Kategoriler
Siyaset

Az bilgi bol özgüven

Az bilgi bol özgüven 2

Çok çalışıyorum be blog. Anam ağlıyor valla, kemik sesleri geliyor klavyemden, gecem gündüzüm belli değil. Ne gündüz güneşini, ne eşi dostu görebiliyorum. Dünya ile bağlantım sıfır noktasında. Hal böyle olunca seni de ihmal ettim, kusuruma bakma nolur.

Dün eve yorgun argın gelip, bir gözümle televizyona bakarken, diğer gözümle uyuyordum ki; telefonum çaldı. “Hadi kalk gidiyoruz!” Nereye gideceğimizi bile anlamadan “Tamam” dedim, indim aşağı. Çok sevdiğim iki abim buluşmuşlar, benim için taa nerelerden dönüp gelmişler, gitmemek olmaz.

Gündemimiz tüm ülkenin gündemi ile aynıydı. Referandumda ne çıkacak? Beşiktaş’ın göbeğinde Elma Pub & Beercity adlı mekanda biralarımızı yudumlayıp, dilimiz döndüğünce kendimizi umutlandırmaya çalışıyorduk. İşte laikliğe güzellemeler, cumhuriyetin ilk yılları, Atatürk sayesinde kazandığımız hak ve özgürlükler, vay efendim Maximilien Robespierre gibi, Jacques Rene Hebert gibi radikal seküler bir kuşak çıkıp memleketteki tüm çomarları temizler mi vs. bıdı bıdı kendimizce eğleniyorduk.

Derken kartal heykelinin önünde peydah olan 30-40 kişilik bir grup ellerinde sopalar, tekbir getire getire geçti. İnsanlarda mekanı ufak ufak terk etmeye başladı. Gerçekten sinir bozucuydu. Hani azcık umutlanacaktık ya biz, gelip sabote etmek için görevlendirilmiş bu kitle sayesinde ağzımızın tadı iyice kaçtı. İyi ki kimse müdahale etmedi de geçip gittiler. Yoksa bomonti şişem hazırdı, valla akıtırdım pekmezlerini, yeter lan!

Az bilgi bol özgüven 3

Neyse bir iki yudumluk canları var, toparladık kendimizi, biz yine coşkuyla muhabbete daldık. Derken mekanın servis görevlisi muhabbetimizin gazına dayanamayıp geldi, abi sizce ne çıkar ya diye sordu. Eh biz hayır çıkmasını umut ediyoruz dedik. Sonrasında ben ona sordum, sence ne olacak, daha iyi gözlemlemişsindir bizden dedim.

Abi bence evet çıkacak dedi. Çocuğun görünüşü ve hali hazırda popüler bir barda çalıştığı için muhtemelen hayır diyecektir diye düşünüyordum. Peki sen ne diyeceksin dedim. Abi ben en başından hayır diyecektim ama kitapçığı okudum, evet diyeceğim dedi. Ben o an kendi pekmezimi akıtmak istedim Bomonti şişesiyle! Yuh!

Lan nasıl olabilir bu? Hikayesini dinlemek istedim. Neden evet diye sordum.

Abi bence NeoLiberalizm güzel uygulanıyor dedi. Kardeş ne neo liberalizminden bahsediyorsun la sen? Devlet tekelinde piyasayı sürekli baskı halinde tutarak, gerektiğinde kayyum atamak ve vergi denetimleri ile köşeye sıkıştırarak nasıl bir neo liberal politika uygulandığından bahsedebiliyorsun? Sustu.

E ama Hollanda, Almanya? La kes ilişkilerini, mal mülk zerre bir şey almayacağız bundan sonra de, tutan mı var? Yap yiyorsa, neden yapmıyorsun? Teknolojin mi yok cicim? E 15 senede yapaydın ya? 15 senede millet dünya savaşından çıkıp sanayi lideri oluyor, sen neden yapamadın? Kim engel oldu ki sana? Kavga çıkarsın diye başörtülü bacı göndermek de neyin nesi?

Nasıl geldi konu buraya anlayamadım ama “CHP’nin eskiden dhkpc ile bağlantısı vardı, ama artık yok galiba.” gibi bir lakırdı etti. Lan olm Kılıçdaroğlu öncesine kadar CHP’ye monşer diyen bunlar değil miydi? Hep topluma tepeden bakan, elitist zümre değil miydi bunlar? O bahsettiğin terör örgütü ile CHP’nin nasıl bir bağlantısı olabilir? Bir kere tapındıkları Kaypakkaya çok net bir Atatürk ve Kemalizm düşmanıydı, nasıl sen bu iki tezat grubu eş görebilirsin?

