Kategoriler
Kişisel

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben

Ellerim ödeme butonuna gidemedi, ürünü sepete attım ve arkadaşımı çağırıp önüne kredi kartımı fırlattım. Koşarak ofisten dışarı çıktım, bittiğinde beni çağırdı. Ertesi gün bir iPhone 7 Plus sahibi olmuştum. Nasıl olmuştum, neden olmuştum, o kadar parayı nasıl veriyorlar lan deyip ben nasıl vermiştim, bunlar olayın hâlâ anlayamadığım kısmı. Android vs. iOs kıyaslaması yapmayacağım, herkes elindeki telefonun bir şekilde artı yönünü ya da eşitliği gösterebilir, zira ben bundan önceki telefonum LG v10’dan da yeterince memnundum. Dedim ya, nasıl oldu da oldu anlayamadım ama çok memnunum.

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben 2

Her neyse, bir telefona bu kadar para bayılınca gerçekten onu etkin kullanabilmeyi istiyor insan haliyle, alo ise android de alo diyor, whatsapp ise android’de de whatsapp kullanılabiliyor, ben daha öte bir şey istedim. Bu telefonun entegreleri içerisinde gezinebilmeyi, onlara işlemler yaptırabilmeyi, ona işletim sistemi elverdiğince hükmedebilmeyi. Bundan 11 yıl önce sonlandırdığım yazılım serüvenime dönüş yapmaya heveslendim.

Bildiğim kadarıyla Objective-C adında bana göre gerçekten leş standartları olan bir yazılım dili ile uygulama yazılabiliyordu. Ki benim yazılım serüvenimi noktalama nedenlerimden biri de noktalı virgüllerin salak saçma şekilde şart koşulduğu yazılım dillerinin aşırı popülerleşmeye başlamasıydı. Visual Basic ile her şey güllük gülistanlık iken, birden zevk aldığım konudan iğrenmeye başlamıştım. Ciddi söylüyorum ya, syntax adı verilen bu kodlama standartları beni aşırı irrite etmişti.

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben 3

 

Derken done dolaşa Apple’ın Swift adında yeni bir yazılım dili duyurduğunu öğrendim. Playground adında bir web modülünde ufak tefek kodlama alıştırmaları yaptım, aman yarabbi! Değişkenleri çözdüm, toplama, çıkarma, çarpma işlemi yaptım, dizi tanımladım, döngülere aldım, döngülerden çıkardım, function yazdım, onu çağırıp print ettim. Lan hepsi mi çalışır, tıkır tıkır aktı kodlar. Vay anasını dedim ya, vay anasını!!!! Aşk yaşadım resmen yazılım dili ile.

Hemen hemen hemen, bir an önce benim bu dili öğrenmem gerekiyor diye içim içimi yiyordu. Standford Üniversitesi’nin iTunes U üzerindeki videolarına bir göz attım, geceleri uykuya dalmadan önce dinlerken buldum kendimi, sonra gidip Udemy adlı eğitim videoları satan siteden Swift dersleri satın aldım, oturup telefondan o videoları izledim geceleri, açıp dizi izleyeceğime ders takip ediyordum, adam kod yazıyor ben keşke ben de yazabilseydim diyordum, adam hata yapıyor keşke ben de hata yapabilseydim diyorum, adam hatasını buluyor, keşke ben de hatamı bulabilseydim diyorum. Hüzünleeer, hüzünler. Neden böyle diyordum? Çünkü iPhone için uygulama geliştirecekseniz eğer, bir Mac sahibi olmanız gerekiyormuştu. Ne salakçaymıştı benim için, çünkü benim emektar laptopum Windowsmuştu! Meh diye diye geçti günlerim, içime içime attım hep.

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben 4

Araştırmaya koyuldum, zaten hali hazırda telefondan giren girmiş, bir aşk düşmüş bağrıma, o yazılım dili ile dünyaya şiirler yazabilmek var hayallerde ama bir daha Apple’ın kucağına düşersem bu sefer beni hiçbir şey mutlu edemeyecekti biliyorum. Bu kadar masraf beni bozar arkadaş, burçlara inanmıyorum ama oğlak burcuyum lan ben, yıllarca bana öğretilmiş tutumluluk, ekonomiklik, filan fıstık itemlarını nasıl çöpe atacaktım, kaldı ki; memur çocuğuyum ben! Memur çocuğu olmak bir malı satın almadan önce kâra geçebilmek, en azından kazık yememek, o kazık yenecekse de insani boyutlarda yemek demektir, yakışmazdı bana! En ekonomik çözümleri araştırırken bir de ne göreyim! Mac mini adında bir ürün tam da benlikmiş meğersem, harikalar harikası ve fiyatı diğer Apple ürünleri kadar kol gibi olmayan bu minnak şey aradığım şeyin ta kendisiymiş. Yalnız onun da yukarıda bahsettiğim gibi salakça sorunu ram upgrade imkanının olmamasıymış. Hmmm, giderek büyüyen bir kazık bana doğru yaklaşmakta, kumandan logar?

