Delirsem? 1

Delirsem?

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Hakan Günday’ın Daha kitabını bugün sabah saatlerinde bitirdim. Nasıl yaldır yaldır okuyorum ama görseniz, elimden bırakamıyorum, sağolsun bir de öyle çok altı çizilecek cümle yazmış ki; renkli kalemimin yarısını tükettim neredeyse.

Kitapta beni en çok vuran sahne Gazâ’nın her şey yolunda giderken bir anda aklının iplerini salışıydı sanırım. Spoiler vermekten çekiniyorum fakat bahsetmeden de edemeyeceğim, kusura bakmasın kimse. Kitap hakkında daha sonra yazacağım, bu yazının amacı eğer ben delirme cesareti gösterseydim gerçekten neler yapardım. Zihnimi arındırıp düşünüyorum da sanırım birazdan anlatacaklarım anlamsızlıklar tam olarak istediğim şeyler gibi duruyor.

Normallik ile delilik arasında çok ince bir tel vardır bilirsiniz ya hani, bir adım sonrası çılgıncası bir şeyken aynı istikamette yürürsen hiçbir şey değişmez. Sizler için de aynısı olur mu bilmiyorum ama bazen o teli kopartıp bırakmamak için kendimi zor tutuyorum. Mesela çok önemli bir toplantı esnasında şarkı söylemek, evet tam olarak bu geçiyor içimden. Şarkı dilimin ucunda, hatta kendimin bile zor duyabileceği bir tonda söylüyorum bazen, lakin; “evet abi tel tam olarak şu an kopmuştur” diyebileceğim bir an yaşamadım.  Şimdiye kadar telim kopmadı ama bu kopmayacak anlamına gelmiyor. Zaten o bir kez kopsa muhtemelen geri dönüşü çok zor olur. Hakan Günday tam da benim aklımdan o telin kopuşunu içimden geçirebileceğim bir anda teli koparttı Gazâ üzerinde. Mükemmeldi! Sonrası hele, kapkaranlık bir deponun içinde ıslak zemine serilip uyumak. Bazen benim de aklıma buna benzer şeyler gelmiyor değil. Manyak mıyım neyim ben bilmiyorum. Bilinçaltımda neler yatıyor böyle hayret ediyorum kendime. Normal olabilmek için çaba sarfettiğim anlarımın olması umarım normaldir. Doğru söyleyin abi sizin de oluyor değil mi böyle şeyler, yoksa üzülürüm cidden bak :(

Mesela uzun yolculuklarda hiç dikkat çekmeyecek bir yeşillik ya da kırsaldan geçersin ya. Bak fotoğraf göstereyim, tam anlatamayacağım şimdi.

Bu bizim yolda gördüğümüz niteliksiz bir manzara ya hani, hiçbir özelliği yok dağ var, taş var işte ben oraya koşmak istiyorum. Alttaki fotoğrafın en yüksek noktasına çıkıp kendimi oradan önemsiz ve niteliksiz bir manzara gibi izlemek istiyorum. Sonra yine koşmak.

7

 

 

Alttaki fotoğraftaki bozkır da olabilir mesela. Tabi yine yan tarafta uzanan sarımtırak arazinin bir niteliği var, en azından düz bir alan. Ben düzlük de istemiyorum, hiçbir anlamı olmayan bir yere doğru yürümek istiyorum.

road

Şöyle ölmüş bir ağacın altında yönümü kaybettiğim için karamsarlık yaşamak istiyorum. Halbuki net olarak ulaşmak istediğim bir hedefim filan da yok fakat bilinmezliğe gidişin içindeki o minik ve kaçınılmaz çaresizlik hissini burada yaşamalıyım.

dead tree

 

Yine niteliksiz bir mekanda, kimsenin gördüğü için memnun olmayacağı bir yerde oturup kitabımı okumak istiyorum. Kitabın bana dış dünyayı hatırlatmasını tercih etmezdim yalnız, daha ruh halime uygun bir şey olmalı. Belki özgürlük hissini hatırlatan şeyler, Jack Kerouac olabilir, Beyaz Zenciler olabilir. Bu arada kendimi Beyaz Show’daki şişe dibi gözlüklü psikopat tip gibi düşünmeye başladım. :D Aklımın ipi salındığında neler olabileceğini tahayyül ediyorum sadece, abartmayın! Halen normalim, delirmedim daha. :/

 

bish lands

 

Belki yolumun üzerinde “kesinlikle bu kadar bakımlı olmayan” terkedilmiş bir ev bulur ve sığınırdım içine. Uyumam için tahtadan bir bank bile yeter yani bir gece geçirsem kafi. Biraz dinlenir ve aklımda kopmuş o telin kendini onaracağı ana kadar özgürce tüm bu anlamsızlıkların içinde yeniden koşmak isterdim.

 

house

 

Korkmuyor değilim kendimden açık konuşayım, belki bir gün gerçekten telim kopar ve normallikle delilik arasındaki o çizginin hiç geçmediğim tarafına geçerim. Bilinçaltımdaki bu bilinmeze gitme isteğinin sebebi hakkında hiçbir fikrim yok.

Bu arada Hakan Günday’ın Daha’sını mutlaka okuyun. Adam cidden aşmış, bir sonraki yazım onunla ilgili olacak. Bu yazıda telin kopmasından bahsetmek istedim, aslında bu da minik bir tel kopuşuydu mesela düşündüğünde, çünkü ilk önce yazmak istediğim Hakan Günday’dı (ilk paragrafta anlaşılıyor), öyle başlayıp bu konuya karar verdim sonradan.  Of anam of, gidişat hiç iyi değil, ben deliriyorum galiba lan. :(

Aklıma bu karikatür geldi :Dumarim-bi-delilik-yapmamFotoğraflar: Théo Gosselin

 

 

Bir cevap yazın