Kategoriler
Slipperman

Slipperman!

Yok abi ya çocukluğumdan kalma o duyguyu hala saklıyorum, hep saklayacağım, bundan asla vazgeçmeyeceğim! Benim bir yerlerimde kesin bi süper güç var. Tam olarak neremde bilmiyorum ama var yani, (cem yılmaz’ın pelesenkleşmiş “içimizde içimizde”) sözünü kullanacak birileri varsa lütfen, istirham ediyorum çıksın blogumdan. :D

Bekliyorum abi o günü bekliyorum. Babamın beni karşısına alıp yapacağı konuşmayı bekliyorum. Tamam ergenlik dönemimde de çok bekledim aslında lan nasıl oluyor bu işler filan diye ama yapmadı sağolsun. Kesin uğraşmak istemedi böyle önemsiz şeylerle diye düşünerek varsayımlarımı daha da güçlendirdim bu süre zarfında. Adamın daha önemli işleri var tabi oğlum dedim kendi kendime, seninle mi uğraşacak lan, zaten neyin ne olduğunu sağolsun okul arkadaşlarım yalan yanlış bilgilerle efsanevi uydurma hikayelerle anlattılar bana. Her neyse konu benim ergenlik dönemimdeki o beklentim değil, konu hayatımı değiştirecek konuşmada..

Babam kalkacak bilgisayarının başından. Oğlum diyecek. Hatta ilk okul döneminde okuduğumuz öykülerdeki yaşlı amcaların dediği gibi Oğul! diye de başlayabilir söze. Farketmez benim kabulüm her ikisi de. Oğul daha bir efsanevi duruyor ama, biraz mesafeli ve ardındaki esrarengiz cümlenin habercisi gibi..

Bak oğul, yıllarca sizden sakladığım aile sırrımızı açıklama vakti geldi diyecek bana.. Aman tanrım nefesimi tuttum şimdiden!

Ben aslında oturma odasının ortasına oturup Ekolay.net üzerinde okey oynayıp, çekirdek çitlemiyorum!  Bu bilgisayar doğrudan Amerika’nın Konektıkıt eyaletindeki merkez ofisimize bağlı son derece sıkı korunan iletişim aracımız. Öyle okey odalarına girip alttaki chat kısmından “Sarı 7’li var mı beyler?” “Tek taşa kaldım hocuu” “Orti elin nasıl?” filan gibi sözler bizim kriptografik anlaşma metinlerimiz. Vakti geldiğinde bunların hepsini açıklayacağım sana..

Oğul ben aslında sabahları devlet memuru gibi giyinip mesaiden 5 saat önce işe giden biri değilim. Nesilden nesile aktardığımız gizli bir yeteneğimiz var bizim. Her seferinde yeni bir görev, her seferinde yeni bir macera..

O esnada annem giriyor odaya elinde dilimlenmiş karpuz tabağıyla.. Evet oğlum, baban haklı diyor. Gizlemek için çok çaba sarfettik bunca yıl senden fakat artık önüne geçemediğimiz olaylar var ve dünyamız çok büyük bir tehlike altında. Bunu tehlikeyi ancak sen durdurabilirsin..

Kötü niyetli güçler hadron kapsüllerinin yapısına müdahele edip kuark ve karşı-kuarkları akşamdan çamaşır suyuna yatırıp fermiyon ve gluonların şaftını kaydırıp tüm bozonları acayip değişik bir kitle imha silahı haline dönüştürmeye çalışıyorlar. Böylece hadronlar çarpıştığında dünyamızın tüm yapısı değişmiş olacak. Misal Akdenizin bitki örtüsü maki değil bundan sonra patates kızartması olacak. Ondan sonra güvercinler puding şeklinde kakasını yapacak. Ağaçlarda meyve zebze yerine kurabiye, pasta, baklava yetişecek. Asfaltlar fındıklı bitter çikolataya dönüşecek vs..

Oğlum tehlikenin farkında mısın diye söze devam ediyor annem..

İnsan oğlunu yok etmek için hazırlanmış sinsice bir plan bu.. Yediden yetmişe dağ bayır, çayır çimen demeden etraftaki her şeyi yemeye başlayacağız. İşte bu noktada olaya müdahil olmuş gizli kahramanın fikir yürütmesi gibi gireceğim konuya..