Zaten bu Apple denilen firma o kadar alçak ki, yani kapitalizmi göstere göstere vahşileştiren bu kadar alçakça bir başka firma olarak Samsung’u gösterebilirim ancak. Adamlar yeni çıkardıkları Mac Mini’lerde ram değiştirmeye bile izin vermiyorlar. Düşünsene, 4 gb’lık bir Mac mini aldın ve sıçtın, bitti gitti. Yavaşlamaya başladıysa gidip yenisini almaktan başka çözüm yok. Lan bak şu fikri hayata soktuklarını düşündükçe çıldırasım geliyor, kölemsiniz köpekler demekten başka ne anlamı var? Aşağılıkça ya. Pislikler!

Ancak ne göreyim, 2017 yılında olmamıza rağmen, en son 2012 late versiyonu olarak üretilen Mac Mini’de ram yükseltilmesi yapılabiliyormuş. Vay canına dedim, sahibinden.com üzerinden araştırmalara başladım. Her şey Swift içindi. Hocam şu fiyata olur mu?, Takasa girek mi? Bir miktar indiriminizi rica etsem? İstanbul içi elden alabilitelerimiz? Ona buna mesaj yağdırıyorum anasını satayım, alacağım ya. Fiyatı da normal bir bilgisayardan bile daha uygun, hem ihtiyacıma yönelik, hem de daha önce kullanmadığım bir işletim sistemi olduğu için heyecan verici. Bir satıcı ile anlaştım, koştum Sirkeci’ye aldım mis gibi kullanılmış Mac mini’mi, içindeki hard diski söktürüp SSD taktırdım. 4 gb ram var ama olsun, bugün 8×2 ram siparişi verdim, geldiğinde uçuracağım kendisini.

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben 5

Şimdi gelelim son duruma. Adım adım Udemy üzerinden iki ders takip ediyorum, hocalar ne yapıyorsa bir kez onlarla birlikte, bir de videoyu kapatıp kendim yapmaya çabalıyorum. Kendimce bir şeyler deniyorum, ekliyorum, çıkartıyorum, acaba şöyle yapsam nasıl olur diye diye saatler harcıyorum ve zerre sıkılmıyorum. Swift gerçekten hayallerimin diliymiş, daha junior seviyede bile sayılmam ama aşırı eğleniyorum. Hata yapmayı bile özlemişim be, bir harf hatası yüzünden insan bir saatini harcamaktan keyif alır mı? Öyle bir mazoşizm! Github adında enfes bir site ile tanıştım, yazılım geliştiriciler kodlarını ya da toolarını tüm dünya ile paylaştığı bir alan burası. Aslında tek yaptığı şey bu değil ama ben tek başıma yazdığım için sadece o amaçla kullanıyorum ve aşırı derecede faydalanıyorum, boş zamanlarımda açıp kod okuyorum oralardan. Facebook’tan daha fazla vakit harcadığım kesin.

Haberiniz var mıydı Udemy tarzı sitelerden bilmiyorum ama interneti en verimli şekilde kullanabileceğiniz, ödediğiniz parayı (10 dolar) sonuna kadar ne demek fersah fersah fazlasıyla size geri sunan harika bir mecra. Sadece yazılım değil, golf oynamayı, yeni bir enstrüman çalmayı, pazarlamayı, tasarım yapmayı, bilimsel konuları vs öğrenebilir, kendinize yeni hobiler edinebilir ya da kendinizi geliştirebilirsiniz. Müthiş değil mi ya?

Windows mu, macOs mu diye soracak olursanız, yeni olmamdan mıdır bilemiyorum ama şu an için kesinlikle macOs diyorum! Tertemiz, kafa karıştırmıyor, bir sürü şukela uygulama var, virüs yeme riski daha az ve hemen her şey kontrolün altında.

Şimdilerde böyleyim ama zamanla daha iyi olur herhalde ahaha. :)

Apple Ekosistemi, Udemy ve Ben 6

Amacım günün birinde Apple’a verdiğim tüm paraları geri alabilmek!

Çünkü ben bir memur çocuğuyum. :)

Çok hırslandım, huh!

Kategoriler
Kişisel

İyi ki doğdun İnternet

Kısa bir bilgi ile hemen sövmeye başlayacağım, az sabır.

Ben kendimi bildim bileli, “abi hazırı tüketiyoruz, üretmiyoruz” goygoyu dönüp duruyor. Gerçekten kim geliştirtmiyor lan bu ülkeyi, biri gelsin hesap versin bana.

İnternete ayda 74 lira para veriyorum ben, şu anki hızımın ekran görüntüsü aşağıda.

İyi ki doğdun İnternet 8

1,42 mbps ile bağlanıyorum. Yazının bundan sonrasına devam etmeye lüzum yok ama yazayım ben yine de.

Yeni bir şeyler öğrenmek benim zevkim, neredeyse her gün 4-5 defa giriyorum internetin en verimli projesi olan Vikipedi’ye. KAPALI! Öğrenemezsin! Siktir!

