yazdıkları mektuplarında Pudding Shop’u ekliveriyor zarfın adres kısmına. Pano’dan duruyor gelen mektup sahibine teslim edilmek üzere. Barış ve dostluk mesajları da sıkça yer ediniyor bu kutsal panoda.

Pano halen kutsallığını koruyor hippiler olmasa da. Misal şu ilginç hikaye beni çok şaşırtmıştı. 30 yıl sonra gençliğinde yaptığı çılgınlıkları tekrar yâd etmek için Sultanahmet’e gelen emekli hippi kadın ve kızını ağırlıyor Pudding Shop. Anne Hippi lavoboya gittiğinde, zaman tüneline girmişçesine annesinin barış ve sevgiye inancını, yaşama sevincine tanıklık eden kızı bir kağıt ve kalem alıyor eline ve şu notu yazıp ekliyor panoya. Anne kızın bu güzel anlarına tanıklık etme şansını yakalamak büyük keyifti..

Pano’daki tüm notları tek tek fotoğrafladıktan sonra tüm o hippi dönemini başından sonuna yaşamış Hacı abimi can kulağıyla dinliyordum ve çok daha ilginç bir şey oldu :)

Hippi dostum var benim :) 5Vaktinde uzun saçları, doğu kültürünü yansıtan zamana göre ilginç kıyafetleriyle çiçek çocuklardan biri beliriverdi yanımızda O.o İnanılır gibi değil, gözlerim yerinden çıkacaktı.  Hacı abim hemen tanıştırdı bizi ve o güzel insan masasına davet etti tüm samimiyetiyle. :) Eski günleri yâd etmek isteyen zamanın çılgın hippilerinden birinin masasındaydık. Muhtemelen o dönemlerde keşfettiği Aşure ile birlikte bir fincan çay içiyordu :) Hemen cömertçe ikramlarda bulunmak istese de Zişan ve Ben çay istedik sadece. Onun bildiği kadar Türkçe bizim bildiğimiz kadar İngilizce ve Almanca ile çok keyfli bir sohbete tutuştuk. Hemen Woodstock konserini sordum. Nasıl cesaret ettiniz? Nereleri gezdiniz? Nasıl bir ortam? ıvır zıvır saçma sapan sorulara daldım heyecandan :D Hurda bir otobüs ile Hindistan’a gitmeye kalkıp yolda kaldıklarını, amaçlarından vazgeçmeyip trenle ülke ülke dolaşıp sürüyle maceralar yaşayıp Hindistan’a ulaştıklarını anlattı. Oranın keneviri çok iyiydi demeyi de ihmal etmedi sağolsun :) Alman dostumuz Roland Slowik ile hatıra fotoğrafları çektirip mutlulukla ayrılıyoruz yanından :) Beat Kuşağı, Hippilik, Rock’n Roll’un tarihi diğer altkültürlerin oluşumu ile ilgili okuduğum Önder Kosbatar’ın “Taşlar Kimin İçin Yuvarlanıyor” kitabında geçenleri canlı kanlı bir tanıktan duymak inanılmaz keyifliydi benim için.

Havanın güzel oluşuyla beraber aldığımız cesaretle vuruyoruz kendimizi yollara. Sultanahmet’ten Gülhane Parkı boyunca yürüyoruz ve Sarayburnu’ndan bir L yaparak Eminönü istikametine doğru ilerliyoruz. Galata Köprüsü üzerinden geçip Karaköy’deki ünlü bankalar caddesi binalarının tarihi hakkında bilgiler alıyorum Zişan’dan :) Kamando Merdivenlerini ikişer üçer çıkarak çok sevdiğim Fransızca müzikler çalan ve etrafı kahve kokusu saran o adını bilmediğim güzel sokaktan geçip Galata Kulesi Meydanı’na ulaşıyoruz.