Ama monşerler! Monşerler yesin sizi. Millet her bokun iyisini biliyor olsaydı dünya lideri olmuştuk şimdiye. Demokrasinin etkin uygulanabilmesi için öncelikle halkın belli bir noktaya ulaşabilmesi gerekir. Sen cahil cühela, çabuk gaza gelen, neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeyen, evrensel ahlak ve doğrulardan bihaber kitleye bu kadar sorumluluk yükleyip adına demokrasi diyemezsin. Ayrıca monşer dediklerin, o elitist dediklerinin eşi benzeri yoktu bu memlekette. Düşük profilli malum şahıs mı şimdi bu memleket için en ideal kararları alacak vasıfta birisi yoksa o monşer deyip irrite ettiğin aydın, akademisyen zümre mi?

Abi bence o (malum şahıs) olmasa memleket siyonistlerin elinde olacaktı. (eleman sikkofieldci çıktı, üllümünatü) Bak kardeş, google’da “rothschild toplantı” keywordü ile bi arama yap, çıkan fotoğraftakilere iyi bak bakalım kimlermiş birlikte olanlar?

“IMF borcu bitti ama” Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana, üstelik Osmanlı’nın kalan borçlarını ödemiş olmasına rağmen hiç bu kadar borçlu olmamıştı. Üstüne üstlük, o nefret ettikleri Atatürk’ün mirası ile oluşturulmuş tüm varlıklar özelleştirme adı altında yabancılara peşkeş çekildi, elde avuçta da bir şey kalmadı. Ne IMF’i?

Az bilgi bol özgüven 4

“Abi valla ben bilmem, annem babam herkes hayırcı ama ben (malum şahısın) bir kaç dönem daha devam etmesini istiyorum” dedi. Etsin. Zaten hali hazırda hayır çıkarsa referandum sabahında memlekette en güçlü isim kimse akşamına da aynı isim en güçlü olmaya devam edecek. Onun kaybedebileceği hiçbir şey yok ki. Ama evet oyunun dönüşü yok, bir kez bu yetkileri verdikten sonra sonu belli olmayan bir yola sürükleneceğiz hep beraber. Lütfen sandığa giderken, bugünü değil, yarını düşünerek git dedim.

Yukarıda saydığım argümanlar gibi epey şey konuştuk, şu an net hatırlayamıyorum ama her argümanında cidden temelsiz, derine inecek donanıma sahip olmadan, yalan yanlış bir şeyler duyup kanaat geliştirerek oluşturulmuş bir intiba bıraktı bende. Az bilgi ve bol özgüven, al sana memleket insanı. Bir konu hakkında konuşuyorsun, dünyanın en salakça ve alakasız savunması bile olsa cuuup hemen başka konuya geçebiliyorlar. Savunduğu şeyin arkasını getirecek donanıma sahip değiller. Birazcık şey duyup kendilerini okyanus sanıyorlar. Eğer köşeye sıkışırlarsa siz de şunu bunu yaptınız oluyor. Yemin ederim dünyanın en salakça şeyi bu insanlarla konuşmaya çabalamak.

Az bilgi bol özgüven 5

Ha bak mesela benim  akrabalarım da evet diyecek ama o  insanlar (malum şahısı) çok seviyor. Yani bildim bileli öyle ve bence onların evet demesi gayet tutarlı. Niye evet diye sormam ben ona, saygı duyarım, belli yani adamın görüşü. Hiç tartışmaya da girmez, seviyorum lan der, eyvallah derim. Ama sen sevmiyorum, oy vereceğim diyorsun, birader sen nasıl bir ara form olmuşsun öyle lan gece gece. Valla bardan çıktık, ayıptır söylemesi kokoreç mokoreç bir şeyler atıştıralım dedik, aradan 2 saat geçti uyumaya çalışıyorum ama şu hayattaki varoluşunu sorgulamaktan gram uyku girmedi gözüme.

Azcık umutlanmak için çıktığım gecemin de içine sıçtın. Tebrikler valla.

3 doları olan var mı?

Kategoriler
Kişisel

Fonetiği kaba bir yaş dilimi

30 oldum bugün. hiç güzel bir yaş değil bence, fonetiği de çok kaba, otoz hönönö, kibar bir şekilde söylemenin imkanı yok. hiç mutlu değilim bu yaşa girdiğim için, keşke giremeseydim. 29’da kalsaydım, genç sayılırdım. 30 oldum, orta yaşlı, sarhoş eve gelip ben evladıma mandalina alamayacak mıyım denilecek yaş tam. ya da bacanağın doblosu ile pikniğe gidilecek yaş. ya da mortgage ödemelik yaş. diş buğdayı yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışması yaşı da olabilir. bu yaşta yapılacak pek bir şey yok sanki. ben hiçbirini yapmadım, bir aşkilik olmazsa yapmayacağım da inşalla. toplum için level sayılan hiçbir şeyi yapmadımsa başarısız sayılabilirim ki gerçek anlamda başarı sayılabilecek pek bir şeyim de yok ancak beni başarısız sayacak toplumun %99’una baktığımda onların da başarı sayılabilecek bir şeyi yok bana göre, o zaman maç şimdilik 0-0.