Aman tanrıııııımmm anneee herkes yiyip yiyip şişecek O.o aman yarabbi sen koru allam hepimiz patlıycaazz O.o Etrafta insan göbekleri olucak, işkembeler kaplayacak yurdun dört bir yanını. :S

Hayır!!! diyecek babam sert bir tonla. Olmayacak.. Biri buna dur diyecek.. Ve oğul o sensin! Sen durduracaksın o kötü niyetli güçleri..

Peki nasıl baba diyeceğim? Güç neremde?

Dön arkanı diyecek babam!

Oha baba  yuh yemişim öyle gücü, insanın dötünde gücü olsa nolur olmasa nolur anasını satayım, gazman gibi :/ oynamıyorum ben yeaaaa diyip tam odadan çıkmaya çalışırken durduracak beni.

Lan salak oğul. Mal mısın? Tövbe yarabbi diyecek.

Heh neymiş neymiş sanki çok önemli bişeymiş gibi hah döndüm nolucak diyorum.

Sırtımda bir sıcaklık hissediyorum. Terliksi bir canlının varlığı gibi sanki.. Sonra tüm vücudum kas katı kesilip aynı filmlerdeki gibi evrimleşiyorum. Klark Kent triplerinden çıkıp adeta bir süperman oluyorum.. Haliyle gözlüğümü filan da fırlatıyorum, gaza gelip tshirtümü de çıkaracakken annem durduruyor. Abartma oğul, hava soğuk üşütürsün diyor. Ama hissediyorum güçlü olduğumu, böyle sıradan olmadığımı. Ne bileyim denemek için mesela dirseğime dilimi değdirebiliyor muyum diye test ediyorum oluyor, ondan sonra 3 metre ilerideki çay bardağına kesmeşekeri fırlatabiliyorum, yan apartmandaki insanların tuvalette çıkarttıkları garip sesleri duyabiliyorum. Oha lan diyorum, sonra annemle babam ümitsizce bakışıyor.

Ben sana demiştim diyor babam anneme kızgın bir sesle..  Ya tamam allah allah önce gücü kontrol etmeye öğretiriz kızma hemen, nolmuş yani sen sanki çok farklıydın ilk zamanlar diyor annem.

İşte tam o esnada yanlış bir şeyler yaptığımın farkına varıp karşımdaki vazoya odaklanıyorum. Tüm ilgimi vazoya verdikten sonra onu bir karpuza dönüştürebildiğimi gördüm.. Vaaaay dedi annem bak işte daha şimdiden güzel adımlar atmaya başladı diyor :D Ehheheh filan yapıyorum saygıyla önlerinde eğilerek :D Dilimliyim mi ablaağğğ diye espiri yapıyorum :D

Babam yine kızıyor..

Elini havaya kaldırıyor ve …………..

[Devam edicem, can sıkıntısından bilim kurguya sardım :D]

Edit: devamı için Slipperman II ;)

Kategoriler
Kişisel

Karşı tarafı anlamak..

Yalçın’la şirketin yan tarafındaki minik bahçede sigara içerken hep derin düşüncelere dalar mükemmel ötesi fikirler üretip ofise geri döneriz. Bazen karambole böyle dünya meselelerini masaya yatırdığımız anda kayıt cihazı filan konsa düşüncelerimiz yetkililere ulaşsa diye hayıflanırım. Ciddiyim, biz çok önemli fikir adamlarıyız. :D Gülmeyin ya bir karınca yuvasının nasıl olupta üzerine basmamıza rağmen çökmemesinden, yaprağa şaplak attığımızda patlayışının bilimsel esbabı mucibelerine kadar derinlemesine ve insanlık adına anlamlı konularda istişare yapıyoruz.

Bakıyorum abi herkesin derdi karşı cins. Ya kadınlar erkekleri anlamıyor ya erkekler kadınları anlamıyor. Bir taraf muhakkak suçlu oluyor, sorunlar çıkıyor.

Kadınlar bizi anlamıyor abi dedi Yalçın. Olum neslimizin geneli de onları anlamıyor, biz de anlamıyoruz yeri geliyor, bişeyler oluyor böyle bilmediğimiz, ilişkiler kurcuklanıyor abi dışarıdan müdahale alıyoruz dedim.

Haklısın abi dedi. Karıncaları izliyordum o sıra hıııı diyerek geçiştirdim.