Biter mi yürümek? Bitmez ama biraz mola lazım diyerek atıyoruz kendimizi Ada Kitap’a. Orası mükemmel! Hem kitap hem kafe. Kahvelerimizle birlikte biraz sohbet edip kitapları inceliyoruz. Amanın ne göreyim? Hayatımın filmi, benim için inanılmaz önemi olan Amelié filminin defterini buluyorum O.o Genç kızlara has yapısı olmasına rağmen bu bende de olmalı diyerek hemen alıveriyorum bir tane :)

Az biraz yürüdükten sonra Waffle taym diyerek yine kısa bir mola veriyoruz Charly Temmel’de. Sonrasında koca İstiklâl Caddesi’ni yürürken bile isyanlar eden ben hızını alamayıp Taksim’den Mecidiyeköy’e kadar da yürüyerek Sultanahmet’te başlayan yürüyüş serüvenini şanla, şerefle, gururla tamamlıyorum :D

Harika anlar yaşadığım çok güzel bir pazar günüydü :) Yaşamayı, hayatı, insanları herkesi çok çok seviyorum. Bir hippi kadar olamayabilirim belki ama onların 2012 model hali kadar bi sevgi işte :D Onlar Sultanahmet’ten Hindistan’a gitmekle övünür ben Mecidiyeköy’e :D Ölçek biraz orantısız ya neyse :P

Sevgiler :)

10 Comments

  • Dilek

    18 Mayıs 2012 at 10:31

    Yeniden yazdığını görmek çok güzel.Zaten geç bulmuştum seni :-) Acaba yeniden yazar mı? derken bu yazıyı görmek çok sevindirdi beni.”Daha erken bulsaymışsın ben napıyım.” deme alınır bir o kadar darılırım sana:-)

    Cevapla
  • Varol AKSOY

    18 Mayıs 2012 at 19:04

    Hehe :) Ya yazıyorum aslında çoook yazıyorum hemde ama buralara pek dökeceğim tarzda değil. Yine de apır sapır yazmak benim için bir ihtiyaç ve bunu giderebileceğim daha mantıklı bir alan kesinlikle yok :D Blogumu unutmuyoor, gelip gelip bakınıp bakınıp yazıyorum.

    Ayrıca ne mutlu oldum ben yahuuu ^^ “Acaba yeniden yazar mı?” diye düşünen birinin varlığı bile gigabaytlar dolusu yazmama neden olur :D

    Cevapla
  • otçimen

    20 Mayıs 2012 at 01:51

    Böyle bir gün herkese lazım yahu :) Severek ve heyecanla okudum :D ki şuan Taşlar Kimin İçin Yuvarlanıyor kitabını okumaktayım bende ne zamanlarmış, yine hippi hippi olsak vosvoslarımızı alıp gezsek çokta güzel olurdu aslında ah bugün çok bunalmışken bu yazı çokta hoş oldu teşekkürler :)
    Bol gülücüklü hep sevgi dolu günler olsun o zaman :)

    Cevapla
    • Varol

      23 Mayıs 2012 at 09:44

      Of o kitap harikaydı.. Çok güzel şeyler buldum içinde ben, çizik çizik ettim sürüyle not aldım. :) Hatta Beat Kuşağına merak salmama neden oldu durduk yere bir de Patti Smith – Çoluk Çocuk adlı efsane kitabın desteğiyle enteresan enteresan sitelerden bilgiler edinip çok değişik kitaplar okumaya başladım :D

      Renkli ışıl ışıl günler ^^

      Cevapla
  • otçimen

    23 Mayıs 2012 at 22:04

    :) Pattinin kitabını arkadaşım hediye etmişti ve onuda çok beğendim, öyle zamanlarda ne güzellikler olmuş :) ahh ahhh

    Okumaya başladığınız farklı farklı güzel kitaplardan önereceğiniz var ise çok sevinirim :)