Yazılım ile ilgili online kaynaklara göz atmak istiyorum, insanlar ne güzel rehberler hazırlamışlar, sıfırdan bir yazılım dili şöyle öğrenilir, böyle öğrenilir diye envai çeşit kaynak var. Pluralsight, Code Academy, Khan Academy, Udemy, Udacity. Akıyor resmen yahu, mağaradan yeni çıkmış adama kod yazmayı öğretiyorlar. Tıklıyorsun bir derse, Hel ………….. lo …………. Wo………….. rl………..d

Nedir? Resmen içine sıçıyor öğrenme şevkinin, sürekli donuyor, dolsun diye bekliyorsun, 30 saniye izliyorsun, tekrar donuyor. Bu mu lan gelişecek Türkiye?

Sıçarım guideına, vidyosuna, kendim deneyerek öğreneceğim diyorsun.

İyi ki doğdun İnternet 9

10 gb dosya, ben indirmeyi başlatalı 5 saat oldu, ancak bu noktaya gelebildi. %13, küfür gibi.

Hadi beni geç, bir şekilde başımın çaresine bakabilecek insanım, torrenti var, vpn’i var, vps’i ıvırı zıvırı var, derdim de hobi sadece. Yeni gelişecek çocuklar ne yapsın, onlar nasıl yakalasın çağı?

Pisa testlerinde sonuncu çıkmamıza rağmen eğitim sisteminin içine sıçmaktan vazgeçmeyen kim? Kim evrim teorisini müfredattan çıkartan? Kim bu çocukların evreni, evrensel gerçekleri, bilimselliği öğrenmemesini isteyen? Kim bu çocuklara kod yazmanın gelecekte güçlü bir Türkiye imajı oluşturabileceğini, dünyamızın bir rönesanstan geçtiğini ve bu akımdan pay almamız gerektiğini anlatmayan. Kim bu çocuklara 12 yıl dümenden ingilizce eğitimi verip 12 yıl sonunda watizyorneym yat bi zorleym dedirten, ya hahah amk sinirden klavyeyi kıracağım şimdi! Sıçayım eğitim dediğiniz şeyin içine, 12 yılda lan, 12 yıl boyunca eğitim verip bir dili nasıl öğretemiyorsunuz? Bilerek ve isteyerek! Kimsiniz oğlum siz? Kimin uşağısınız lan, kimin piçisiniz? Kalleş, alçak, aşağılık mahluklar! Kimsiniz lan, badem bıyığına tükürdüğümünün kravatlı gavatları!

Paypal’ı kim kapattı? Neden Türkiye’de eticaret yapılamasın istiyorsunuz? Booking.com neden kapalı? Ne istiyorsunuz turizmden?

Sizin derdiniz ne bu ülkenin insanlarıyla, anlatsanıza? Olayınız nedir tam olarak? Sistemli, planlı, bilerek ve isteyerek, üzerine basarak söylüyorum bu üçüncü kez kullanışım, bilerek ve isteyerek siz bu ülkenin geri kalmasını kimlerden talimat alarak gerçekleştiriyorsunuz?

Komple ülkeyi sanayiye götürüp ustanın yanına çırak olarak mı vereceksiniz? Sokaklarda mı dilendireceksiniz? Ne yapacaksınız allahın belaları, ne yapacaksanız yapın da bitsin şu işkence. Açın şu ülkenin önünü, yeter ulan yeter!

İnternet 24 yaşında ve biz ona hâlâ tam olarak erişemiyoruz!

Yeteeeeeeeeeeeeeeeeeer!

Kategoriler
Edebiyat

Hafıza Sarayı – Loci Yöntemi

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 11

Sherlock’u izlediniz mi? Bak izlemediyseniz gerçekten çok büyük bir keyiften mahrum kalıyorsunuz demektir. Bana göre popüler diziler arasında en iyi ilk 5’in içine girmeyi kesinlikle hak ediyor. Sırf Benedict Cumberbatch’a olan sadakatimden dolayı film olan Sherlock’u izlemedim, muhtemelen de izlemeyeceğim. Dizinin tüm sezonları biter bitmez, çabuk gaza gelen mizacımdan ötürü derhal en iyi çeviriye sahip setin siparişini verdim. Bilirsiniz, kitapların en güzel yanı; zihninizde okuduğunuz kitabı adeta bir film izler gibi canlandırır, karakterleri betimlemelere göre hayal eder, mekanları az çok kafanızda yerleştirir, yönetmen koltuğuna oturup kendi filminizi çekersiniz. Öyledir yani, iyi bir yazarın romanını okuyorsanız hissettiğiniz şey budur. El emeği göz nuru filminizin kıymeti elbette daha bir fazladır, hatta önce kitabını okuyup sonra filme giden insanlar genelde diğer insanlara göre daha az beğenirler, sebebi kendi dünyalarında o filmden daha iyilerini hayal edebilmiş olmalarıdır. Her neyse, ilk önce diziyi izlememdendir diye düşünüyorum ki; (övünmek gibi olmasın ben de herkes gibi kendi iç dünyamda bir Stanley Kubrick, bir Christopher Nolan sayılırım, kendimden başka kimse izlemediği için her yıl Oscar ödülünü kendime veriyorum) ben kendi zihnimde daha iyisini hayal edemedim. Dizi mükemmel! Enfes! Abartmıyorum! Yeter! Övmelere doyamadım!

