Kategoriler
Kişisel

Degisik oldu sanki bugün..

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Degisik oldu sanki bugün.. 2Benden beklenmeyen hareketler günüydü bugün.

Sabah erkenden ve kendiliğimden kalkışımdan anlamalıydım ya da annem uyarmalıydı ne bileyim, güne bi değişik başladım. Bergamutlu çayım ve Abdullahoğulları Pastanesi’nden aldığım sıcacık açma simit karışımı besinimle kahvaltımı yaptım ve yine çok ilginçtir ki bir tek tane bile susam kaçırmadım klavyemin içine.. İnanamadım salladım salladım, eşten dosttan yardım istedim onlar da geldi salladı hakkatten de hiç bişey düşmedi, sevindik hep berabercek… Bir gün bunu birisi başaracaktı ama nasip kimeydi bilmiyorduk, demek benmişim o helal süt emmiş müslüman evladı..

Sonra Dürdüş ( Dürdane abla) bi parantez daha anasını satayım o kadını anlatmaya parantezler yetmez (şirket çaycımız) aslında bir parantez daha lazım tam olarak kavranabilmesi adına (oğlunu şirketten attırıp yerine Yalçın’ı aldırdığımı düşünüp bana b.ka bakarmış gibi bakan, çay tepsisini masama vurup çaya uzanmamı bekleyen, çoğu zaman pas geçen, yemeğimi servis yapmak yerine benim almamı bekleyen, masada yalnız kaldığımızda bana tehditkâr bakışlar atan, kısacası benden nefret eden kadın).

Tamamdır parantezler bittiğine göre devam edebilirim, Evet Dürdüş bana kendi elleriyle çay getirdi ve masama nazikçe bıraktı, boşumu aldı, Allah Allah dedim bu ne iş la böyle :S kesin şekeri eksik bırakmıştır diye düşündüm baktım şekerler de tam, kaşık ta yerinde, çay tabağının altında bana komplo olarak bilinçli bırakılmış küçük çay göleti de yok, ki genelde ben hep o gölet tuzağına düşer pantolonumun enteresan bölgelerine oval izler bırakır kuruyana kadar kalkamazdım yerimden :D

Bunca ilginçlikten sonra şükür için Cuma namazına gittim.. Giderim ben bakmayın öyle, Allah var, biz de varız, bir şeyler yapmak lazım değil mi? Havanın güzel oluşunu deniz kenarlarında sevdicekleriyle gezip kutlayan, üstü açık çay bahçelerinde kahvelerini yudumlayıp manzaranın keyfini çıkaran güruha inat ben de namazı dışarda kıldım pöfür pöfür :D Ben gibi kapitalizm çarkının dişlerini 7/24 florürlü diş macunuyla fırçalayan biri için güzel havada cuma namazını dışarıda kılmak müthiş keyif verici bir ivınttı. Daha bir şevkle kıldım, sûrelerin hepsini yavaş yavaş ve anlaşılır şekilde okudum içimden.. Çok nadir olsa da bir namazı içimde eksiklik kuşkusu olmadan  kılma hissini yaşadım. Hızlı okuyunca yanlış oluyor gibime geliyor.. Neyse Allah kabul etsin, Amin cümlemizi.. Şirkete döndüm.

Günlerdir berbat gelen yemeğimiz zannetmeyin ki güzel güzel yazıların akabinde güzel gelmiştir diye.. Yok öyle bir şey o kötüydü abicim, ona yapacak bişey yok, direk mavi ekrana bağlarsınız çok düşünürseniz eğer.. Yedik ziyadesiyle.. Güzel güzel diye diye sanıyorsunuz ki Dürdüş yaptı servisi diye dimiii :D Yok abi ben aldım tabağımı da. Olsun şükretmek lazım :)

Akşam oldu ve sabah sırt çantamın içine tıktığım kıyafetlerimi giyip rahat rahat şirket içinde gezme lüksünü yaşadım.. Aslında böyle rahat ortamın olursa, yaptığın iş de verimli olur diye bir demeç vermek isterdim ama bilgisayarımı filan kapatmıştım sağda solda geyik yapma çabasına girdim. Pardon bahsetmeyi unuttum, şirket zorunlu olarak maaşımızdan para kesiyor ve bir halı sahaya abone olup zorunlu olarak futbol oynamamızı istiyor. Biz de güle oynaya gidiyoruz helbet ;) Her neyse..