    Cevapla
    • Varol AKSOY

      23 Mayıs 2012 at 23:06

      Misal beat kuşağına ilgi duyuyorsanız Underground Poetix adlı dergiyi bir araştırın derim. Özellikle 10. sayının içeriği harika! kitapyurdu ve d&r internet sitelerinde mağazalardan daha uygun fiyata satılıyor.
      Beat içine girmişken battı balık yan gider diyerek Charles Bukowski denen ihtiyar bunağın tuzağına düştüm tüm kitaplarını edindim :D Genelde facebookta edebiyatla alakasız adamların apır sapır paylaşımlarından dolayı pek ilgimi çekmiyordu ama Beat temeline sağlam giriş yapmak adına Jack Kerouac’ın Yolda kitabından sonra Charles Bukowski okumakta sakınca görmedim. Jack Kerouac demişken Beat’ın kilometre taşı Howl’u okumamak olmaz dedim bir de ona göz attım. Açıkçası kitabı okurken aldığım hazdan daha fazlasını http://www.youtube.com/watch?v=ss60jUUneMk&feature=youtu.be&t=1m20s Şenol Erdoğan’ın sesinden edindim :D Bu arada + baya bi 18 dememe gerek yok sanırım :D epeyce küfürlü :P

      zaten ahlakım iyice bozuldu benim bu heves yüzünden, bir sürü küfür öğrendim :D

      Hıh Şenol Erdoğan’ın küçükleri muzır neşriyattan koruma zıkkımına inat bir kitapta topladığı tüm beat yazarlarına ait antoloji kitabını edindim. Şu sıralar ara ara onu okuyorum. Henüz ciddiyetinin farkında değilim fakat muhtemelen Türkiye’de Beat adına bir başyapıt diyebiliriz :)

      Sonraaa yeraltı edebiyatı filan demişken Hakan Günday’ın Piç kitabını keşfettim ne alakaysa :D zaten süper bir kitap değildi boşver gitsin :P eğlenceli ama vakit geçirtiyor :P

      Okuduğum kitapların büyük kısmına şuradan ulaşabilirsin :) http://www.goodreads.com/review/list/2512301?shelf=%23ALL%23 ilgini çeken fikir almak istediğin varsa içlerinde yardımcı olabilirim :)

      Sende de eminim önerilecek bir sürü kitap vardır :) Benim kadar karmakarışık anlatmazsan acayip sevinirim şimdiden belirteyim :D

      Cevapla
  • otçimen

    27 Mayıs 2012 at 19:36

    Bazı şeyler uçmak isteyenler için,

    underground poetix ise çoktan uçmuş olanlar için.

    Oyy oyyy oyy dedirtiyor :D

    Yazıyı gördüğümde de aynı tepkiyi vermiş bulunmaktayım :) Kitaplara ve dergilere bakınacağım. Feysbuklarda yazılan o apur sapurlara bakmamak lazım kendiniz girmişsiniz işin içine direk iyi olmuş böyle :)

    Küfür insanı rahatlatırmış, yerine göre iyidir bir şey olmaz gereksiz yerlerde kullanılmadığı sürece sıkıntı yok :)

    Hakan Günday’ın Piç kitabını bilemiyorum fakat Kinyas ve Kayra benim ilgimi çekmişti ki bence sizinde ilginizi çekebilir, sürüklüyor hop hop bitiyor vakit ayırıldığında. Trainspotting diye bir kitap var alkım kitabevinde gördüm fakat arkadaşımın pek hoşuna gitmemiş fakat belki ilginizi çekebilir, bu devirlere sarmışken kitapçılarda müzik bölümlerinde Tek Akorlu Mucizeler Punk Rock’ın Anlamı ve Gücü adlı bir kitapla karşılaşabilirsiniz belki canınız okumak ister bilemiyorum. :D

    Finallerim bitse bende rahatça oturup okusam diyorum.

    Güzel günler diliyorum.

    Cevapla

Bir cevap yazın