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 12


Dizide beni en çok etkileyen şeylerden biri de Sherlock’un hafıza sarayına gidip geçmişteki minicik detayları bulup, olayları çözmek için kullanmasıydı. Gerçek olabilir mi acaba diye araştırdığımda, müspet sonuçlara ulaştım. Gerçekten böyle bir yöntem varmış, kullananlar, bu yöntemi öğrendikten sonra hayatı değişen insanlar bile varmış. Yanlış anlaşılmasın, ben öyle yoga yapıp, çakra açan tiplerden değilim, üzerinize afiyet kütük gibi biri sayılırım, zaten insan gibi çalışmıyorum, hangi ara düşeyim böyle spritüalist şeylerin peşine.

Deneyeyim yahu dedim, çünkü mantıklı geldi bana. Beyin dediğimiz yapı sinirlerden oluşuyor. Birbirine bağlı dokular filan, biz beyin dediğimizde aklımıza ilk soyut bir şey geliyor olsa da bildiğin et, sinir, kan vs. sonuçta. Kontrol edebilmek illa ki mümkündür dedim.

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 13

Hafıza Sarayı Yöntemi Nasıl Kullanılır?

Şimdi olay şu; ahir ömrünüzde gözünüz kapalı ezbere bildiğiniz bir alan muhakkak vardır. Kendi eviniz, okulunuz, ofisiniz, en kötü arabanız. Mükemmel derecede iyi bildiğiniz bir alana ihtiyacımız var. Sonrasında ise hatırlamak istediğiniz şeyleri bu çok iyi bildiğimiz yere koyuyoruz. Nasıl koyuyoruz? Hayal ediyoruz. Hayalinizde odanızdan içeri giriyorsunuz, kapının sağında duvar var, sol tarafta masa, onun ötesinde kitaplık duruyor, masanın çekmecesini açıyorsunuz, oraya üzeride 19 Ağustos 1989 yazılı bir pasta dilimi koyuyorsunuz ve çekmeceyi kapatıyorsunuz. Anlatabildim mi bilmiyorum. Zihninizde dolaşabileceğiniz bu çok iyi bildiğiniz alana ilgili bilgiyi bırakıyorsunuz. Eğer hatırlamak isterseniz yeniden odadan içeri giriyorsunuz ve çekmeceyi açıyorsunuz. Pasta orada duruyor, üzerinde 19 Ağustos 1989 yazıyor. Ne bu? Tuğçe’nin doğum günü.

Mevzu böyle bir şey, biraz yoğunlaşırsanız kesinlikle başarabilirsiniz. Çünkü ben başardım ama öyle aptal saptal bir şeyi attım ki hafızama, sıçayım böyle belleğin içine dedim! İşe yarayacak diye düşünürken, saçma sapan bir şey oldu çıktı.

Ben işten eve dönerken park yeri çok zor buluyorum, şöyle anlatayım, işten eve gelmem yol açıksa 10 dakika, park yeri bulmam 20 dakika! Öyle bir keşmekeş, ömrümden ömür alıyor lanet olay. Bir de öyle garip yerlere bırakıyorum ki arabayı, her sabah lan akşam nereye park etmiştim ben diye düşünüyorum. Hani Issız Adam filminin son sahnesinde adam önce sola gidiyor, sonra sağa gidiyor filan. Ben de komşulara aynı garip sahneyi izletiyorum. :) Bir sola bakıyorum, marketin önünde miydi ya acaba, yok dur sağlık ocağının orada olabilir belki, ya aşağı mı bırakmıştım acaba filan derken çıldırıp otabanda koşarak işe gidesim geliyor.

Ne yaptım? Hafıza Sarayı hakkında araştırma yaptığım gece, yahu neyi hatırlasam iyi olur diye düşünüp “arabayı bıraktığım yer” cevabını buldum. O gece arabayı börekçinin önüne bırakmıştım. Şimdilerde olmayan ama eskiden uzun bir süre odamda yer kaplayan bilgisayar masamın çekmecesine küt(kürt, sade artık her neyse börek milliyetçiliği yapmaya gerek yok) böreği ve arabanın anahtarını koydum. Sonra odadan çıktım, tekrar girdim, çekmeceyi açtım, börek ve anahtar oradaydı. Geceden o kadar çok düşündüğüm için sabah arabanın yerini bulmakta hiç zorlanmadım. Hafıza sarayına ihtiyaç kalmadı yani, yalnız sistem çalışıyor onu görmüş oldum!

