Ne olacak bu Türkiye'nin hali? 1

Ne olacak bu Türkiye’nin hali?

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

economic-crisis

17 Aralık’tan bu yana malumun ilanı gerçekleşiyor. Şu aşamada yapılacak hiçbir şey yok halk tarafından, öfkeyle izleyip kendimizden geçiyoruz sadece. Üç aşağı beş yukarı halka söylenmiş yalanları biliyorduk aslında ama ben işlerin bu raddede olduğunu, gerçekten bu denli bir onursuzluğun yukarıdakiler tarafından yapıldığını öğrenince küçük dilimi yuttum resmen.

Bir kaç konuda öylesine notlar düşüp gideceğim, uzatmayacağım yazıyı.

Öncelikle insanların bu adama oy vermelerinin temelinde yatan ekonomiden bahsetmek istiyorum.

Evet AKP döneminde ekonomik anlamda gerçekten bir takım gelişmeler hissedildi. Bu benimsedikleri liberal ekonomik yapıdan kaynaklanıyor aslında. Devlet kurumlarının çok büyük bir bölümünü özelleştirerek (yani satarak) kaynak ürettiler.

Asıl bu ekonomik rahatlamanın sebebi ise bambaşka. ABD merkez bankası FED tarafından uygulanan tahvil alımları sayesinde Türkiye’nin başına resmen piyango vurmuştu. Krizde olan ABD değersiz tahvilleri alıp dolar vermiş, dolarları alan ABD’li yatırımcılar da ellerinde dolarları gelişmekte olan ülkelere (bizim gibi ülkeler) daha fazla faiz verdikleri için taşımışlardı. Bu sayede Türkiye eline muhteşem bir sıcak para geçmeye başlamıştı, dolar akıyordu sürekli.

Türkiye bu fırsatı değerlendirip dolarla dolar kazanabilmek yerine sürekli bir tüketim strateji seçti kendine. Etrafınızda gördüğünüz tüm o AVM’lerin açıklaması da tam olarak bu oluyor. Üretmek yerine sürekli tüketen, kazanan tüketen, kazanan tüketen bir mekanizmanın içindeydik.

Örneğin yollar yapılıyordu, yollarda ilerleyebilmek için araba gerekliydi. Araba için neredeyse tümü yabancıların elinde olan bankalardan kredi çekmek gerekliydi. Benzin gerekliydi.

AVM’ler ile sosyal hayat alışkanlıkları değişiyordu. Kredi kartları yaygınlaşıyor, taksit sayıları artıyor, shopping fest’ler düzenleniyor, insanlar çılgıncasına para harcıyorlardı. Olmayan paralarını!

Bunun gibi bir sürü örnek.

bernanke

Peki ne oldu da 17 Aralık sonrası bu çöküş başladı? 

Öncelikle ekonomik çöküşün üç ana noktası var.

  • FED’nin tahvil alımını ard arda 10 milyar dolar azaltması

Bloomberg

Radikal

Yukarıdaki kaynaklarda da okunacağı gibi tahvil alımını azaltması Amerikalı yatırımcı tarafından endişe yarattı.

  • 17 Aralık sürecindeki hükümetin inkar, sansür ve saldırgan politikası yatırımcının Türkiye’ye olan güvenini azalttı.

Hükümetin olayları örtbas etme gayreti halkı olduğu gibi yatırımcıyı da rahatsız etti. Paralarını Türkiye’den alarak kendi ülkelerine dönmelerine sebep oldu.

Görüldüğü üzere şu an dolar her gün rekor üzerine rekor kırıyor, ülkedeki sıcak para azaldıkça Türk Lirası değer kaybediyor. Türkiye Merkez Bankası da durun, paranızı buradan almayın, biz faizleri yükselteceğiz böylece siz daha çok kazanacaksınız dese de işler istedikleri gibi yürümedi. Doların yükselişi durmadı, olan faiz artışı üzerine yüklenmiş halka oldu.

  • Tüketime dayalı ekonomik politika

11 yıllık süreçte sadece yurt dışından ithal edilen ticari mallarla dönen, tümüyle kendini teslim etmiş politika bir anda doların yükselişi ile Türkiye ekonomisinde inanılmaz bir sarsıntı yaşattı. İnsanlar yurtdışından dolar ile aldıkları ürünü daha pahalıya almaya başladılar, daha pahalıya alıp daha yüksek fiyattan satmaya başladılar ve yakın zamanda çok daha büyük şekilde hissedilecek etkileri.

