Olan biten 1

Olan biten

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Zor bir dönemden geçiyorum. Hayatım alt üst oldu kazadan sonraki süreçte. Yani bir tek kaza şoku değil devamında da bombok gitti tüm işlerim. Psikolojim de onunla orantılı kırılganlık gösterdi normal olarak. Zaten hiçbir zaman çok güçlü biri olduğumu iddia etmedim, fazla duygusal oldum küçüklüğümden bu yana.

Dünyada olup biten hiçbir şey hakkında söz sahibi olamayacağım,  dahası oturup birine doğru düzgün bir cümle kuramayacağım gibi güvensiz ve zayıf bir hale büründüm. İç dünyamda kendi kendimi onarmak için olabildiğince uzaklaştım tüm insanlardan. Bilirsiniz işte standart depresyon belirtileri. Kitaplar, bilgisayar oyunları, iş ve kurmaca hikayeler yazmak gibi şeylere odaklanmayı denedim. Gerçeklik algım ilk günler kayıp gibi bir şeydi. Nerede olursam olayım arabanın içinde savruluyor ve binlerce kez arabanın kapısını açıp ters dönmüş kamyon ve diğer otomobile bakıyordum.

Süreç benim açımdan biraz da gözlem deneyimi sağladı. Bir mezarlık ile odam arasındaki mekan farklılığına yön veren etkenleri düşündüm bolca. Nasıl oluyor da yaşıyorum? Benimle aynı gün kaza yapan ünlü bir kız vardı; öldü o. Bir gün önce Schumacher sakatlanmıştı; hala yaşıyor denilemez ne yazık ki. İnanılması mümkün olmayan şeyler oluyor bazen.

Bazen tüm şartlar uygunken ölemiyorsun.

Bazen sevmeye imkanın varken sevemiyorsun.

Bazen gülmen gerekirken gülemiyorsun.

Bazen mümkün olmadık şeyler mümkün, gerçek olmasına imkan olmayan şeyler de gerçek oluyor. Hayatta olup bitenler için sebep aramamak gerektiğine inanmaya başladım. Hayır öyle spritüalist bir odanın kapısını açmak değil kastettiğim, sadece artık “neden” sorusunu daha az sormaya başladım. Her şeyi olduğu gibi kabullenebilmek anlatmak istediğim. Oluyor. Olmasın desen de oluyor, olsun desen de oluyor. Bazen de olmuyor.

Çok sevdiğim bir yazı vardı ekşi sözlükte neden ben değil de o adında.

bornova merkezden iniyoruz küçükpark’a doğru. yanımdaki eskilerden bir sevgilim, çok zaman geçmiş ayrılalı ama arada görüşüyoruz hala. canım sıkkın, konuşmuyorum pek. o ise her zamankinden biraz farklı, daha dikkatli, daha sessiz yürüyor yanımda, biraz da beni izleyerek.

“ne oldu, ayrıldınız mı?” diye sordu,
“evet” dedim kısaca.
“çok mu seviyordun? canın yanmış, hayret”,
“hı hı”
birkaç adım daha, biraz daha sessizlik ve soru;
“neden ben değil, neden o?”
kafamı çevirip bakıyorum ona, merakla soruyor bunu, inanarak ve ben daha çok şaşırıyorum buna.