Ben arabanın börekçinin önünde olduğunu 1 aydır hatırlıyorum, ve salak gibi arabanın yerini her hatırlamadığımda neredeydi diye düşünüp, alıp başımı börekçiye doğruuuuu uzuuuun uzun yürüyüşler gerçekleştiriyorum. gsdfgşd Ahhaa şaka, yalnız araba neredeydi diye düşündüğümde aklıma ilk börekçi geliyor. Bu lanet bilgiyi silemiyorum. Ne zaman börekçiyi görsem çekmece geliyor aklıma asdafd

Hafıza Sarayı - Loci Yöntemi 14

Siz tabi benim gibi saçma sapan bir deneme yerine faydalı şeyler için bu yöntemi kullanın derim. Eğer sarayınızdan bir şeylerin silinebilmesi hakkında bilgi edinirseniz, benimle de paylaşmayı ihmal etmeyin. :)

Bu arada benimki aşırı basit bir denemeydi. Çok iyi kurgulanmış bir arşivleme sistemiyle hafızasına tapılacak bir insan haline dönüşebilirsiniz. Düşünsene koskoca bir kütüphanenin tüm raflarında ayrı ayrı kategorilendirilerek yerleştirilmiş bilgileri kullanabildiğini?

_

Ahhh Sherlock’tan o kadar bahsettim, favori sahnemi eklemezsem olmazdı. Buyursunlar.

 

Kategoriler
Kişisel

Hungarian Dance No:5

Brahms-Johannes-08
johannes brahms

Canımı sıkan şeyler olduğunda insanlara anlatıp bir şey üretememek yerine kendi kendime yazıp bir şey üretememeyi tercih ederim genellikle. Yazmak güzel şey ama artık yazacak, daha doğrusu yazıp insanlarla paylaşmaya değecek bir şeyler bulmakta zorlanıyorum. Blog yazayım ama ne yazayım? Neden bahsetmeliyim? İnsanlar benim blogumu okuyarak ne öğrenebilir? Bunlara olumsuz cevaplar bulduğumda -ki neredeyse her zaman olumsuz cevaplar buluyorum, o zaman başımdan geçen olayı kendi kendime yazarak anlatmayı deniyor ve bir şekilde sakinleşiyorum. Cidden sakinleşiyorum ama öyle böyle değil, yazmayı bitirdiğimde ilk anki öfkemden eser kalmıyor. Eğer benim gibi bazen öfke kontrolü sorunu yaşayan biriyseniz mutlaka deneyin derim. Kimsenin okumasına gerek yok, bazı şeylerin akıp gitmesi gerekiyor, bunu yazarak başarabilirsiniz.

Bir sakinleşme yöntemim de müzik dinlemek. Lakin wiggle wiggle gibi değil. Ahah seviyorum zenci arkadaşların kafalarını, wiggle wiggle dinliyorum abi neden dinlemeyeyim ama ben bu tür müziklerle sakinleşemiyorum. Kafamı en temiz klasik ya da enstrümantal müziklerle dağıtabiliyorum.

Az önce de en sevdiğim parçalardan biri hakkında yeni bir şey öğrendim, gelip blogda paylaşayım dedim. Hani şu meşhur Hungarian Dance No:5 var ya;

hani Johannes Brahms abimizin bestelediğini düşündüğümüz. İşte onun çok farklı bir hikayesi varmış. Meğersem Hamburg civarlarında zengin bir hayat süren Brahms, kentine gelen Macar bir çingene kemancı olan Ede Remenyi ile tanışır. Yanına alır, besler büyütür, üst başlar, atlas yorganlar sırmalı fistanlar verir, adam eder. Yahu der, Ede’ciğim yedirdik içirdik o kadar, anlat hele ne var ne yok sizin oralarda güzel kardeşim? Tabi gurbette olan Ede’nin burnunda buram buram Macaristan tütmektedir o vakitler. İhtiyar anası, kağıt toplamaktan elden ayaktan kesilmiş babası, komşu Isabella teyzenin kızı Emanuella ile ettikleri danslar filan. Sonra bir şimşek çakar Ede’nin kafasında. Abi bizim Macarlar şöyledir, böyledir, efsane parçalar var bizde ya, youtube’a yüklesek 1 aya kalmaz Justin Bieber kadar meşhur oluruz filan sayar da sayar.

s3-b
ede remenyi

Gaza gelen Brahms abi; süpermiş ya olay, sen dökül bakayım ne var ne yok anlat abine der. Velhasılı Ede verir Macar danslarının ezgilerini, hepsi birer anonim halk türküsüymüş gibi. Zaten o döneme kadar Beethoven dolayısıyla acayip şevki kırılmış bir insandır Brahms. İçine kapanıktır, özgüvensizdir, Beethoven denince eli ayağı titrer filan. Alman mükemmeliyetçiliği işte abi, adam bir başkasından daha iyisini yapamayacaksam neden yardırayım boşuna diyormuş galiba. Hatta Hermann Levi’ye şöyle bir mektup yazmış kendileri;

«Ich werde nie eine Symphonie komponieren! Du hast keinen Begriff davon, wie es unsereinem zumute ist, wenn er immer so einen Riesen hinter sich marschieren hört.»