Karıncaların da vardır dimi lan dişisi erkeği düşüncesi aklımdan geçerken konu çiftleşmeye kadar gider, o malum karıncanın belini incitmeme espirisi olur filan diye sustum. Aslında merak etmiyor değilim yani nasıl bir özel hayattır abi labirentlerde herkesin içinde filan. Ar var namus var karınca camiasında, sanırım o kum çıkardıkları devasa tepelerin yanında oluşan minik alanlar bu iş için tahsis edilmiş yoks.. şe. yahuf tamam bu konuya daha sonra değinirim anlatacağım şey bu değildi..

Abi kadın ve erkek. İstekler çok farklı dedim. Kadın siyah isterken, erkek morciverte alıcı gözle bakıyor, kadın güneye inelim derken erkek snowboard yapalım diyor, kadın akşam romantik bir yemek yiyelim derken, erkek halısaha maçında kıvrak figürler sergiliyor filan. Olaylar farklı ilerliyor. Sorun çok büyük bak çok ciddiyim 3. dünya savaşı kadınlarla erkekler arasında çıkacak dedim. Abi bu kadın milleti var ya bak bizim kadar fiziksel güce kuvvete sahip olsalardı yeminle kadın ülkesi kurarlar, erkeklere pasaportla vizeyle giriş hakkı tanırlar, insan yerine koymazlardı lan bizi dedim.

Gözleri parladı Yalçın’ın.

Tehlikenin farkında mısın dedim bir bar filozofu edasında..

Ürperdi. Panik hakim oldu ortama.

Abi bir şeyler yapmalıyız diye düşündük. Yazık olacak iyi kötü kurulu düzenimiz var, ele güne muhtaç değiliz çok şükür, anamız bacımız var çorbamız kaynıyor falan fıstık allah muhafaza olur da kadınlar erkekler birbirine girerse ağzımıza topak topak zıçılır dedim.

O andan itibaren en uysal kadın bile gözümüzde bir Zeyna oldu, çaycı Dürdane abla atıyla koşturup lililiilililillleeeeeeeee nidalarıyla dötümüzden okla vurur diye gerildik. Birbirimize sarılmamız an meselesiydi.

Açıkça beyan ettim fikrimi.

Abi dedim bak şimdi birileri bunu yapmalı. Kadın ve erkek ırkı adına temsilci seçeceğiz. Bizden mesela şoför Memati abi olabilir, kadınlardan da ne bileyim…. …….. boşver onlar seçsinler kendilerine göre diye ucunu açık bıraktım. Demokratik davranmak ile stratejik olarak bir adım önde olacağımızı düşündüm ;) Sonra o temsilciler dünya basınının gözü önünde karşılıklı konuşarak mütabakata varacaklar. CNN, NBC, ATV, BBC, FLASH TV, ZDF, MELTEM TV hepsi toplaşıp bu görüşmeyi canlı olarak yayınlayacaklar. Uzman fikir adamları efenime söyleyeyim kimdir? Rıdvan olur, Sergen olur, Emre Kongar olur, M.Ali Birand olur hepsi simultane olarak görüşmeyi değerlendirsinler. Halk oylamaları yapılsın GSM operatörleri ücretsiz sms sistemleriyle anketler yöneltsinler halka onlar konuşulsun.

Memati abim yöneltsin tüm soruları kadın ırkını temsilen farzı misal Angelina Jolie’ye ya da Ayşen Gruda’ya artık her kimi uygun görüyorlarsa.. Anlatsınlar abi, bakın durum bu bu. biz bunu bunu yaparız bunlar bize pek olmuyor, haa sizin de durum buyken bu bak aslında bu böyle olsa süper olur şeklinde beyin fırtınası oluştursunlar.

Maddeler halinde kadınların ve erkeklerin uyması gereken kurallar belirlensin ve yasalaştırılsın. Uluslararası geçerliliği olan bir kurum tarafından denetlensin ve 3. dünya ülkelerine kadar her yerde uygulamaya başlansın. Yeni nesiller bu maddelere göre yetiştirilsin ve kimse lan bu kadınları anlamak ne zor anasını satayım, lan bu erkekler ne odun şeklinde konuşmasın. Böyle löp diye anlaşılsın, kavga dövüş çıkmasın ortamlar gerilip dünya barışına gölge düşmesin.