Sonra oturdum masama sesli düşünüyorum. Acaba bugün topla oynama yüzdem kaç olur? Attığım olumlu paslar golle sonuçlanır mı? Rakip takımın fileleri havalandırmasına mani olabilir miyim? Topa şöyle gelişine vursam santradan gol çakabilir miyim? Kaç kez rakibi tellere yapıştırıp foool var fool var tepkisini itirazla susturup topu takım arkadaşlarıma kazandırabilirim? Bunları sorarken kendime, Yalçın’ın gülüşüyle irkilip kendime geldim, ben de gülmeye başladım :D

Doluştuk arabalara ve maça hazırlanma aşamasında bildiğim 3 hareketten biri olan yuvarlanarak gelen topu, topuğumu arkaya doğru götürüp ivme kazandırmayla beraber havada olan topu yakalayıp sektirmeye başladım. 4 kez denedim ama 1 kez yaptım Allahtan görenler oldu da oyuna sıkı moralle başladım :D

Babamın yıllarca Almanya’da yaşamış olmasından ileri gelen Alman Futbolu kültürünün temelinde yatan sert oyun biçimim sayesinde rakip forvetin korkulu rüyası haline geldim. Spor oluyor lan diyerek bol bol koşmaya çalıştım ve yerinde müdahalerle topları başarıyla kestim. 1 penaltı oldu ve kaledeki Orhan’a çok özür dilerim, yani bu yazıyı okuyan çoluk var çocuk var ama bilezik gibi geçirdiğim golle moralim tavan yaptı… Uzun paslarımdan golle sonuçlananların da sevinciyle ve kendimden beklemediğim üstün performansla maçı tamamladım.. :)

Sevindiğim diğer bir nokta ise maç sonrasında kaybeden takımdan kesilen baklava parası listesinde adımın olmayışıydı.. :D

Giyindim sıkıca, eve dönerken yol üzerinde üst komşumuz Doğukan’ı gördüm. Lakin onu görmeden önce maç sonrası aldığım olumlu yorumların etkisiyle kafam leyla olmuştu, alışık olmadığımdan yadırgama moduna geçtim, lan acaba zamanında bana yatırım yapılsa başarılı bir file bekçisi, ya da duvardan bir defans olabilir miydim sorusunu sordum kendime :D Hah Doğukan’ı gördüm demiştim, Doğukan’dan önce de gözüme doğalgaz kutusu takılmıştı.. Bilirsiniz kapı önlerinde beyaz kutular olur..

Yorgunluk hissi, beklenmedik anda gelen komşu şaşkınlığı, ve zihinde kalan son objenin yanıltmasıyla Selam Doğukan’ım diyeceğime, Selam Doğalgazım dedim ama nasıl dedim. Kendimi durduramadım, o cümle ağzımdan çıkarken farkettim yanlış birşeyler olduğunu sesimi cümle sonuna doğru yumuşatmaya çalışırken, garip sesler çıkardığımın farkına vardım lakin o çok kısık sesli olduğu için Doğukan farketmedi :D Zaten aksi yönlere doğru gittiğimiz için ayaküstü bir selamlaşmaydı ve önemsenmeden, daha doğrusu anlaşılmadan geçip gitti :D

Vel hasıl kelam günümü böyle geçirdikten sonra, keyif aldığım başka bir ıvıntla sonu getireceğim..

Haftasonu Caz Keyfi 1-2-3 adlı albümleri playlistime attım ve kısık sesle bir yandan dinleyip, diğer yandan ilgimi fazlaca çeken kitabımı okumaya koyuldum.. Koyulmuştum daha doğrusu, blog yazmak için kısa bir ara verdim ve şimdi tekrar koyuluyorum keyifli dünyama :))

Bakın bakın ne çalıyor kulak verin..

Gittim ben gençler, hoşçakalın ;)

Kategoriler
Kişisel

Namık Kemal fıkraları ardındaki sır perdesi aralanıyor..

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Namık Kemal fıkraları ardındaki sır perdesi aralanıyor.. 4Gençler yol açın, eşe dosta anlatıp wooaaawww!, uuuu cidden mi diyecekleri bir bilgi vereceğim sizlere..

Bu sayede insanların gözünde süper entellektüronostropik olabilecek, bilgi dağarcığınıza kattığınız bu güzide bilgi sayesinde belki de hep aralarında olmak istediğiniz elit insanlar statüsünün kapılarını ardına kadar açabileceksiniz :D

Tamam tamam biliyorum çok abarttım, sadede geçiyorum..

Her insanın belleğinde muhakkak ki bir Namık Kemal fıkrası vardır diye düşünüyorum. Namık Kemal fıkrası olarak kategorilenmiş bu bel altı fıkralar serisinde düşündünüz mü hiç neden ana karakter hep Namık Kemal’dir diye? Vatan yahut Silistre.. Bu piyesi hepimiz duymuşuzdur değil mi? Vatansever söylemlerle dolu bu piyesin yazarı nasıl olur da bunca bel altı konuda ana karakter olabilir, oturur geceleri komikli küfürlü fıkra yazayım hem de başrolü ben olayım der?

Demez elbet..

