Kategoriler
Kişisel

Taksim Gezi Parkı’nda toplanıyoruz!

51a78abd7a81d0e267000031

Bıktım artık bıktım!

Baskılardan, yasaklardan, salak yerine konmaktan bıktım!

Ekşi Sözlük’te yazıyorum, Facebook’ta yazıyorum, Twitter’da yazıyorum, herkesle konuşup tartışıyorum ama isyanımı bir türlü dindiremiyorum.
Reyhanlı olaylarında 177 kişinin hayatını kaybettiğini bizzat hastane yöneticisi dostumdan duydum. Medyaya sorsan 50 bilemedin 51 diyorlar.Ülke gündeminin bu tür yavşaklıklara, kahpeliklere konu olmasının başlıca nedenini apolitik olmayı bir bok sanan genç nesilin salakça duyarsızlığı olduğunu düşünüyorum. Sesimi çıkartmak istiyorum, kusmak istiyorum. Düzeni kabul edip çocuklarına hesap veremeyen aptal baba olmak istemiyorum!

  • Savaşın her türlüsü orospu çocukluğudur diye düşünürken Suriye’de muhaliflere destek veren bir ülkede nefes alıyorum.
  • Dünyanın en pahalı benzinini kullanıyorum, en fazla vergisini veriyorum ve yaşam standardım dünya ülkeleri arasında son sıralarda yer alıyor.
  • Konser oluyor, etkinlik oluyor çay iç, ayran iç cevabına maruz kalıyorum. Sana ne bile diyemiyorum!
  • Ülkenin en büyük değeri Mustafa Kemal Atatürk’e ayyaş deniliyor, sesimi bile çıkaramıyorum.
  • Her yer AVM, her yer tüketime dair oluşumlarla dolu. Aydınlık bir geleceğe dair tek bir emare bile yok!

Aceleyle yazıyorum bunları, yazacak sürüyle rahatsız olduğum şey var. Bu akşam Taksim Gezi Parkı’ndaki eyleme katılacağım. Bu yazıyı da twitter’daki #BloggerDiyorkiGeziParki hashtagi için yazıyorum. Müsait bir zamanda değineceğim hükümete olan tüm nefretime detaylarıyla..

Dikkat ediyorum ama merak etmeyin, kişisel olarak kimsenin orospu çocukluğuna siz orospu çocuğusunuz diye atıfta bulunmuyorum. Yani göte göt demeden yazmaya mecburum, onu da yazacağım anasını satayım.

Bu gece TV izlemeyin, gelin beraber uzanalım çimlere, şarkılar söyleyip kitaplarımızı okuyalım. Slogan atıp, uygarca isyanımızı sunalım.

Belki ağaçlar kurtulur? Belki çocuklarımızın yüzüne daha az utançla bakarız… Gelin!

Lütfen!

 

Kategoriler
Edebiyat

Dan Brown – Cehennem’de Geçen Mekanlar

Dan Brown’ın son kitabı Cehennem içerisinde geçen mekanları paylaşmazsak olmaz sanırım.

NOT: Bu yazı aşırı derecede tehlikeli spoiler içermektedir. Eğer kitabı okumadıysanız kesinlikle uzak durun bu sayfadan.

Olayların geçtiği alanın küçük bir haritası.

Uffuzi’nin kıyısında bla bla diye devam eden cümleyi hatırlarsınız herhalde. Akabinde Palazzo Vecchio, Bargello, Duomo, San Lorenzo vs. Bu harita işimizi birazcık kolaylaştırıyor gibi.

Kitabın başladığı ve son kısımlara değin devam ettiği alan.
Kitabın başladığı ve son kısımlara değin devam ettiği alan.