Yalçın’ın gözleri doldu. O kadar güzel konuşmuştum ki ahh ulan yine gitti canım güzel fikirler havaya çalıya çırpıya diye düşündü.

Öyle tabi abi önünü almazsak vallahi billahi savaş çıkar. Kadınlar akıllı bi de en fazla 50 seneye bizim 3 katımız fiziksel kuvvete erişecek bilimsel ilaçlar geliştirir anamızı ağlatırlar dedim. Olay çığrından çıkmadan harekete geçmeliyiz fikrinde birleştik.

Sigaralarımız bitmiş ve sessizlik oluşmuştu. Ofise geçtik konuyu Orhan’a anlattık. Onun bi tanıdığı varmış böyle imtiyaz sahibi, akşam konuşacak yarın ona göre girişimimizi yapıcaz.

Kurtarıcaz olum dünyayı. Yedirtmeyiz lan kimseyee!!

 

 

Kategoriler
Kişisel

ZAZ – Je veux

İstiklâl’de mağazanın birindeydim, bilgisayarın başına bir bayan koştu, bir tuşa bastı ve dans ederek kaçtı gitti :D Çok ilginç geldi bana, sonra anladım ki müziği tekrar dinlemek için replay etmiş :) Bu arada girdiğim mağazada alışveriş yapacak pek de birşey yoktu. Müzik çalmaya başladığı anda ben rafları izler gibi yapıp, sanki bir şey alacakmış gibi etiketlere bakıp müziği dinleme derdine düşmüştüm. :)

Beğenen var beğenmeyen var, yani kimseye sevdiremezsin elbette ama ben bu parçayı kesinlikle ama kesinlikle çok sevdim, telefonuma zil sesi ve sabahları mutlu uyanmak için alarm sesi yaptım :) Hangi parçadan bahsediyorum? Durun hemen paylaşayım, kapatılmamış tek dişi kalmış video sitemiz olan dailymotion aracılığı ile ekleyelim ki herkes dinleyebilsin :)


Küçük bir ayrıntıdan bahsetmek istiyorum, o baştaki dürüttü düttürü düttürü sesi ağzıyla çıkarıyor hanımefendi :)

Albümünü edinin, satın alın indirin birşey yapın ama muhakkak kaliteli bir şekilde dinleyin, bu parça dinlenecek düzeyde güzel çünkü.. Bakıyorum last.fm hesabımda ne kadar doğrudur bilemiyorum ama en fazla dinlediğim 6. şarkıymış :)

Kategoriler
Kişisel

Light in Babylon

maxresdefault (Small)

Dün İstiklâl’deydim. Ondan önceki gün de oradaydım, ondan önceki gün de… Hep orada yaşıyor gibiyim sanki. :P

Arkadaşlarla buluşacaktım ve olmam gereken saatten erken gitmiştim, biraz turlayayım derken kalabalık çemberi farkettim. Bir sürü insan müzik çalan grubun başına toplanmış izliyorlardı. Normal şartlarda umursamam bu tarz şeyleri, aaa burda ne vaaarmışş diyerek bakmam yani fakat bunlar öyle böyle değillerdi. Anladım ki kimse efsunlu gözleriyle ortamı büyüleyen kıza değil, behlül’e benzeyen çocuğa değil, ya da pırasa gibi saçları olan vatandaşımıza bakmıyordu. Onlar müzik için oradaydı. Müzik demek az kalır belki de, yani Serdar Ortaç müzik yapıyorsa, duptıbı duptıbı alt yapıyla üzerine alakasız kelimeler serilerek dijital ortama aktarılan şey müzikse… Bu grubun yaptığı şey kesinlikle müzikten çok öte birşey..

Kendimi alamadım onları dinlemekten. Allahım dedim yaaa bu nasıl bir ritim, bu nasıl ruhumu bedenimden ayıran bir ezgi, bu nasıl bir sinerji.. İlk parçalarının bitiminde daldım kalabalığın arasına kendi imkanlarıyla stüdyo ortamında çektikleri CD’lerini aldım. O kadar sevindim ki, hayal ettim o CD’yi alırken,  odamdaki tüm ışıkları kapatıp bu müzikle kaybedeceğim dedim kendimi.. Şimdi öyle yapıyorum zaten ve normal olmadığımı hissediyorum. Grup elemanları ile tanıştım, İsrail’li kız ile Behlül’e benzeyen gitarcı genç evlilermiş. Dünyayı geziyorlar ve müziklerini tanıtıyorlarmış. Benim onları keşfettiğim gün, İstanbul’daki belki de Türkiye’deki son günleriymiş..