“Hiçbir zaman bir senfoni bestelemeyeceğim! Sürekli olarak ardından böyle bir devin (Beethoven) yürüdüğünü duymak insanın basiretini nasıl bağlıyor, hiç bilemezsin.”

Tabi Ede’den aldığı bilgilerle 21 tane dans eseri oluşturur. Bunlardan en ünlüsü bilindiği ve yukarıda paylaştığım üzere Hungarian Dance No:5’tir. Yalnız işin enteresan tarafı bu Johannes Brahms’ın düşündüğü gibi anonim bir dans değil, bilakis Bela Keler adlı Macar bir müzisyene aittir. Memory of Bardejov op. 31 adlı eserinin 2:57. saniyesinde dinlenebilir.

Kéler_Béla
bela keler

Sonrasında neler olduğu hakkında bilgim yok, Bela Keler basın önüne çıkıp Johann Brahms’ı hırsızlıkla suçladı mı, Ede Remenyi, ben ne biliyim amına koyim dedi mi, Johann Brahms evine kapanıp depresyon hırkasını giyip, kahve, kitap, kedi üçlüsüne dadandı mı? Gerçi kedilerden nefret eden bir tipmiş kendileri, hatta okla kedi vururmuş. Öyle de manyaklıkları varmış. Neyse işte sonrasında neler döndüğünü bilmiyorum.

Yalnız tıpkı Nikola Tesla vs. Edison meselesindeki gibi bir hak yeme durumu söz konusu. Her daim mazlumun yanında yer almazsa ölecek hastalığı genlerine kodlanmış bir Türk genci olarak öğrendiklerimi sizlere aktararak vazifemi yerine getirmiş olayım, gayrısı beni ırgalamaz.

Geçmiş gitmiş gün ya boşverelim, Martynas Levickis’in eğlenceli yorumuyla bitirip dağılalım bence.

Kategoriler
Kişisel

Ipad Air almak mantıklı mı?

vHlofqu

Geçenlerde çok büyük bir risk alıyormuş gibi hissedip, hayatımda nelerin değişeceğini doğru düzgün bilemeden gidip bir Ipad Air aldım. İlk çıktığı zamanlar Apple saçmalıktır diyen ben hem telefon, hem tableti Apple’ladım. Gerçi telefonumu yenilemem gerekirse artık Iphone serisine devam etmek istemiyor ama bakalım, şimdilik her işimi görmeye devam ediyor emektar Iphone 4’üm.

Neyse bu yazıyı yazma amacım araştırırken ciddi anlamda Ipad Air bana neler katabilir, gündelik yaşamıma faydası nedir, bir telefondan avantajı/dezavantajı neler olabilir, tablet benim için gerekli mi sorunsallarına tatmin edici cevaplar bulamamamdı.

Neden Ipad Air aldım?

Benim tablet alma nedenim biraz saçma biraz da mantıklıydı, hangisi olduğuna karar veremedim. Fotoğraf makineme lens mi alayım, yoksa çıktığım tatilde nispeten hem ufak tefek fotoğraflar çekip, hem de laptop yükünden mi kurtulayım seçenekleri arasında kalmamdan dolayı tablet almaya karar verdim. Fotoğraf makinemi geçtiğimiz aylarda Tahir’in yardımıyla değiştirdim, full frame bir makineye geçiş yaptım fakat üzerindeki lens yalnızca portre çekime uygundu, ben ki eğer canı fotoğraf çekmek isterse (uzun süredir böyle bir şey olmuyor ne yazık ki :( ) manzara çekmeye daha meyilli biri olarak fotoğraf makinemin üzerindeki lensin kısıtlılığına tahammül edemiyordum. Tatile çıkarken de FF bir lensin dev bütçesine bayılmayayım diye nispeten geçici bir çözüm olabilecek hem de pratik bilgisayar işlevi görecek Ipad’e yöneldim.

Ipad ile hayatımda neler değişti?

Uçmayı öğreniyorum, az kaldı! :P

Ipad kullanan arkadaşlarıma soruyordum, neler değişti hayatınızda diye, aldığım cevap birkaç istisna dışında hep aynıydı. “Evde artık bilgisayar açmıyorum!”

Cidden doğru söylüyorlarmış, test ettim ve onayladım, Ipad aldığım günden bu yana bilgisayarı yalnızca blog yazmak için açtım. Diğer tüm işlemlerimi geniş geniş tablet üzerinden gerçekleştirebiliyor(muş)um.