Badia & Bargello

Daha rahat görülebilmesi için Badia ve Bargello’nun yan yana göründüğü bir kare.

badia_fiorentina_bargello-400

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Palazzo Vecchio

Da Vinci’s Demons izleyenler yakından tanırlar Medici Ailesini. İşte bu eser de onların bir dönem yönetim merkezi olarak kullanılmış. Floransa’nın en önemli eserlerinden biri olarak anılıyor ve halk arasında Signoria Sarayı olarak biliniyormuş.

palazzo vecchio dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Duomo

Floronsa Katedrali, Santa Maria del Fiore ya da Duomo da deniliyor. 

duomo dan brown inferno cehennem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Porta Romana

Dr. Sienna Brooks ile maceralarını anımsıyor olmalısınız.

porta romana dan brown cehennem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cerca Trova

Açık konuşayım, Robert Langdon Cerca Trova’yı çözdüğünde, aha Çanakkale’ye geliyorlar lan galiba demiştim içimden. :D

cerca trova dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Baptistry of San Giovanni

baptistry of san giovanni dan brown inferno Dante Alighieri’nin maskesini suyun içinde buldukları yer burası işte. Vaftiz alanının ortasında hani? Hatta yüzü yara bere içerisindeki adam ile de burada karşılaşmışlardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Harris Tweed Sembolü

Bildiğiniz gibi efsanevi Mickey Mouse saatiyle birlikte Robert Langdon denince ilk akla gelenlerden bir diğeri de Harris Tüvit cekettir. Cehennem’de bir de mokasen ayakkabı eklemiş, tabi gayet de uyumlu olmuş. :D O cekete converse giyecek hali yok değil mi? :D

harris_tweed_symbol robert langdon dan brown

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dante’nin Ölüm Maskesi

Hatırlayacağınız gibi çılgın profesör maskenin üzerine bir çok ipucu bırakmış ve üzerini suda çözünebilir alçı ile kapatmıştı. İşte o maske bu maske oluyor.

 

dante deathmask dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

St. Marco Bazilikası

Burası da yanlış geldikleri yer. Hatta yüzü yara bere içindeki adamın Sienna’dan sağlam bir yumruk yediği yer de diyebiliriz.

San-Marco-Bazilikası

 

 

 

Ayasofya Müzesi

Ve sonunda ülkemize ulaşmış olduk… :) Müze’nin altındaki tünellere girip oradan denize açılarak daha efsanevi şeylerden haberdar olacağımızı umuyordum. Yani böyle bir bağlantı Dan Brown için süper olurdu. Hatta bir ara gizli tüneller hakkında araştırma yapan Göksel Gülensoy’dan bahsedince nefesimi tuttum, enteresan bilgilere yelken açıyoruz diye.. :D

hagia sophia dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yerebatan Sarnıcı

Tüm bulmacanın çözüldüğü yer. Kitabı bitirir bitirmez sıcağı sıcağına tekrardan gidip orayı görmek istedim. Sanki Robert Langdon’ın ayak izleri duruyordu tarihi mekanın içinde. Gözlerim su kanallarında iple bağlı bir poşet aramadı değil, belki unutmuşlardır diye :D

istanbul-yerebatan-sarnici dan brown inferno
Biraz uzun bir yazı oldu. Umarım kitap hakkında merak edilenleri bir nebze olsun aydınlatabilmişimdir.

Saygılarımla :)

Kategoriler
Edebiyat

La Mappa dell’Inferno – Sandro Boticelli

la mappa del inferno
La Mappa dell’Inferno – Sandro Boticelli

Dan Brown’ın Inferno (Cehennem) kitabı bu sabah elime ulaştı. Buradan D&R’a da teşekkür etmek istiyorum, sabahın ilk saatlerinde ve tam yayın gününde kargocuya sarılmama neden oldular..

Kitabı bir gecede bitirebilecek miyim bilmiyorum ama kitapta bahsi geçen araştırılası eserleri blogumda paylaşmak istiyorum.

Yukarıda görülen eser Rönesans döneminin ünlü sanatçılarından Sandro Boticelli‘nin La Mappa dell’Inferno (Cehennem Haritası) kitap içerisinde geçiyordu. Belki merak edenler olur. Henüz 82. sayfadayım, enteresan şeyler gördükçe paylaşacağım.

Son sözüm Dan Brown’a. Abi sen nasıl bir yazarsın, heyecandan kitlenip kalıyorum her kitabını okurken. :D

Söyleyeceklerim bu kadar. Sevgiler, selamlar.