CD’mi aldım ve hemen arkalarında oturacak bir yer buldum, sırt çantamı aldım önüme, dirseklerimi dizlerime yaslayıp, ellerimle kapadım gözlerimi müziği hissettim. O kadar büyülendim ki anlatamam.

Sonra bir çift geldi yanıma, aaa bunlar Türk biliyorum ben bunları dedi kıza artistlik yapmak isteyen genç. Hayır Türk değiller ben de az önce CD’lerinden öğrendim, gittim tanıştım sizde alsanıza dedim, çocuk tabi kıza şekil yapmak için gidip aldı :P

Muhabbetimize yanımdaki esmer abide katıldı. Müzikten şarkının ismini çıkarmaya çalıştık beraberce, sonra muhabbetimiz çok çok farklı yönlere kaydı. O kadar güzel sohbet ediyorduk ki, susmak ikimizin de işine gelmiyordu. Ermeni’ymiş abim adı Varujan… Anlat Varujan abi dedim yaa, Ermeni Soykırımı’nı belki de sözde Soykırımı artık her ne ise, bir de sizin tarafınızdan dinlemek istiyorum dedim.

İnanmazsınız anlatırken gözyaşları kirpiklerinin ucunda asılı kaldı. Biz kardeş değil miydik, benim ananem neden yalan söylesin Varol’um dedi, Benim dedem neden yalan söylesin bana?! Ne çıkarları var? Bana Ermeni deniliyor, ben askerliğimi Malatya’da yaptım. Senden hiçbir eksiğim yoktu, belki fazlam olmayabilir ama hiç bir farkım yoktu dostum… Sen kadar, hatta senden daha fazla sevdim ben buraları. Ecdadım yaşamış buralarda, babam anneme bu caddede aşık olmuş Varol’um diyor. Şimdi Yunanistan’dayız, orada yaşamak zorundayız.. Bu mu reva diyor.

Bu soykırım olayında asla ama asla Türkler sorumlu değildir. Suçlu varsa o da İngiliz ve Almanlardır diyor. Ben İtalya’da Ermeni tarihi okudum, derinlemesine araştırdım herşeyi, bilen biliyor da neden kimse sesini çıkarmıyor, herşey bir ülkeyi mahfetmeye, çıkar sağlamaya yönlendiriliyor diye de ekliyor. Hrant Dink? O benim kadar okumadı mı ki de anlatmıyor gerçekleri? Türkler neden anlatmıyor? Türkler anlatmıyor peki biz? Bizlerin de gözü korkutulmuş Varol’um diyor. Biz de sesimizi çıkaramıyoruz, o dönemde kürtler taşeron olarak kullanılıp yaptırılmış katliamlar, ve olayın arkasında İnglizler var bunu herkes biliyor diyor..

Ben Hümanizm’den, Mevlana’dan dostluktan barıştan söz ettikçe o da aynı hoşgörüyü sundu bana. Misal caminin önünden geçerken arabamda teyibin sesini kısarım, saygılıyım çünkü inancınıza. Ve Türkiye.. Türkiye’de ki müslümanlar da en az bizim kadar saygılı karşı tarafa.

Evet dedim yaa Varujan abi, biz katliam yapacak millet değiliz. Mardin’e baksana bir, Süryaniler ve Müslümanlar aynı kahvede oturup aynı işsizlik sorununu çekiyor, aynı çeşmeden evlerine su götürüyorlar, biri cuma günü camiye, diğeri pazar günü kiliseye gidiyor. Ve bu insanlar bize göre medeniyetten, eğitimden uzak kişiler. Hoşgörü, hümanizm bu halkın kanında var, kim diyebilir bu vahşeti yapan Türklerdir diye.. Hak verdi bana o ermeniyi öldürdünüz, süryanileri neden bıraktınız demezler mi adama diye de ekledi. İspiyonculuk ve arkadan kuyu kazmakla itham edilen Ermeni’lerin asıl kuyusunu kazan İngilizlere verdi veriştirdi küfürü :)