Otomobil örneğinde olduğu gibi sadece inşaata yüklenen strateji halkı kredi çekmek için bankalara muhtaç etti. Konut alabilmek için renkli hayallere dalan halk için tek seçenek vardı, banka ve bunu da sonuna kadar kullandılar zaten. Sonuç olarak her 3 kişiden biri bankalara yıllarca kredi ödemek üzere imza attı. Sonrası??? Malum!

Bu sadece işin ekonomi ayağı, bir de siyasi stratejiler var ki ona sonra değineceğim. Hükümetin ülkeyi bu hale sokmasının altında ne dış güçler, ne kirli oyunlar, ne tezgahlar, komplolar var. Tek sorun DUNNING-KRUGER SENDROMU!

Tümüyle bilgisizlik, niteliksizlik ve aşırı özgüvenden kaynaklanan, tıpkı Adnan Menderes gibi uçuruma sürükleyen adımlarla bugün tüm bu olanları yaşıyoruz. Adnan Menderes’in şu sözleri de aslında tam olarak Dunning-Kruger Sendromu’nu anlatıyor.

‘Ne işimiz vardı siyasette, buradan çıkar çıkmaz Aydın’a, Çakırbeyli çiftliğine döneceğim’

İstemekle, iyi niyetle olmuyor hiçbir şey! Malum şahıs bunu göremiyor, her şeyi çok iyi bildiğini sanıyor oysa taklalara gelmekten başka bir şey yaptığı yok! Kaldı ki ben iyi niyetli biri olduğuna da inanmadım hiçbir zaman. Adnan Menderes’in de öyle biri olmadığını biliyorum. Yunanistan’da Atatürk’ün evini yaktılar yalanı ile halkı kışkırtıp 6-7 Eylül olaylarıyla birlikte gayrimüslim yurttaşların Türkiye’de göç etmesine, onların mallarına el konulmasına, talan edilmesine sebep olmuştu. Her neyse biz malum şahısa dönelim.

Bugün ortaya çıkan Benim başörtülü bacılarıma saldırdılar yalanıyla birlikte ülkede ciddi bir kutuplaşmadan faydalanmak, insanlara uydurma hikayeler anlatıp bir tarafı tukaka gösterip kendilerini yüceltmekle kemik bir kitle yaratma peşine düştü. Kısmen de başarmış sayılabilir. Yalnız her gün ortaya çıkan ses kayıtları, tapeler, ve akıllara zarar iddialar geçen fezlekelerle kemik kitle erimeye başladı bile. En büyük etkiyi ekonomik ve dış ilişkilerdeki yeteneksizlikleri nedeniyle görmeye başlayacaklar. Paranın yerini hiçbir şey dolduramaz malum kitlede, buna adım gibi eminim!

Her neyse şu sendromdan bahsedelim biraz.

Nedir bu Dunning-Kruger Sendromu?

psikoloji dalinda ignobel ödülü alan çalışma. dunning-kruger sendromu olarak da adlandırılır.
psikologlar justin kruger ve david dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan
teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan
güvenini artırır” der.

metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan
araştırmaların sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:
-niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.
-niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.
-niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp
anlamaktan da acizdirler.
-eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar,
niteliksizliklerinin farkına varmaya başlarlar..

değerlendirme zaafı:
iki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular. cornell
üniversitesi’ nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular.
ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını
tahmin etmelerini” istediler.
en başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin),
testin yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar
yüzde 70’e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.
en iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü
denekler olduğu (soruların yüzde 70’ine doğru cevap verdiklerini
düşündükleri) görüldü. (not: dunning ve kruger bu çalışmalarıyla 2000
yılında ig nobel * de kazandılar.)

Cemaat, hükümetin stratejileri, sansür, yolsuzluk olaylarına belki daha sonra değinirim yalnız bir kalıp var bilirsiniz “diego dur allahını seversen zaten ortalık karışık” işte bu karmaşada başıma bir boklar gelsin istemiyorum. Sadece gözlemlerimi aktardım.

Son olarak; aydınlık bir Türkiye istiyorsak eğer  Dunning Kruger Sendromu yaşayan insanlardan kurtulmamız gerekir diye düşünüyorum.

Bir cevap yazın