Tatilde çok işime yaradı, fotoğraftan ziyade bol bol video çektim gittiğim yerlerde. Elinizden düşüremediğiniz için ister istemez bir çok şeyi ölümsüzleştirme ihtiyacı hissediyorsunuz. Bir de benim aile içi hatıraları dijitalleştirme projem var, onun için de çok işe yaradı diyebilirim. Almanya’da babaannemi çok kez videoya aldım bizim aile içinde efsane hikayeleri ölümsüzleştirmek için. Eskilerin hikayelerine bayılırım her zaman, geçmişle ilgili o kadar çok anlatacak şeyleri var ki, dinlemekten bıkmıyorum fakat ne yazık ki bir kulağımdan giriyor, diğerinden çıkıyor. En güzeli bir araya geldiğimizde hep gülüp eğlendiğimiz şeyleri videolayıp arşivlemek diye düşündüm. Tabi gecinden versin ama bir gün o insanları kaybettiğimizde onca güzel hikaye de ancak hayal meyal akıllarda kalacak. Ne gereği var, hepsini koyuverelim kenara, di mi ama? Örneğin dedemin efsanevi bir mezar soygunu hikayesi vardır, gözlerimizden yaş gelir her dinlediğimizde. E bana onu 10 yıl sonra sorsan; yarısını hatırlar geri kalanını uydururum muhtemelen. Üstelik ben anlatsam kimse inanmaz bile, birinci ağızdan kayıtlarda olması bence harika. :)

Mesela tablet sayesinde geçenlerde aldığım haberlerden uzak durma kararımı daha stabil hale sokabiliyorum. Belli başlı uygulamalar sayesinde yalnızca istediğim şeyleri okuyorum, (genellikle yabancı blog ve haber siteleri vs.) vay efendim RTE şunu söylemiş de, Davutoğlu buna böyle deyip milleti çıldırtmış da bunların hiçbirine denk gelmiyorum. Gelirsem de görmezden geliyorum zaten. -_- Umrumda değil bu ülkenin ne olacağı, yeterince yıprandım, kimin ne hali varsa tepe tepe görsün!

rsz_3bbaipad_air_ibooks_comics_hero

Yeni alışkanlıklar ekliyor insana. Çizgi roman dünyasına adım attım örneğin. Öyle geniş bir derya ve bir o kadar da eğlenceli bir dünyaymış ki; bu zamana kadar farkedemediğim için kendime kızdım! Cidden kitap ile dizi izlemenin karışımı, şukela bir hobi diyebilirim. Tabi iyi yerlerden başlamak, olaya dahil olmadan önce sıkı bir araştırma yapmak gerekiyor, zira benim babam bile çocukluğunda Texas, Tommiks’lerle büyümüş biri, yıllardır durmaksızın üretilen onca içerik dev bir hâl almış, içlerinden en güzellerini seçmek ise ciddi bir araştırma gerektiriyor. Konuya yeterince hakim olabilirsem hakkında bir blog yazarım diye düşünüyorum.

Über tembel bir insan haline getiriyor. Bütün gün yataktan çıkmadan elinde tabletle vakit geçirebilen bir insana dönüşebiliyorsunuz. Hadi dizi izleyeyim, hadi açıp bir film izleyeyim, biraz sosyal medyada vakit geçireyim, sohbet edeyim ıvır zıvır acayip vakit öldürüyor. Bu iyi bir şey mi? Bilemeyeceğim, ben çok fazla kendini dışarı atmak için ölen bir insan değilim, evde vakit geçirmekten zevk alıyorum ve tablet ciddi anlamda bana yardımcı oluyor bu konuda. Günün büyük bölümü okumak ve izlemekle geçiyor.

Belirli aralıklarla personellere eğitim veriyorum. Tüm eğitim slaytlarımı tablete attım, bundan sonra sunumları tablet üzerinden gerçekleştirmeyi düşünüyorum. Tabi henüz bu konu hakkında teknik araştırma yapmadım, bir aparat almam gerekiyor galiba ama problem değil, şirkete yazarız heralde :P

Dergi takip etme alışkanlığı kazandırıyor. Bunun illegal yollarını arıyorum, muhtemelen vardır, bilen yorum bıraksa harika olur. :) Özellikle Popular Mechanics epey ilgimi çekiyor.

İşimle ilgili olarak maillerimi takip etmem, sürekli maillere cevap vermem gerekiyor. Maili bırak fakslarımı bile kontrol edebiliyor, gerektiğinde teamviewer ile bir kafede ya da internet olan bir alanda çabucak tüm işlemlerimi halledebiliyorum. E telefonla yapamıyor musun sanki diyen olabilir ama telefonun minnak kadar ekranı ile tabletin ideal ekranı arasında ciddi bir verim farkı var bana göre. Ya atma sende diyebilirsiniz, ben de telefonun yaptığı her şeyi yapıyor sonuçta diye düşünüyordum ama bu yazıyla görüldüğü üzere yanıldığımı itiraf ediyorum.

1028-logitech-fabricskin

Hiç mi dezavantajı yok? Bu bir dezavantaj sayılabilir mi bilmiyorum ama içerik üretmiyor sadece tüketiyorsunuz. Yani üst paragraflarda dediğim gibi blog yazmak için ya da sözlükte dev bir entry girmek zorunda kalırsam mecburen laptop başına koşuyorum. Dokunmatik klavyelerle insan odaklanıp pek verimli yazamıyor. Bluetooth klavye ile bu sorun çözülebilir diyorlar ama bilemiyorum, gözümle görüp kullanmadan bluetooth klavye siparişi veremem, belki ileride.

