Kategoriler
Siyaset

Bit pazarı

bit pazarı

Bugün biraz dolaştım sağda solda. Beyazıt Meydanı’nda bit pazarı kuruluyor biliyor musunuz? Hep eski, berbat şeylerle dolu. Tek tük satın alınabilir şey çıksa da geneli benim için bir anlam ifade etmiyordu.

Ta ki o manzarayı görene kadar. Bir genç, bizim yıllar öncesinden kaldırıp attığımız walkmenine güzel yabancı kaset arıyordu.

Birden bulunduğum çevredeki insanlara dikkat etmeye başladım. Benim amacım öyle turlarken uğramaktı, oysa gördüğüm şey insanların gayet ihtiyaçlarını tedarik etme alanıydı.

Kaset arıyor ya, güzel yabancı kaset arıyor. Ben telefonumdaki yetmiyor, sırf flac formatında müzik çalsın diye Amerika’dan mp3 player getirtiyorum kendime.

Bir amca ikinci el bir kadın çantasına bakıyordu. Yolda görseniz tekme atarsınız, öyle bir çanta düşünün. Muhtemelen eşine bugün sürpriz yapacak, sana çanta aldım diyerek.

Bir başkası cep telefonunun şarj cihazını tamir ettirebileceği bir yer arıyordu. Cep telefonu yine bizim yıllar önce fırlatıp attığımız modellerden. Düşün ki şarj cihazını tamir ettirecek. Bizim için ne önemi var gider yenisini alırız, kaç lira ki lan? deriz. O diyemiyor işte onu.

Bir teyze rengi solmuş siyah bir ayakkabı bakıyordu kendine. Sanki ölmüş birinin ayakkabısı sokağa bırakılmış, o tür bir ayakkabı. Teyzenin ihtiyacı o ayakkabı. Kaç lira ki lan bir ayakkabı? deriz di mi? O diyemiyor.

Bir abla Kibritçi Kız kitabını soruyordu, yerlere saçtığı eski ve işe yaramaz kitapları satan satıcıya. Muhtemelen ablanın elinden tuttuğu kızına ödev vermiştir öğretmeni. Orada daha ucuza bulurum diye düşündü galiba. Kaç lira ki lan bir kitap? Girerim falanca kitap sitesine, okumayacağım zilyon tane kitap alırım.

Yamuk yumuk çatal kaşıklara bakan bir çift gördüm.

Görseniz cam sileceğiniz buruş buruş bir şorta içi giden küçük bir çocuk gördüm.

Fiyatını dahi sormaya tenezzül etmediğim seyyar satıcıda satılan lahmacuna öylece bakanları gördüm.

Sonra Allah’a hamdolsun ekonomimiz iyi dedim, gittim kahve filan içtim, tweet attım, geldim blog yazıyorum.

Duyarlıyım.

Kategoriler
Kişisel

Ayşe Arman çağımızın sınıf ayrımcısı…

Ayşe Arman !

Günümüzün sosyetik burjuvai yazarlarından. Yazıları genellikle biz blogcuların yazdığı tarzda. Güncel konulara bakış açısı ve günlük yaşantısı hakkında yazıyor.

Ayşe Arman çağımızın sınıf ayrımcısı... 2Ayşe Hanım’a gelen zibilyon tane mailin içinden “Soyunmakta ne var, kolaysa örtün güzelim! Örtün de, bu ülkedeki baskıyı, zulmü gör…” denilmesi kafasında şimşekler çakmasına neden oluyor. Hemen karar veriyor kapanarak sokakta ve değişik mekanlarda gözlem yapmaya. Hem bir yazar için popüler olmak tabi ki çok önemli birşey. Bu tarz bir girişim daha önce yapılmadığından adının çoğu yerde geçeceğini düşünerek gözünü kapatarak giriyor olaya.

Yanına başka bir arkadaşını alarak tesettür tarzında giyinmeye çalışıyor. Beceremiyor profesyonel birinden destek alıyorlar. Kendi görüşüne göre kafası Hediye Paketine çevriliyor. Kafasını yine kendi görüşüne göre cendereye sıkıştırılmış gibi hissediyor. Ses duyamıyor, baskı, sıkışıklık ve rahatsızlık oluşuyor. “Dezavantajı o kadar fazla ki, avantajından söz edilemez bile…” diye düşünüyor.

Nişantaşı’nda bir cafeye gidiyorlar. Kapalı olanları karşı mahallenin insanları olarak gördüğü için  “Brasserie’de hep oturmak istemişler ama hiçbir zaman cesaret edememişler, bugün başarmışlar, kırmayalım, onlar da bizim insanımız. Kucaklayalım. Hem zaten asıl müşterimiz Güney’de tatilde, İstanbul da biraz boş, ne olur yani gelseler…” tarzında bir düşünceyle empati kuruyor garson hakkında.

Reina’ya girmeye çalışıyorlar fakat tesettürlü oldukları için alınmıyorlar içeri.

İstanbul’un en mutaasıp ilçelerinden Fatih’in İsmail Ağa caddesine gidiyorlar. Fakat buraya tesettür ile değil mini etek ile gidiyorlar. Ehh hali ile “Pislikten başka bir şey değilsiniz!” lafını çokda güzel yiyorlar afiyetle.

————————-

Evet Sayın Ayşe Arman Hanımefendi. Sizin gibiler sayesinde Siz ve Biz olundu bu ülkede ne yazık ki. Kapalı geri zihniyetliler. Başı açık çağdaş insanlar! Bu mudur yani olay ?

İslami kurallar çerçevesinde giyinen bayanları anlamaya çalışmışsınız fakat kendinizi rezil etmekten başka birşey yapamamışsınız benim nazarımda. Baştan aşağı ukalâca yazılmış bu yazı dizisinin inanın her satırında sinirimden fıttırıyorum. Ayşe Hanım siz kapalıları yadırgayıp onları size göre çağdaş dünyayla kıyaslayacağınıza önce insan olduğunuzu hatırlayın. Sınıf ayrımları yapmayı bırakın. İnsanları küçümsemekten vazgeçin.

Belki patronlarınız tarafından afferin Ayşe büyük iş başardın gibi övgüler kazanmış olabilirsiniz fakat bu ülkenin  %80’i kapalı olan bayanlar tarafından KOCA BİR YUUUUHHHHH’ u puan hanenize aktardınız.

İkinci yazınızı okumaya bile tenezzül etmiyorum. Merak edenler için