geleceğimden umutlu değilim. aslında umutluyum ama geleceğin içindeyim şu an, kaba fonetikli bir yaşta ne kadar genç olunabilir. eğer biraz şanslıysam bir yaşadığım kadar daha yaşayacağım, ortalama yaşam süreleri bunu doğruluyor. yapmak istediğim şeyleri daha önce yapmış olmam gerekirdi ama yapamadım, o zaman umutlu olmanın da bir anlamı yok. bıyık burula burula kaytan, insan skile skile şeytan olurmuş. zor da olsa anlayıp zor kararlar vermek zorunda olduğumu hissedip, zor şeylerin peşinden gitmeye çabalıyorum, umarım zoru başarırım. belki hayatımın geri kalan son 10 yılında istediğini almış bir insan olarak kahvemi yudumlarım.

belki benim avrupa’nın küçük ve mutlu bir kasabasında insanların sabah işe giderken ve iş çıkışı uğradığı bir kahve dükkanında barista olarak yaşamam gerekirdi, belki benim henüz keşfetmediğim bir üstün yeteneğimi sergileyerek yaşamımı huzurlu bir ülkede idame ettirmem gerekirdi, belki benim bambaşka bir şeyler olmam gerekirdi. pandomim yapabilir miyim? belki ben dünyanın en iyi pandomimcisi olabilirim, henüz denemedim, şu an pandomimci olmak istemiyorum, belki bir gün pandomimci olmak istersem denerim ve dünyanın en iyi pandomimcisi ben olurum. canım pandomimci olmak istemiyor. canım şu an ki varol olmak da istemiyor ama oldum’ bu nasıl bir şey? ben hep istediğim şeyleri mi oldum sanki? nasıl geldim buraya ben, kim getirdi beni? beni buraya getiren o yolun ta amk!  ben bir şey olabilmiş değilim, kendim için yaptığım kahvede bile eksik bir şeyler buluyorum, o zaman barista olamam. fonetiği kaba bir yaşa ulaştıysam o üstün yeteneği keşfetmiş olmam gerekirdi ancak keşfedemedim, o zaman çocukken sandığım gibi üstün yetenekli biri değilim ve bu beklentim de boş. benim ne olmam gerekirdi? benim bambaşka bir insan olmam gerekirdi, bu dünyaya bir şeyler katabilmiş, sevgi ve huzur içinde geleceğe güvenle bakabilmem gerekirdi, evet tam olarak böyle biri olabilmem gerekirdi. bunu yapamadım. koskoca 30 yıla ben bunu sığdıramadım. toplum haklı mı? haksız. neden haksız? çünkü haklı olmaları beni kötü hissettirir. kötü hissettiğim şeylerden kaçarım ben.

kötü hissettiğim şeylerden kaçabilmiş bir insan olmak belki de hayattaki en büyük başarımdır? ama ben beni en kötü hissettiren şeyden kaçamadım şimdiye kadar, belki de kaçamamış olmak kötü olan şeyden daha da mutsuz ediyordur beni? bu çok makul bir düşünce bana göre. kaçamadığım için içinde bulunduğum durumdan daha da mutsuzluk alıyorum kendi payıma. içinde bulunduğum durum mutsuzluk olmasa ben zaten kaçmak istemezdim, kaçmak istemesem kaçamadığım için mutsuz olma durumumum da olmazdı. kaybettikçe kaybediyorum! biri beni durdursun.

beni mutsuz edecek insan bırakmasam bile hayatımda, kocaman bir ülke var önümde. ben bu ülkeden kurtulmak zorundayım, çünkü mutsuz ediyor. 7-8 yaşına kadar doğum günü yılbaşına denk geldiği için televizyonda gördüğü dansözleri ve dışarıda patlayan havai fişekleri kendi doğum günü için olduğunu sanan bir çocuktum ben. bu ülke beni mutsuz etmiyordu küçükken, hiç bir şeyi batmıyordu, daha sokakta top oynuyordum onlar geldiklerinde. hiç anlamadım, onun beni bu kadar mutsuz edeceğini. hiç düşünemedim o gün sevinen insanların aslında benim hayatımı mezara çevireceklerini. geldiler ve hayatımı şu müzikte davulların vurduğu sahneye çevirdiler. ben başaramadım ama sizinle daha bir başaramadım. suçu size atmıyorum, siz gerçekten suçlusunuz. sizden kurtulmam lazım. sizi sevmiyorum, sizin elinizin dokunduğu hiçbir şeye dokunmak istemiyorum.

hayatımda izinizin hiç olmamasını isterdim. siz de beni sevmiyorsunuz ama izleriniz var, belli ki zevk alıyorsunuz hayatımda iziniz olmasından. ben buna izin vermek istemiyorum. adeta tecavüz ediyorsunuz hayatıma. şeytana mı çevireceksiniz beni? çevirdiniz. sike sike şeytana çevirdiniz, sadece beni değil, hepimizi, ülkecek!