Bir diğer dezavantajı da kitap okuma konusunda :( İşte bu beni çok yaralıyor. Çizgi roman filan okunuyor ama kitap konusunda ben verimli olduğunu düşünmüyorum. Milyon tane ebook var, okumak isteyene derya ama kindle ile bile tam anlamıyla dijital kitap mevzularına adapte olamamış beni ipad de ne yazık ki çekemedi. Birkaç hafta sonra nazikçe yanı başıma koyup kitaplarıma dönmeyi çok istiyorum.

İşe Yarar Ipad Uygulamaları

Zite

En çok kullandığım uygulamalardan biri. Belirli ilgi alanlarınızı seçiyorsunuz ve size o konularda haberleri sunuyor. Flipboard benzeri ama bence bu içerik olarak daha zengin gibi. Trending News olayı var mesela, dünyada ne olup bitiyor direk kurcuklayabiliyorum. Gerçi Flipboard satın almış sanırım bunu. İkisini de severek kullanıyorum, flipboard’un aptallaşma ihtimalini daha yüksek gördüğüm için bunu tercih ediyorum genellikle.

Feedly

E zaten her zaman kullandığımız RSS uygulamamız. Tablet üzerinde okumak daha bir keyifli gibi ama.

Evernote

İnsanların deneyim ve önerilerinden faydalanmayı seviyorum. Biri bir film ya da kitap önerdiğinde hemen oraya kaydediyorum. Ortalama bir haftada en az 3-4 kitap film tavsiyesi alıyorum, benim için çok verimli bu açıdan. Her yerden erişiyorsun falan filan ya kategorisinin en mükemmel ürünü.

iTunes U

Tabi default geliyor diye pek önemsenmiyor bu uygulama ama bildiğin dünya üniversiteleri, kitapları ıvır zıvırları her şeyine bir tıkla erişebiliyorsun. Apple’ın en güzel ürünlerinden biri bence. Anadolu Üniversitesi de bu sisteme dahil, bir çok videolu ve yazılı derse erişebiliyorsunuz. Seviyorum, tavsiye ediyorum. :*

TED

Her gün bir tane ilham verici video izlemeye çalışıyorum. Bazen inanılmaz güzel şeylere denk gelebiliyorum. Web aleminin en faydalı olaylarından biri bu bence, her tablette olması gerekli.

TeamViewer

Bilinen uzak bilgisayarlara bağlanma programı. Bazen hayat kurtarıyor.

Spotify

Bilgisayar, cep telefonu, tablet hayatımı ele geçirmiş müzik dinleme şeysi. Paraya kıyıp premium alacak kadar çok seviyorum. Baaaağzı sanatçılar içerisinde eksik ama yine de mükemmel iş görüyor!

TuneIn Radio

Müzik dinlemek için Spotify’den sonra en güzel uygulama.

ComicFlow

Çizgi roman okumak için müthiş bir uygulama. Ipad’e wireless bağlantı üzerinden direk çizgi romanları aktarma imkanı da veriyor.

GoodReader

En süper pdf okuma uygulaması. Altını çiziktiriyorsun, işaretliyorsun ıvır zıvır kitaba takla attırmadığı kalıyor. 7 lira verip satın aldım valla, o kadar hizmete bence değiyor.

TunnelBear

Yasaklı sitelere(?) girmek için kullanılıyor. Ehe. :P

iMovie

Apple’ın uygulaması, çektiğiniz videolara süper tema müzikleri ekleyebiliyor şekilli şukullu vidyolara dönüştürebiliyorsunuz.

LastPass

Geçenlerde Gmail hesaplarının hacklenmesinden sonra tüm web şifrelerimi değiştirme kararı aldım. Artık tüm şifrelerimi bunun üzerinde tutuyorum. Hiçbir şifremi bilmiyorum, abuk sabuk karakterlerden oluşuyor, lastpass gerektiğinde kendi dolduruyor. Ipad üzerinde ise şifre girilmesi gereken ekranda paylaş kısmına gelip lastpass simgesine tıklarsanız otomatik olarak login olabiliyorsunuz. Hem güvenli hem pratik bir uygulama. Eğer ilgi duyuyorsanız LastPass’ın çalışma mantığını detaylıca bir araştırın derim, ben güvenli buldum şahsen çalışma mantığını.

Eh Dropbox, MovieBox, Instapics, Tumblr, IBB Trafik, tvyo, Yahoo Hava Durumu ıvırı zıvırı anlatmaya gerek yok zaten.

Alalım mı hocu?

Aldığıma pişman değilim, eğer böyle ıvır zıvır şeylere meraklı biriyseniz cidden büyük kolaylık. Alın, takılın. Ya ona vereceğim parayla bla bla bla yaparım diyorsanız bla bla bla yapın bence en mantıklısı. :)

Son olarak;

brought-my-new-ipad-air-on-a-hike-today-55640