NOT: Daha detaylı bilgiye Cehennem’de Geçen Mekanlar yazımdan ulaşabilirsiniz.

Kategoriler
Edebiyat

Nasıl Kindle satın alabilirim?

Amazon.com_LogoBildiğiniz üzere Amazon.com adlı dünyanın en büyük alışveriş sitesi dünyanın en sevimli ülkesi olan Türkiye’ye ürün satmıyor. İyi de ediyorlar bence, çünkü ellerindeki o devasa ürün yelpazesi ile bizleri tüketimin nirvanasına ulaştırır evde yorgan yastık yer yine de teknolojiden ve bilimum gereksiz alet edevattan kendimizi alamazdık gibime geliyor. Evet pozitif bakmakta fayda var, yoksa ben de biliyorum buradan lanetler okumayı ürün satmadıkları için. :D

Konumuz Amazon üzerinden Türkiye’ye nasıl Kindle getirilir?

Eğer Amerika’da bir tanıdığınız yoksa ve Amazon’a kayıt olurken geçerli bir Amerika adresi bildirmediyseniz zaten ürün filan satın alamazsınız. Bu da demek oluyor ki ilk sorunumuz adres! O zaman; ordular, ilk hedefimiz Borderlinx diyorum!

Borderlinx ile nasıl hesap açılır gibi çok gereksiz bir konuya girmeyeceğim. Yani sen tut facebook hesabı aç, mail hesabı aç, git ask.fm lerde, tumblr’larda fink at sonra gelip bana Borderlinx’de nasıl hesap açılır diye sor. Kafa atarım adama kafa!

Borderlinx’de temel düzey internet bilginizle açtığınız hesap ile birlikte size cillop gibi iki adres sunulmaktadır. Bu adreslerden biri yunaytıd kingdım, diğeri ise yunaytıd steyts of amerika oluyor. Biz Kindle denen dünya tatlısı aleti alabilmek için 17.YY’da keşfedilen ve bölgenin yerel halkı olan Kızılderililere soykırım uygulayan, petrol için yapmayacağı şerefsizlik kalmayan insanların da içerisinde hatta en tepesinde bulunduğu ve benim oturduğum yerden onlara lan ne kadar rererösünüz diyerek isyan edip onların ceplerine daha rahat nasıl para akıtabiliriz diye blog yazdığım Amerika’dan alacağız. (cümlenin de bokunu çıkardım farkındayım, uzadıkça uzadı valla kusura bakmayın.)

Amerika adresimizin olduğu sayfayı açık bırakıp gidip yeni bir Amazon.com üyeliği alıyoruz ve üye olurken adres satırına Borderlinx’in verdiği adresi yapıştırıyoruz haliyle. Yani o kadar anlattım zaten bunu tahmin etmiş olmanız gerekirdi. Sürpriz olmadı di mi Amerika adresi alıp adres satırına yapıştırmak. :D

Her neyse üye olduk, şifremiz filan var. Bu durumda konektikıt’daki losencılıs’daki lanet olasıca bir zenciden ya da kahvesine donut bandıran geri zekalı polislerden hiçbir farkımız yok. Onlar alabiliyorlarsa biz de her dilediğimiz şeyi alabiliriz şimdi bu içine tükürdüğümünün sitesinden! Fakat bir engelimiz var dostlar, bizim sevimli ülkemiz yurtdışından getirilecek ürünler için 75(euro işareti) sınır koyuyor ve eğer o bedeli aşarsanız şlak diye yapıştırıyor bilmem ne vergisi, konşimento vergisi, sonra yine bir bilmemne vergisi falan filan bir sürü şey. Henüz (iyi ki) başıma gelmediğinden ne şekilde vergilerle ızdıraplar yaşanacağını tatmadığım için size önerim ne alıyorsanız alın 75(euro işareti)yu geçmeyin.

kindletouchEvet ilgili sayfadan Kindle’ı sepetimize ekliyoruz, kargo kısmında 1-8 days free shipping seçeneğini seçiyoruz adeta ben fakirim diye bağırırcasına. Kusura bakmayın ama fakirlik filan değil aslında bu biraz da ego tatmini, çünkü Türkiye’de gollum gibi fiyatlara satılan bir ürüne en ekonomik nasıl sahip olurumun mücadelsi bir bakıma.