gitmem lazım buradan. çok acil bir yol bulmam lazım. işimden kovulmam lazım, daha güzel kaybetmem ve en dibe inmem lazım. kaybetmedikçe yükselmem mümkün değil. saat 00:02 bu arada. benim uyumuş olmam gerekirdi bu saatte, disiplinli insanımdır, hep bu saatte yatağa girerim. bugün 30 oldum, özel bugün. pardon ben bugün 30 olmadım, 2 dakika önce otuz oldum, şu an her şeyden anlamsız bir gün. gittikçe anlamsızlığa sürükleniyorum blog görüyor musun?

yazmak geldi blog, içimi dökmek geldi. kayııııpp bir bavuluum havaaaalanında, ya da yüzme havuzunda bi şey bi şeyim. unuttum şimdi şarkıyı ama ben her doğum günümde bunu dinler melankolik olurdum. şimdi melankolik olmak için çok sarhoşum. alkolik mi olayım sence bu doğum günümde? ne doğum günü yahu, 5 dakika önceydi o! 00:05  bu arada. şu 70’lik vodka bitsin, ölürüm belki. ucuzdu bu, viski istedi canım ama çok pahalıydı kıyamadım. aynı paraya hem vodka hem şarap hem bira aldım. doğum günümdü çünkü az önce. özel bi şey sonuçta, her ne kadar özel bir yaşamım olmasa da.

neyse blog, olmadı. yapamadım şimdiye kadar, başaramadım. kimse bana güvenmedi iyi ki, ben kendime güvendim kendimi hayal kırıklığına uğrattım. umarım bir gün olur. olmak zorunda. hayatımdaki en büyük başarı kaçmak ise kaçmalıyım!

kendine iyi bak, ben fonetiği kaba bir yaş dilimindeyim. sen daha gençsin.

hoşçakal.

Kategoriler
Siyaset

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor!

Dün arkadaşlarla laflarken, Türkiye ekonomisinin berbatlığına geldi konu. Şu sıralar okumak için sabırsızlandığım ancak Idefix’in bir türlü tarafıma ulaştıramadığı Yol Ayrımındaki Türkiye Ya Özgürlük Ya Sefalet kitabının okuyabildiğim kadar özetlerinden örnekler sundum.

53 çalışanı bulunan ancak 19 milyar dolara satılan Whatsapp’ın; Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu günden bu yana ortaya çıkardığı dev şirketlerin (T.Telekom, TÜPRAŞ, THY, Petrol Ofisi) toplam piyasa değerinden fazla oluşundan bahsettim. Ne komik değil mi? 53 kişi koskoca bir ülkenin devlerini, 53 masa, 53 sandalye, 53 bilgisayarla tokatlayıp atıyor kenara. :)

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor! 8
Türk Şirketlerinin Piyasa Değerleri

Sadece bir bilgisayar oyunu olan MineCraft’ın, Türkiye’nin yıllık maden geliri kadar kazandırdığından bahsetmeye gerek var mı bilemiyorum.

Üzerine bir de PISA sonuçları eklenince, iyiden iyiye dellendim. 72 ülke arasında Türk çocukları 50. sırada yer alıyor. Dünyaya kafa tutması gereken, bilim ve teknoloji savaşlarının yaşandığı arenada ben de varım diyeceğini sandığımız nesilin aslında sanıldığı kadar zeki olmadığını öğrenmiş olduk. Çocuklar eğitim sisteminin çarkları içerisinde gerçekten Pink Floyd’un Another Brick in the Wall klibindeki gibi eziliyorlar. Dünyada çocukların itiraz etme ve problem çözme konularında oranları ölçülüyor. Bizim yarınlarımız, miniklerimizin bu konudaki durumu şu şekilde. OECD genelinde ortalama %11, yeni doğan bebekler ortalama olarak %5 üstün zekalı olarak doğuyor, ancak bizim eğitim sistemimizden çıkmış 15 yaşındaki bir gencin ortalaması %2,2! Tam bir itaat makinesi yaratıyorlar anlayacağınız. Var olanı da düşürüyorlar.

PISA sonuçları akabinde Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz bu konu ile ilgili açıklamalarda bulundu ve eğer sadece Fen Liseleri olarak değerlendirilseydik dünyada ilk 3’e girebilirdik ancak mevcut İmam Hatip Liseleri ve Meslek Liseleri ortalamamızı düşüyor şeklinde bir demeç verdi. Hayretler içinde izledim! Bu memleketin kalkınmasını isteyen insanlar madem dünyada ilk 3’e girecek derecede donanımlı çocuklar yetiştirilebilen bir lise modeli varken neden sürekli ortalamayı düşüren okulları açmak isterler? Anlayamadım bu kısmı ben. Çocuk sahibi arkadaşlarım ve memleketim adına üzgünüm.