ahmet diye bir oğlan var bizim köyde, sonradan göçenlerden. deli biraz. koyunları vardı babasının seksen tane kadar, bir gece dağda otlatırken, durup dururken hepsini bıçaklamış koyunların, delik deşik etmiş, öldürmüş. bir tanesi hariç. içlerinden birini bırakmış sadece. sebebini soruncalar “acıdım” demiş. kalan 79 koyuna neden acımadığını hala bilen yok. bazı şeylerin sebebi olmaz. bazen sadece olur. bazen yaşarsın, neden o 79 dan biri olmadığını bilemeden. bir talihsizlik ya da büyük şans yok anlıyor musun, bazen sadece yaşarsın, bazen sadece başına gelir. evren umduğumuz kadar seçici değil aslında, sen 80’de 1 değilsin, kalan 79’a açıklayamazsın bunu. neden ben değil? neden o? sorusu, fikri, düşüncesi bir ömür bırakmaz peşimizi. sevmek her şeye yetecek sanırız. bazen de hiç aldırmayız, umurunda olmaz, inan zerre umurunda olmaz, 79 tane aşkı boğazlarsın, delik deşik eder, öldürürsün. bir kez seversin, çakıldın. 79 da birsin, o bıçak senin boğazında artık. bir aşk yok orda, bir talihsizlik, yapılmış bir haksızlık yok. sana acıyan bir tanrı yok, tanrı sadece nasıl hayatta kaldığınla ilgileniyor aslında, yaralarınla değil. senin sikik mutsuzlukların kimsenin umurunda değil. olur bazen, kaçamazsın, önlem alamazsın, saklanamazsın. hepimiz birbirimizin celladıyız, bıçağımızı sallaya sallaya gezerken bir gün bakıyoruz ki akan o kan bizim. işte o saatten sonra yaşamaya başlıyoruz kişisel trajedilerimizi. ve hala o kadar bencil oluyoruz ki kafamızı bile çevirip bakmıyoruz bizimle birlikte kanayan diğer 78’e. soru yok, kimse kimsenin umurunda değil. işte bu var yalnızca.

“sen hiç umurumda bile olmadın ki benim” diyemedim ona. onda benim yaram saklıydı bende bir başkasının. kafamı önüme çevirdim tekrar, bakmadım, oralarda bir yerlerde yavaşça sızıyordum hala, cevap bile vermedim benimle birlikte kanayana.

Böyle bir şey işte. O koyunlardan biri olabiliyorsun, bazen de olamıyorsun.

***

Bir diğer konu da yüzeysel olmak. Göstermelik bir takım ritüelimsi ama kesinlikle içtenliği sorgulanmayı hakeden davranışlar.

Örneğin ölümün kokusu halen üzerinde olan birini arayıp yanında olduğunu hissettirmek yerine whatsapp üzerinden yazan ve gelip o adama trip yapan enteresan insanların varlığı. Mide bulandırıcı. Kendini yetiştirememekle alakalı olduğunu düşünüyorum. Karşılaştığım zor durumlar çevremde sağlıklı bir filtrasyon yapmamı da sağladı. Hali hazırda zaten yalnızlığına aşık biri olarak eve dönüşümün mutluluğunu yaşıyorum ayrıca.

***

Bir de güven mevzusu var ki başlı başına o konu üzerinde durmam lazım bir ara. İnsanlara paranoyakça yaklaşan, kimseye güvenmeyen tiplere acayip uyuz olurdum. Default olarak insanlara sevgi ile yaklaşır, zamanla tanıdıkça varlıklarından düşerdim değerlerini. Çok büyük yanlışmış, insan hayatta en güvenilmemesi gereken, düşene en çok tekme atmaya meyilli, iki yüzlü, aşağılık, pislik, onur yoksunu bir varlıkmış. Neler yaşadım, ne tür insanlarla muhatap olmak zorunda kaldım anlatsam inanmak istemezsiniz.

***

Kendi kendime de bu şarkıyı armağan ediyorum her ne kadar hayatımın melodisi şu sıralar tümüyle bundan ibaret olsa da.

Dayan küçük domates her şey güzel olacak bir gün. Yaşıyorsan her zaman umut vardır! diyorum. Yani olmak zorunda.  Ne kadar boktan başlarsa başlasın 2014 benim yılım olacak! Hiç kimse sonsuza kadar mutlu olamadığı gibi mutsuz da olamaz. Önemli olan yaşamak, gerisi zaten bir şekilde gelmek zorunda.