Ödememizi yaptık, kargo durumunu seçtik ve ürünün Borderlinx’in bize sunduğu içinde Rihanna, Tom Waits gibi güzel insanların da yaşadığı Amerikan toprakları içinde hareketinin tamamlanmasını yani verdiğimiz adrese ulaşmasını bekliyoruz.

Aradan bir kaç gün geçecek ve ürün Borderlinx’in Dayton adresine ulaşacak. Bunun akabinde size bir mail gelecek ve o mail diyecek ki; “Birader kusura bakma rahatsız ediyorum ama kapıya bi adam geldi, kutu filan getirdi ben onu aldım, göndereyim mi sana?” siz de Borderlinx ekranında bakacaksınız ki o gelen kutunun fiyatı ne kadarmış? Çünkü bu cinsine tükürdüklerim adam kazıklamak için yer arıyorlar. Tabi biz öyle çakallara para kaptıracak çömezler değiliz, merak etmeyin kurban olduklarım arkanızda ben varım. Eğer ürünün size gönderilmesi için istenen bedeli 12$’dan fazla ise hemen live chat ekranında “aga bu ne?” diyorsunuz ve ürünü aldığınız amazon linki ile birlikte invoice çıktısını pdf ile gönderebileceğinizi söylüyorsunuz. Bizi kazıklamaya çalışan uyanıklarda “hacı bi dakka ya kuzenim yazmış kusura bakma” diyor ve fazla yansıtılan ücreti hemen bizim beklediğimiz fiyata çekiveriyor. ;) (ben alırken ürünün bedeli hızlı gönderimle 12$ görünmüştü fakat arkadaşıma alırken onda 39$ gibi bir rakam çıkmıştı, hemen übersonik ingilizcemin dibine vurarak adamları insani rakamlara davet etmiş ve muvaffak olmuştum.)

Şimdi ben başta dedim ya bu saatten sonra size basit Borderlinx’e kayıt işlemini mi anlatacağım diye. Heh işte anlatmadım çünkü biliyorum Borderlinx’e kayıt olurken oradaki gönderim adresi kısmına Türkiye’deki adresinizi yazacağınızı. Yani aksini yapmış olamazsınız, yaptıysanız ahahaha diye gülerim bak çok ciddiyim! :D

Evet ürün Dayton’dan yaklaşık 4 günde dünyanın en sevimli ülkesi olan Türkiye’ye geliyor ve DHL adındaki übersonik kapitalist ama iyi hizmet veren firma kapınıza kadar getiriyor güzeller güzeli Kindle’ınızı. Utanmasalar açıp kitabı onlar okuyacak bak o kadar da iyi hizmet veriyorlar, ciddiyim!

Şimdi anneye anlatır gibi anlattığım Kindle denen teknoloji harikası cihaza nasıl sahip olunur adlı son derece ciddi satın alma rehberime burada son veriyor ve yarım kalmış Alan Durning – Ne Kadarı Yeterli? Tüketim Toplumu ve Dünyanın Geleceği adlı şuan yazmış olduğum yazıya tümüyle ters olan kitabımı okumaya gidiyorum.

Amerika’ya lanetler ederek nasıl onlara para kazandırabiliriz? adlı makalemin sonuna geliyor, tüm kitap severlere iyi okumalar diliyorum. :)

Kategoriler
Edebiyat

Kindle basılı kitapları öldürebilir mi?

kindletouchKitabın kokusunu ben dünyalara değişmem ne diyorsun lan sen oradan zırt! İndir ulan o readerını çakma entel!

Yukarıdaki sözler bir zamanlar delicesine basılı kitabı savunan, ekitaplara küçümseyen gözlerle bakan, onları soğuk bir dünyada sıcaklığı hissetmeye çalışan zevksiz insanlar olarak yorumlayan bana ait.