Her neyse, işten çıkıp eve dönerken yolda bir arkadaşımı gördüm, kendisi muktedirsporlu! Konu döndü dolaştı, gerçi dönüp dolaşmadı ben özellikle oraya getirdim ve PISA sonuçlarından bahsettim. Sence bu ülkenin daha çok Fen Lisesi’ne mi yoksa İmam Hatip’e mi ihtiyacı var diye sordum. Olur mu öyle şey ya, tabii ki İmam Hatip dedi! Ciddi ciddi bunu dedi, tüm verileri, bakanın demecini dahi önüne koymama rağmen bunu söyledi. Sinirlerim allak bullak oldu.

Evde pluralsight üzerinde Java videoları izleyip, kendi çapımda bir şeyler öğrenmeye çalışıyorken telefonuma bir bildirim düştü. Bir arkadaşım Beşiktaş’ta bomba sesleri geldiğini, çok kötü şeyler olabileceğini yazmıştı ortak üye olduğumuz bir facebook grubuna. Sonrasında olayı araştırdığımda kanım çekildi resmen!

Onlarca masum insan ve polis, şerefsiz terör örgütünün hedefi olmuştu. (Tüm ölenlere rahmet, kederli ailelerine başsağlığı, yaralanan insanlarımıza da acil şifalar diliyorum.) Bu noktadan sonra kayış kopuyor artık. Susmak, başka bir iş ile uğraşmak, toparlanmak kolay değil. Acıdan hiçbir şey hissedemez hale geliyorsun.

Dayanamıyorum arkadaşım, yemin ederim dayanamıyorum! Bir şirket yönettiğimizi ve sürekli ürünlerin çalındığını varsayalım. Siz 15 yıldır yöneticilerin bu soruna çare bulamamasını başarı sayabilir misiniz? Ya da tek suçlu olarak hırsızı görebilir misiniz? Hırsız hali hazırda zaten hırsız değil mi? Onunla mücadele edecek kişi bu şirketin yöneticileri değil mi?

Aynı şekilde bu ülkenin 15 yıldır başında olan hükümet yetkilileri teröre çare bulmayı bırakın, artık şehrin ortasında terör saldırılarına maruz bırakacak kadar basiretsiz davranırken ben bu durumu nasıl eleştirmem? Neden eleştirmeyeceğim? Ben bu ülkeye güvenliğimin sağlanması için vergi ödemiyor muyum? Teröristin Allah belasını versin, terörist zaten terörist, ben beni korumakla mükellef insanların bunu başaramamasına neden ses çıkarmayacağım? E pkk’nın hiç mi suçu yok deniyor. Lan pkk’sının am*na koyayım ya, pkk kim? Or*spu çocuğu hepsi! Siyasetin amacı nedir kardeşim? Siyaset elindeki enstrümanlarla sorunlara çözüm üretmek değil midir? Sen 15 yılda sorunu çözmek yerine durumu daha da kötüye getirdiysen gelip tek suçluyu hala pkk olarak lanse edebilir misin? Yaşanan bu olayda hükümet, istihbarat en az bunlar kadar ihmalkar ve suçlu değil midir?

Bunu soruyorsun. Sonra aldığın cevap, HAYIR oluyor!

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor! 9

Neden hayır peki?

Çünkü insanlar artık çığrından çıktılar! Foreign Policy dergisinin en etkili 100 Global Düşünür arasında gösterdiği J. Haidt’ın, The Righteous Mind: Why Good People are Divided by Politics and Religion (Adil Akıl: Niçin İyi İnsanlar Politika ve Din Yüzünden Birbirinden Ayrılıyor) adlı, siyasetçilerin ellerinden düşürmediği bir kitabı var. Şöyle diyor;

“İdeolojik tercihler rasyonel değil duygusaldır. Tercihlerini parti programlarına bakarak yapan seçmen sayısı yok denecek kadar azdır. Akıl, duyguların bir kölesi durumunda ve kişi, kendi bireysel çıkarlarına ters düşse bile benimsediği kültürel değerler üzerinden duygusal bir refleksle oyunu belirliyor. Kolay kolay değiştirilemeyen ahlaki değerler sisteminin altında 6 temel prensip yatıyor: Dayanışma, Adalet, Özgürlük, Sadakat, Otorite ve Kutsallık. Kişi ilk üç değere öncelik veriyorsa sola, diğer üçünü öne alıyorsa sağ eğilimli oluyor.”

İlginç nüans ise şu: Sol partiler nadiren sağın hegemonya alanında rekabet ederken, sağ partiler mütemadiyen solun sahasında rekabet ediyor. Bu da şu anlama geliyor: sağ soldan oy devşirebiliyor ama sol sağdan oy alamıyor, böylece dünyanın birçok yerinde, özellikle de Türkiye’de sağın egemenliği sürüp gidiyor.