Eşi tamam Varujan şişirdin çocuğun kafasını derken, olurmu ablacım ben çok memnunun sanki hergün böyle güzel sohbet etme imkanım mı oluyor dedim. Bir süre daha böyle memleket meselelerini konuştuk, müzikte bitmişti zaten müsade istedik birbirimizden ve ayrıldık fakat Varujan abi telefonumu istedi :) Verdim çekinmeden. Vedalaşırken çok çok mutlu olmuştum hem değişik şeyler öğrendiğime, hem yeni insanlar tanıdığıma, hem de o insanlara kendimi sevdirebilmiş olmama.. :)

Sonra arkadaşlarla buluştuk Nevizade ve Cezayir Sokağı’nın içine eyledik tam anlamıyla.. Neredeyse bir tezgah dolusu midye yedik :P Çok eğlenceli bir gün geçirdim.

Şimdi dünden kalan ve hiç susmayacak müziğimi dinliyorum. Light in Babylon..

Herkese tavsiye ederim..

Kategoriler
Kişisel

3G için meraklı bekleyiş sürüyor

Turkcell 3G LogoBekliyoruz 3G hayatımıza girsin diye. 30 Temmuz’a fazla birşey kalmadı. İnsanlar aynı vizontele filmindeki gibi

  • 3G’ de nedir ki,
  • Adsl’in telefonda kullanılanı mıdır?
  • 3G için ne kadar para ödeyeceğiz?
  • Televizyonda mı izleyebileceğiz?
  • Konuşurken karşı tarafıda mı göreceğiz?

tarzında sorular soruyor kendi aralarında. Sonuç olarak baktığımızda operatörlerin stratejileri çok berrak bir şekilde belli oluyor. İnsanlarda merak uyandırmak istiyorlar. Hatta Turkcell bunu proje sloganı haline getirmiş, meraketmiyormusun.com adındaki web sitesiyle birlikte.

Potansiyel kitlenin en merak ettiği sorulardan birisi de 3G tarifelerinin ne şekilde olacağı. Turkcell bu konuda ücretlendirmenin çok ekonomik olacağını hemde insanların yüzünün güleceğini açıklamıştı. Görüntülü konuşma Turkcell tarafından ücretsiz olarak sunulacak. Diğer operatörlerin bu yönde herhangi bir açıklaması bulunmuyor. Avea ve Vodafone görüntülü konuşma için bir ücret talep edecekler sanırım.

3G Paketler halinde sunulacak

Şunu açıklamak gerekiyor ki 3G dünyanın hiçbir ülkesinde sınırsız kullanım hakkı vermiyor. Yani değişik paketler halinde farklı fiyat tarifeleriyle karşılaşmaya hazırlıklı olun. Mantıklı olanı da böyle bir stratejidir zaten. Sonuç olarak herkes bizler gibi download canavarı, sosyal medya bağımlısı, internet tutkunu değil. İnterneti sadece anlık mesajlaşma programları için kullanan insanların sayısı hiçde azımsanmayacak durumda. Herkes için aynı fiyat tarifesi de pek adil gibi gözükmüyor.Belli bir download limit olacak, aşılması durumda fiyat farkı talep edilebilecek.

Bölgelere göre farklılıklar olabilir.

Evet Turkcell 81 ilde aynı anda hizmete başlayacak. Fakat bu heryerde aynı hızda internete girmek anlamına gelmiyor. Hızınız bulunduğunuz bölgenin baz istasyonuna uzaklığı ile orantılı farklılık gösterebilir. Örneğin Beşiktaş sahili ile Sinop yolu üzerindeki uçurumun kenarında internet hızı farklılar gösterebilecek. Bu kabul edilebilir bir durum. Ülkemizde hiçbir altyapı tam olarak gelişmemişken, her köyde her mecrada elektrik, telefon hizmeti verilmemişken süper hızda internetin heryerde aynı oranda kullanılması biraz zor olur tabiki. Eğer yaşam alanınız 3G için elverişliyse hiç düşünmeden geçebilirsiniz.

Herkesin farklı bir görüşü var 3G ile ilgili, benimkilerde şu şekilde;

Neler yapılabilir?