Gel gelelim tüketim toplumunun git gel ruhlu kepazelerinden biri olarak dayanamayıp geçen ay ABD’den bir Amazon Kindle Touch siparişi verdim. Nasıl verdim, neden verdim, iyi mi ettim kötü mü ettim gelin beraber yorumlayalım.

Öncelikle hayatındaki her şeyi kitap okumaya göre endeksleyebilen bir yapıya büründüğümden dolayı; kitap ile ilgili her konudan haberdar olmalıyım ve tek dayanağımı daha cazip hale nasıl getirebilirim diye alternatifleri değerlendirmenin iyi bir fikir olacağını düşündüm. Biraz da ürün ihtiyaçlarımı karşılamak için varmış gibi geldi bana.

Mesela benim altı çizili cümle takıntılarım vardır kitaplarda, bilirim çünkü beyin her ne kadar bedava da olsa, hafızam her ne kadar filimsimtrak bir türde de olsa gerçekten her okuduğum şeyi aklımda tutamıyorum ve bir gün o cümleyi bir yerlerde kullanmak isteyeceğime dair de içimde değişik bir his oluşuyor. Kitaplığımdan kitapları karıştırmak ve genellikle aklıma gelen cümleye ulaşamamak da gayet sinir bozucu oluyor! İşte Kindle denen minnak kadar alet bu soruna çözüm oluyor. Kitabı okumaya başladığınızda beğendiğiniz cümle ya da paragrafları çizerek size tek bir yerden ulaşabileceğiniz “altı çizili cümlelerim” adında bir dosya sunuyor. E ö ee demeyin bence gayet süper bir özellik.

İkincisi; okuduğum kitaplarda bilmediğim kelimeleri ya da tarihsel kişileri ya da kavram ve olayları araştırma gereği hissederim. Zaten kitabın en güzel yanı da bu ya, yeni bir şeyler katıyor dünyana. İşte ben kitabıma ayracımı yerleştirip ekşi sözlük ya da vikipedi’den konuyu araştırırken gözüm diğer sekmelerdeki facebook, twitter, haberler vs. şeylere takılıyor ve amacımdan sapıp kitap okumayı bırakıyor gidip harlem shake videoları izleyip aforizmalar beğeniyorum. Buna engel oluyor kurban olduğum Kindle’ı. Ekranda araştırmak istediğiniz kelimeye basılı tuttuğunuzda hem bir sözlükten o kelimenin anlamını araştırıyor hem de isterseniz kitaptan hiç ayrılmadan küçük bir ekranda vikipedi’deki sayfadan bilgiler aktarıyor. Ne oluyor? Kitaptan kopmamış oluyorsunuz ve edindiğiniz bilgi, zaman size kâr kalıyor.

Üçüncüsü; kitap masrafları. Geçtiğimiz aylarda 300 lira gibi bir rakamı yani bir ailenin 1 aylık faturalarını sadece kitaplar için harcamışım. Evet bu acınacak bir rakam değil söz konusu kitaplar olunca fakat vicdanen kendimi pek de rahat hissettiğim söyelenemez. Kindle bu olaya da parmak basıyor ve kimse kusura bakmasın kolum gibi fiyatlara kitap satan kültür tüccarlarına çalım atmış olmanın da eşsiz keyfini yaşatıyor etrafta dolanan bedava ekitaplar sayesinde. Üstelik en güncelleri de var bunların içinde.. Haruki Murakami? Yeah!

Dördüncüsü, yalnızca kitap okumak için de değil. Yazı tabanlı her şeyi okuyabiliyorsun, mesela ben uzun olduğu için read it adlı uygulama ile daha sonra okurum diye not ettiğim makaleleri aradan haftalar geçtikten sonra anca okuyabiliyordum. Şimdi ise chrome eklentisi sayesinde tek tuşla makale Kindle’ıma düşüyor ve hiç göz yormayacak şekilde rahat rahat okuyabiliyorum her şeyi. Yani yazıları kaçırmıyorsunuz.