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor! 10

İnsanlar mevcut iktidara kızıyor olsalar bile, haksızlığa dahi uğrasalar; mevcut düşüncelerinden vazgeçemiyorlar! Bana İKTİDAR HAKSIZDIR DEDİRTEMEZSİNİZ algısı ile yaklaşıyor! Çünkü aşırı politize edilmiş ve her olayda seçmen güdüsü ile olaylara yaklaşır olmuş durumdalar. Türkiye’nin seçmen ortalaması %60-70 oranında sağ, %30-40 arasında ise sol ve sola yakın insanlardan oluşuyor. Bülent Ecevit’in iktidar olduğu 1977 yılı Genel Seçimlerinde bile sağ partilerin oy oranı, soldan %10 daha fazlaydı. Çoğunluğa sahip bu seçmen grubu kendilerinden olmayan birilerinin eline düşüp, daha çok haksızlığa uğrayacağı güdüsüyle mevcut olana sarılma ihtiyacı hissediyor. Mevcut iktidar sahip olduğu yayın organları ve yerel yönetimlerdeki örgütlenmesiyle insanların gözlerini öyle bir boyamış ki; eğer onlar olmasaydı belki de bu ülke olmayacaktı diye düşünüyor insanlar. Konu siyaset olduğunda ülkenin bile menfaatini kenara atıp desteklediği partinin lehine yorumlarda bulunabiliyorlar. Gerçekten normal bir durum değil bu, inanılmaz bir kitle kontrolü hakim şu anda!

Memleket iyiye gitmiyor! Bağırın! Memleket iyiye gitmiyor! 11

Siyasetin sırası mı şimdi diyecekler varsa; EVET, şu an siyasetin tam sırası! İçinde gram memleket hassasiyeti olan herkesin siyaseti konuşması, korkmaması, eleştirmesi, sorunları dile getirmesi gerekiyor. Konuşulsun ki, boyun eğip bu bed talihe razı gelinmesin. Yaşadığımız her şey siyasetin ürünüyse neden siyaseti konuşmayacağız? En çok siyasetin konuşulması gerekiyor!

Gelelim CHP’ye…

CHP yukarıda bahsettiğim oy oranları içerisinde asla kendine bir yol bulup iktidar olamayacak! CHP’nin iktidar olabilmesi ikinci güçlü bir sağ partinin arenaya dahil olmasıyla gerçekleşebilir ancak. Yine 1977 seçimlerine bakılırsa o dönem siyasi arenada Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel ve Alparslan Türkeş vardı. Şimdiki denklem içerisinde, bilhassa Kemal Kılıçdaroğlu gibi niyeti iyi ancak temsil kabiliyeti zayıf birinin gidişatı değiştirmeye gücünün yeteceğine inanmıyorum. Ayrıca güçlü olmasa bile kendi halinde bir sağın AKP’nin gidişatını sekteye uğratacağını öyle iyi biliyorlar ki, bugün Numan Kurtulmuş kendi parti bayrakları altında siyaset yapıyor. Bahçeli zaten… Bahçeli.. Bahçeli.. Hiç girmiyorum o konuya, nasıl bir insan olduğunu ispatladı zaten.

Dolar almış başını gitmiş, Türk Lirası erimiş, çocuklar dünya zeka ortalamasının en gerisinde kalmış, işsizlik, enflasyon, bir tane dost ülke kalmamış, kimse adalet diye bir şeyin olduğuna dahi inanmıyor artık bu ülkede ancak ne olursa olsun muktedir her şeye rağmen istediğini yine alıyor ve almaya devam edecek.

Değil başkanlık, Krallık istese kral olacak!

Benim çok canım acıyor, öyle böyle değil. Tutkuyla sevdiğim güzel ülkem, 13 yıl önce TV’de izlediğim Bağdat’a dönüyor. Yanıyor güzel ülkem, yanıyor… Ve her şey güllük gülistanlıkmış gibi bahsediliyor!

Ses çıkaracak olsan susun, konuşmayın deniyor.

Umrumda değil artık hiçbir şey! Susamıyorum!

Yok, başka ülkem yok benim! Su sa mı yo rum!

 

Hep birlikte bağırmak zorundayız. Şimdi!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

Eğer bunu konuşmazsak, sesimizi çıkarmazsak acıya, acizliğe, bataklığa alışmak zorunda kalacağız.

Susmayalım.

MEMLEKET İYİYE GİTMİYOR!

Kategoriler
Kişisel

İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavından Geçememek

İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavından Geçememek 13

Kalbimin üzerine öküz oturdu yemin ederim. Aslına bakarsanız hayatı başarılarla dolu biri değilim ancak bu kadar da başarısız değildim lan! Kendimi hiç bu kadar loser hissetmemiştim!

Artık iş inada bindi, alnıma sürülmüş kara bir leke oldu bu sınavdan geçememek. Büyük konuşmak istemem ama ben bu işi yapmak da istemiyorum esasen, sırf bunca yıl okumuşum, C Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı olma hakkı kazanmışım, denizleri geçip derelerde boğulmayayım diyorum ama bir türlü geçemiyorum içine tükürdüğümünün deresini ya!