Efenim olayın aslı şöyle ki;

Hani Namık Kemal fıkrasının benzeri olan “Adamın biri bla bla bla” ile başlayan çeşitleri vakti zamanında Osmanlı’da da bolca geçermiş. İnsanlar birbirlerine adamın biri bir gün bla bla bla şeklinde fıkra anlatamamışlar çünkü günümüz Türkçe’si inşaa edilmemiş..

Onun yerine “adamın biri” diyememişler de doğal olarak Osmanlıca aynı anlamına gelen “nam-ı kemal” demişler. :)

Anlayacağınız, bizim yıllarca Namık Kemal adlı ünlü aydınımıza ait olarak bildiğimiz ya da bir şekilde adının kullanıldığını sandığımız fıkralar esasen adamın biri fıkralarından başka bir şey değilmiş :)

nam-ı kemal kaçar ;)

Bu küçücük ayrıntıyı sunup en azından ben gibi hakkatten yaa neden Namık Kemal diye beyin kurcuklayan insanları aydınlatabildiysem ne mutlu bana :)

Kategoriler
Kişisel

Özledim seni be domates..

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Özledim seni be domates.. 6Domatesin fiyatı arttı ya insanın canı nasıl menemen çekiyor bi bilseniz.. Özleniyor be.. Öyle kıvrım kıvrım kabuğu, dişinin arasında oradan oraya dolaşıp ezmek için uğraştığı minik çekirdeği, ne bileyim mis gibi sapı filan. :D

Salataya bakıyorum mesela, o kadar boş, o kadar yavan ki.. Ne atarsan at abi içine, bir parça domates yoksa yenmez o diyorum.

Susuyorum, böyle yanacağım artık, buz gibi aysti var, tenk var, kola var yok abi domates diyorum şöyle ufff serin serin.. Pahalı ya anasını satayım. Normalde yemeğin içinde ayıklayarak yediğim şey burnumda tütüyor şimdi :D Domates efsanevi bir yiyecek haline geldi gözümde, sanki mitolojik çağlarda tanrılar güçlerini domatese borçluymuş, yedikçe can veriyormuş, level atlattırıyormuş, eros okunu domates yerken fırlatıyormuş, herkül topak topak domates kaldırıyormuş edeleli kollarıyla, zeus menemene ekmek banarken, hera kışa salça hazırlıyormuş olimpos dağlarında. Sanki newtonun kafasına elma değil domates düşmüş, ayda su bulunamazken kıvrılmış domates kabuğu bulunmuş gibi gibi gibi..

Aslına bakarsanız öyle tırt bir meyve değildir domates, cidden bak. Öncelikle belirteyim ki domates sebze değil meyvedir. Bunu bi belleyelim, farklı olmayı seven bir bitki türü, öyle sağ gösterir sol vurur. Herkes sebze sansa da içinde çekirdeğini barındırdığı için botanistler tarafından meyve olarak nitelendirilir. Bu durumda salatalık vs. de meyve statüsüne giriyor lakin boşverelim şimdik gariban yiyeceklerini. Günümüzün en elit sebze gibi görünen meyvesine dönelim.. :)

Domates karizmasını günümüzde yeni yeni buluyor, çünkü keşfedildiği dönemlerde domates aşk elması olarak anılıyordu, sevgililer birbirlerine domates verip, kuytu köşelerde mehtaba karşı domates suyu içiyorlardı. Yalan değil lan araştırın.! İnsana romantizm kattığı düşünülüyordu vaktinde. Romeo Juliet’ine salçalı makarnasından sonra, Kerem Aslı’ya patates kızartmasına ketçap sıkarken, Mecnun Leyla’sına domates çorbasına kaşar rendelerken vuruluyor.. Açın okuyun, yalanım varsa nooliyim :P

İnsan şöyle mazisine bakınca utanıyor yıllarca cüzi meblağlarla tükettiği koskoca domatesten..

Hepimiz biliyoruz, bir gün ucuzlayacak o domates, yine bakmayacağız yüzüne, bir salatalık gibi, bir marul gibi dolabın en alttaki sebze/meyve rafına yerleştireceğiz ta ki annemiz onunla birşeyler yapana kadar..

Yapmayalım gençler, domatesin kıymetini bilelim, artık daha bi sevelim onu, ne demişler kaçan kovalanır, piyasalarda uzak olduğu şu günlerde kadir kıymet bilip musluk suyuyla değil bizzat üşenmeyip damacanayı tezgaha kaldıralım, pompasına poffss pofffsss basıp öyle yıkayalım.. Sevdiceğin yanına domates yemeden gitmeyelim, özel günlerde, bayramlarda seyranlarda yemekten sonra domates ikram edelim misafirlere dilim dilim. Yapalım abi sevelim.. Hiç değilse domatesi sevelim be, özledim ulan anlamıyor musunuz gözlerim doldu yazarken :S

Ben gidiyorum, dolaptaki ketçabı koklayıp kıymetini bilmediğim o güzel günlerime üzüleceğim şimdi :/