Görüntülü Konuşma

  • En başta sanırım görüntülü konuşma diyebiliriz. Bu sayede gittiğiniz mekanları dostlarınıza canlı yayın şeklinde tanıtabilirsiniz.
  • Gitmeyi çok istediğiniz konsere gidemediniz, üzülmeyin giden arkadaşlarınız sayesinde favori şarkınızı canlı olarak dinleyebilirsiniz. :)
  • Olaya biraz abartırsak uzaktaki sevdiceğinize hazırladığınız müthiş evlilik teklifini görüntülü konuşma sayesinde gerçekleştirebilirsiniz.

Pratik Çözümler

  • Tatildesiniz. Patronunuzun sizden istediği önemli dosyayı hazırladınız fakat şirkete mail atmayı unuttunuz. Hemen evdeki bilgisayarınıza bağlanıp ilgili dosyayı telefonunuza indirir, şirkete mail atabilirsiniz.
  • Faturanızın son günü, felaket bir sıra var. Ne yapıyorsunuz ? Cep telefonunuzdan 3G nin sağladığı internet hızı sayesinde faturanızı ödüyor, sonra gidip bir kafede buz gibi soğuk bir kola içiyorsunuz.  :)
  • Yeni çıkan şarkıları, süper hızda internet sayesinde müzik paylaşım sitelerinden ücretsiz olarak dinleyebilirsin.
  • vs….

Sosyal Medya

  • Akşam konser var, tek başına gitmek zorundasın. Friendfeed, Twitter, Facebook gibi sitelerden aynı konsere gidecek arkadaşlarını bulabilirsin.
  • Süper bir mekandasın, önünüze adını bilmediğiniz bir yemek geldi. Hemen resmini çekip gönderiyorsunuz friendfeed’e arkadaşlarınız sizin için adını söylüyorlar. Sizde kız arkadaşınıza mahcup olmuyorsunuz. :)
  • Tatildesiniz, ömrünüz boyunca görebileceğiniz en güzel ortam burası. Hemen resimleyip gönderin, arkadaşlarınızda tatil için karar versin sizin sayenizde.
  • vs…

Mobil Televizyon

  • Birazdan en sevdiğiniz dizi başlayacak. Trafik çok sıkışık, canınız sıkılıyor. Hemen 3G’nin sunduğu hızlı internet sayesinde online olarak televizyon izleyebiliyorsunuz.
  • Yazlıktasınız, sınırlı sayıda kanal çekiyor televizyonunuz. Mobil Televizyon sayesinde istediğiniz kanalı izleyebilirsiniz. Anten problemi yok, 3G olsun yeter.
  • Turkcell’in sağlayacağı hizmet sayesinde LigTV’yi telefondan izleyebileceksiniz. Meraktan ölmeyeceksiniz.
  • vs…

Sağlık

  • 3G yeni teknolojilere adaptasyonda bir köprü görevi üstlenecek. Kalp atışı ve nabzınızı ölçen cihazlar sayesinde, işler yolunda gitmediğinde anında doktorunuz haberdar edilecek ve gerekli desteği alabileceksiniz.
  • Acilen çıkmanız gerekli  ve bebeğinizin biraz ateşi var. Yeni teknolojik cihazlar ve 3G sayesinde aklınız bebeğinizde kalmayacak, anlık olarak durumu öğrenecek, gerekli müdahale için geç kalmayacaksınız.
  • Gideceğiniz hastanenin ilgili bölümüne 3G sayesinde randevu alabileceksiniz.
  • vs…

Bunlar benim uçuk kaçık fikirlerim. 3G hayallere özgürlük tanıyor. Yapabileceklerinizi sınırı yok.

3G nin ilk kullanıcıları arasında yerinizi almayı istiyorsanız 3G yazıp 2323′ e kısa mesaj gönderebilirsiniz. Bu işlem için herhangi bir ücret talep edilmez. 30 Temmuz günü hizmete başlayacak olan 3G için telefonunuz ayarlanıyor sadece. Bilmeniz gereken birşey var başvuru yapıldıktan bir gün sonra aktif olacak telefonlar, erken başvuru yapanlar ise aynı gün kullanıma başlayabilecekler. Beklemek istemiyorsanız vakit varken ön kayıt işlemini gerçekleştirin.

Ayrıca 3G teknolojisini kullanabilmek için Sim Kartınızda herhangi bir değişiklik yapmanıza gerek yoktur.