Her sorunun 2 puan değeri taşıdığı, toplamda 50 sorunun yer aldığı, geçme notunun 70 puan olduğu, içeriği;

  • Uluslararası Anlaşmalar
  • Kanunlar
  • Tüzükler
  • Yönetmelikler
  • Tebliğler
  • Zitrilyon tane İSG dökumantasyonu
  • Sağlık
  • Teknik

gibi konulardan oluşan, bana kalırsa tarihin en salak sınavlarından biri bu. 2016 Nisan ayında yapılan ve o zaman da kazanamadığım sınavda geçme oranı %7 olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Düşün bak; koskoca ülkede bu sınava giren 100 kişiden sadece 7 kişi geçiyor. Ulan ben hayatımın hiçbir döneminde ilk 10’a girebilmiş biri değilim ki; ne diye kasıyorum sorusunu zilyon kez sordum kendime. Umut işte, lanet olsun o umutlara ya. Nasıl olsa yapamıyorum noktasında olsam vazgeçeceğim ama öyle notlarla kalıyorum ki; kafayı yiyorum kendi kendime. İlk sınavımda 3 soru ile, ikinci sınavımda 2 soru ile kaçırmıştım geçme notunu. 2 soru ya, sadece 2 tane soru. :(

İş Güvenliği Uzmanlığı Sınavından Geçememek 14

Ancak bugün girdiğim 3. sınavım öyle salakça bir şekil aldı ki; zannedersem önceki kaybettiğim 2 sınavı mumla arayacağım. Sabahın köründe kalkıp teee Uçan Spagetti Canavarı’nın sittir ettiği, orman içinde salak saçma bir okulu bulmak zorunda kaldım. Etrafta bir tane kahvaltı edecek yer yok lan, dayının biri masayı açmış, koymuş üstüne kaşarı ekmeği, gelene geçene dayıyor tanesi 5 liradan. İyi dedim, ölmeyeyim bari diye aldım bir tane. Bir de sallamasyon çay yanına. Öeeh!

Saat yasak, bozuk para yasak, çakmak yasak (maça gidiyoruz sanki amk, hocalara fırlatacağız sanki), cüzdan yasak, küpe yasak, anahtar yasak, paso yasak, her şey yasak lan! Çırılçıplak sokacaklar ellerinden gelse, 150 lira sınav ücreti alıp %7 geçer ortalamalı sınav yapmalarındaki niyet çok açık aslında, niye direniyorsak? Bu eziyet niye? Girelim cıbıl cıbıl, öpüp göndersinler hepimizi?

Öğretmen masasının önüne oturdum, 1 numarayım. Kendimi hocalara yalakalık yapan Merveler gibi hissettim. Ama hocaaaam 3 puan verirseniz geçiyoğğruuuum! Neyse; giriş kat, okul kapısı açık, dizlerim tiril tiril olmuş soğuktan, kalorifer peteğini tekme atıyorum ısınmak için! Vay efendim, şu kutucuğu işaretlemezseniz sınavınız şey olur, yok şuraya imza atın, şuraya şunu yazın, buraya ebeniniz dayısını yazmazsanız sınavınız geçersiz. Siktiriniz efenim diyemiyorsun. Sokayım sınavınıza ya!

Her boku doldurdum, 10 dakika aralıksız dolduruyorum yaldır yaldır, bütün enerjim emiklendi zaten o işleri halledene kadar.

Sınavınız başlamıştır!

At gibi hissettim kendimi, 546684 Yıl Gazi Koşusu, son düzlüğe dili dışarıda giren attan farkım yok. İki paket kesmeşekere çektiğim eziyete bak oç. der gibi bakıyorum hocanın suratına uyuz uyuz.

Ulan işim gereği ben zaten 4857, 5510, 6331 sayılı Kanunları ezbere biliyorum neredeyse. Hani gündelik hayatta x bir kişinin mevzuatla ilgili başına gelebilecek her türlü konunun cevabını ağzına yüzüne yapıştıra yapıştıra veririm ama sıçtımının sınavındaki sorunun cevabını bilmiyorum ben. “Çağrı usulü çalışmalarda eğer sözleşmede bir süre belirtilmediyse ne kadar sürelik bir çalışma esas alınır” şeklinde, ağır küfür mahiyetinde bir soru ile başladım. Bilmiyorum ya, göçtüm ben içime iyice. Ya dedim Varol, buraya kadarmış mk, ilk soru buysa, devamı nasıldır düşünmek bile istemiyorum.

Bir iki bir iki, sonra bir açıldım ama çılgın atıyorum. Ulan dedim ben bu sınavı geçerim, beni kimse tutamaz. Kesin geçeceğim ya, bu kadar mükemmel olamaz bir sınav.

Oha, daha sınavdan çıkmak için 45 dakika var, en iyisi uyuyayım ben, sabah 6:00’da kalkmışım zaten dedim gayet sevinçli sevinçli. Hoop, yarım saat kadar uyudum sınavda.