Karmakarışık bir yazı oldu ama nasılsa çok fazla insan okumuyor, bir gün gelir daha düzgün şekilde yazarım. Şimdi biraz şarap dinginliği var üzerimde, kucağımda bebek gibi yatıyor bu yazıyı yazarken. :) Kahrolsun kadehler, yaşasın tam bağımsız şişeler!

4 Comments

  • emre

    21 Ocak 2014 at 09:27

    vay be. insanlar çift yaratılır derlerdi ve dikkate almazdım. şu yazdıklanları okuyunca biraz derman buldum içimdeki tarifi zor sıkıntıya. mesela dün durup dururken avusturyalı iş arkadaşım tarafından bir sürü hakarete uğradım. kimseye anlatmadım çünkü kimsenin bunu anlayacağını sanmıyordum. ama sana anlatmak geldi içimden.

    sabah mola saati sigara içmek için gittim mola yerine. iki avusturyalı tır şöförü (ırkçılar biraz) iki bayan ve kahve makinasını dolduran bayan vardı. bir de iki iş arkadaşım. içeceğimi alıp oturdum. çocuğun içeceğini biraz kenara kaldırdım kendime biraz yer yapmak için. aslında baksan yeterince yer var oturulacak. Sonra bu aldı içeceğini ve yine aynı yere koydu. tipik bir bakış attı. sessiz sessiz senin tipini sikiyim dedim. tam burada başladı bu hakaret etmeye. tamamen ırkçılıkla alakalı ne varsa saydı. şşşt dedim, sonra sus diyebildim ancak. elim ayağım hafiften titrer oldu. diğer iş arkadaşım dedi durun sakin olun. sigarası bitince içecek almak için parası olmadığında hemen yanıma gelen adam birden bire canavara dönüştü. sustum oturdum ama eve gittiğimde hep aklımda bu vardı. içime attım sonra senin de dediğin gibi kimseye güvenmemenin üzerine düşündüm. uyuyana kadar bunu düşündüm, kendime kızdım. ne var da gidip adama bulaşıyorsun dedim kendi kendime. üstelik bu başıma gelen ilk ırkçılığa maruz kalmak değilken.

    şimdi bu yazdıklarını okuyunca iyi hissettim biraz. çünkü benim tarif edemediklerimi sen çok güzel anlatmışsın. şimdilik yalnızlığımı ufak tefek şeylerle geçiştiriyorum ama senin de dediğin gibi illa bize de bir kapı aralanır mutluluğa veya daha bilinene uzanan.

    şimdilik benden bu kadar kardeşim emin ol yalnız değilsin senin gibi düşünen insanlar var ve onlar yanında olmasa da seni destekliyorlar hiç merak etme. birgün değerimiz bilinirmi bilmem bilmekte istemiyorum açıkçası bütün bu pis yaşanmışlıktan sonra.

    Cevapla
    • Varol AKSOY

      24 Ocak 2014 at 23:13

      çok sinir oldum şu ırkçı arkadaşına emre! pislik herif! sıkma canını sen, dünyanın dört bir yanında milyarlarca insan var iyiliği ve insan olmanın erdemlerini içselleştirememiş. acıyarak bakmaktan başka yapılacak bir şey yok onlar için… :/

      Cevapla
  • Gizem Çınar

    22 Ocak 2014 at 12:39

    Yeni okudum bi önceki yazını aradan kaçmış gitmiş göremeden :( Çok geçmiş olsun…. 31 Aralık günü doğum günüme ben de ablamın ve babamın kazasıyla uyanmıştım.
    Lanet olsun 2013'e dedirtti son gününde de olsa. :/
    Kahrolsun 2013 yaşasın çift sayılı sempatik yıllar :p Mutlu kal

    Cevapla
    • Varol AKSOY

      24 Ocak 2014 at 23:13

      teşekkür ederim gizem. :) defoldu gitti sonunda o lanet yıl. kurtulduk ondan 2014 bizim yılımız olacak!!! umarım katlanarak büyüyen süper bir yaşamın ilk yılı olur hepimiz için. :)

      Cevapla

Bir cevap yazın