Beşincisi, göz yormuyor yukarıda da bahsettiğim gibi. E-Ink teknolojisi denilen ve tarif edemeyeceğim garip bir yapıya sahip ekranı ile bir kitaptan (burada dikkat çekmek istiyorum, kaliteli basılmış bir kitaptan) hiç bir farkı yok. Gözlerim hiç yorulmuyor artık. Ben ki bir dönem kitaplar sayesinde bıçak altına yatmış biri olarak bu özelliğinden dolayı acayip mutluyum.

Altıncısı, aslında çok önemli olmayan bir konu ama şarjı 2 ay gidiyor.

ereader vs booksYedincisi, istediğiniz kitabı hemen okumaya başlayabiliyorsunuz, pdf dosyalarınızı amazon.com’un size verdiği bir email adresine mail atıyorsunuz ve amazon sizin için saniyeler içinde convert edip cihazınıza kitabı yüklüyor.

Sekizincisi, benim gibi birden fazla kitap okuyan (ki bu konu da önemli, bir kitap bazen sıkabilir, bu durumda kendinizi zorlayıp ille de bitireceğim diye kasmak yerine bir başka kitaba başlayabilir ve arada o sizi sıkan kitaba tanıdığınız zaman ile belki zorlu bölümleri geçebilmek içn gerekli motivasyona kavuşabilirsiniz.) biri için 2 bazen 3 kitabı bir arada taşımak yerine incecik bir cihazı (ölçmek gerekirse hemen hemen samsung note 2 gibi bir boyuta sahip) çantanıza ya da torpidonuza atıp canınız ne zaman isterse istediğiniz kitabı okuyabilirsiniz.

Dokuzuncusu, düzenli takip ettiğiniz bloglar ya da köşe yazarlarını geliştirilmiş kindle uygulamaları ile günlük olarak yükleyebiliyor bu sayede sürekli takipte kalabiliyorsunuz.
Onuncusu, ucuz. 10 adet kitaba verdiğiniz para ile bir adet kindle satın alabiliyor bu sayede yüzlerce kitap okuyabiliyorsunuz.

Hani olur ya şunu bunu almak için 10 neden diye. :D Benim ki de bunun gibi bir yazı oldu ama inanın sıralayacak daha çok şey var, mesela mp3 oynatmak ya da internete girebilmek gibi. Sakın ola bunları tabletler de yapıyor diye düşünmeyin, tabletler kitap okumak için değil internette gezinebilmek ve multimedia işlemlerini halledebilmek için varlar. Ekranları kıyaslanamayacak kadar farklı.

Şimdi bağlamak gerekirse basılı kitaba noolucakmış lan değişik diye pöykürdüğüm günlere kıyasla öngördüğüm durum şudur ki; gün gelecek belki de dünyanın % 70’i ekitap ile hayatına devam edecek ama benim de dün gece yaptığım gibi alıp bir kitabın sayfalarını kokladığında o %30’luk kesimin saygın duruşuna imrenerek bakacak. Basılı kitap asla ölmeyecek fakat gücünü ekitaplara bırakmaması neredeyse imkansıza yakın.

Bir sonraki yazımda Türkiye’ye satışı olmayan Kindle’ı nasıl Amerika’dan getirtebileceğimizi anlatacağım.

Son söz; okuyun da nasıl okursanız okuyun abi boşverin kindlemış basılı kitapmış! :D

Yetmedi, bir son söz daha! Eee Varol sen kitaplarına gözün gibi bakardın, hani yavrucuklarının da yavrucuklarına miras kalacaktı onlar diyenlere de cevabım. Biz daha ölmedik aslanım, basılı kitaba da saygımızı yitirmedik, elbette alıp okuyacağız sayfaları mis gibi kağıt kokan kitapları. Hatta şuanda Kindle ile Milan Kundera – Ayrılık Valsi, basılı olarak da Marquez – Kolera Günlerinde Aşk’ı okuyorum.

Şimdi sondan bir önceki son söz daha anlamlı olacak gibi. Okuyun! Yeter ki okuyun…