Gözlerimi bir açtım, 14-15 dakika bir şey var, son kez gözden geçireyim şu yaptıklarımı dedim. Sonra içime bir kurt düştü, gözüm silgiye ilişti. Doğalgaz vanasını açmış psikopatın çakmağa bakması gibi baktım silgiye. Dur dedim ya şu yanlış olduğunu düşündüğüm şıkları bir düzelteyim. Sağlı sollu girdim, 5 soruyu değiştirdim. Cevabı bilmiyordum ama o an bana en mantıklı gelen ile değiştirmekte beis görmedim. Nasıl olsa her türlü bilmiyorum, risk budur dedim.

Velhasılı eve geldim ve aynı sınava giren insanların paylaştıkları soruların cevaplarını internetten araştırdım.

Sonuç; sonradan silip yerine başkasını yazdığım tüm cevaplar yanlış! İLK YAZDIKLARIMIN HEPSİ AMA HEPSİ DOĞRU! Tüm cevaplarım doğruymuş, abartmıyorum, yemin ederim hepsi doğruymuş!

Çıldırmamak mümkün değil. Aradan 10 saat geçti ama ben hala kendime gelemedim. Yaptığım bu mallığı blogumda, yani başarısızlıklarla dolu kişisel tarih defterime not düşeyim dedim. Silgi denilen o lanet şeyi görmek istemiyorum! Gözümün önünden gitmiyor rengini sktminin silgisi, mk silgisi, oç silgi. :(

Kalacağım çok net ama şöyle baya baya fark olacak bir notla kalırım umarım. 2-3 soru gazıyla umutlanıp tekrar sınava girme gafleti yaşamayacağım bir not bekliyorum. Lütfen ÖSYM, bunu yap bari, bırakacaksan sağlam bırak beni. Kendi kendimi umutlandırıp utandırıyorum resmen!

 

Kategoriler
Siyaset

Neden blog yazamıyorum?

blog

Bunu düşündüm az önce. Mesela memleketle ilgili bir konu hakkında düşüncemi dile getireceğim. En basiti az önce facebook’ta idam hakkında aklımdan geçenleri yazdım. Bunu burada da yazabilirdim ama yazmadım. Neden?

Nedeni şu ki; facebook’ta kimlerin okuyacağını bildiğim bir kitle var. Bu insanlar bana zarar vermezler, onlara güveniyorum. Gelip beni ucuz ve temeli olmayan argümanlarla lekelemeye ya da hakaretlerle itin götüne sokmaya çalışmazlar. Oysa blog öyle mi? Kimlerin okuyacağını bilemiyorum. Kimlerin okuyacağını bilememek normal bir ülkede kimseyi tedirgin etmez ama burada tedirgin ediyor işte. En küçük şeyden bile kafaya takan adam, ağzına sıçana kadar uğraşabiliyor. Sen ne demek istiyon lan tırrek!11 Beğenmiyosan siktirgitlanpiç. Reyisnediyosao!!! Demoğgrasiuhüammğna

Benim blog yazamama nedenim açık olarak görülüyor ki; göt korkusu!

Bu böyle değildi biliyor musunuz? Facebook ortalarda yokken blog yazan biriydim ben, her akşam oturur blog yazar başımdan geçenleri anlatırdım, atarlanırdım. Sloganım bile “aklına geleni söyleyen adam” idi. Şimdi, bu ülkeye olan aşkını sorgulamak için 80 fırın ekmek yemesi gereken hödük biri tarafından abuk sabuk konulardan vatan haini bir orospu çocuğu olarak itham edilmemek sadece şans işi.

Şahsen 30 yaşıma girmeme çok az kaldı ve bende eski günlerdeki enerji kalmadı. Birileriyle ölümüne tartışıp, ona kendi doğru bildiklerimi anlatacak mecalim yok. Kaldı ki bu malum kitlenin senin doğru bildiklerinle ilgilendiği de yok. Onlarla konuşacaksan hiçbir konunun derinine inmeyeceksin, ortadaki konu hakkında uzun süre kalmayıp daldan dala atlayacaksın, mümkün olan en çabuk sürede şu da şunu demişti heaağmuna, sen önce x’in hesabını ver tarzında kainatın en salakça tartışma üslubu ile en uzağa işemeye çalışacaksın.

Yani gelip burada memleket hakkında konuşmak için önce bandananı başına rambo gibi geçirip, göz altlarına siyah boyayı çekecek ve gerçek bir klavye komandosu olmanın hakkını vereceksin. Almayayım arkadaşım.

Blogu geç, ekşi’de bile bu söylediklerini yapamıyorsun. Bu ülke için söylediklerimi yapmak lüks.

Velhasılı; en büyük derdim memleket, en çok söylemek istediğim şey memleket, en çok maruz kaldığım şey memleket ama ben yazamıyorum. Eh memleket hakkında yazamayınca da diğer konular hep falan filan oluyor.

Neyse, yazamadığımı yazacak kadar izin vardır herhalde. Kimse ağzıma sıçmadan gideyim.