Kategoriler
Edebiyat

Kitap sesi

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Kitap sesi 2Bilgisayarın başında oturmuş abuk abuk sitelerde sözüm ona sosyalleşip vakit öldürürken ( ki burada gerçekten bir öldürme söz konusu, daha iyisini yapabilecekken tutup saçma sitelerde vakit geçirmek hem anı hem geleceği öldürmektir) bir ses duyuyorum ardımda.

Ardımdaki sesin kaynağı cennetten düşmüşçesine bembeyaz duran kitaplığım.

Nasıl yani? Olur ya hani gece uykuya dalacakken olur olmadık eşyalardan çıtırtılar gelir, ben hep onların sıcaklık değişiminden genleştiği saçmalığını bünyeme inandırarak korkmadan uyuyan bir şahıs olarak bu olayı da öyle yorumladım. Sonuçta atomu var, partikülü var, protonu, nötronu bilimsel bişeyler kesin olmuştur yani. Odun tahta deyip geçmemek lazım!

Anlamsız fotoğraf bakışmalarıma, abidik kubidik sayfaların boş paylaşımlarına dalıyorum yine. Twitter’da fenomen olmuşların komik olayım derken arkadaş ortamında “bu ne abi yaaa şimdi” standardında espirilerine gülemeden öhhh diyorum.

+ Sessiz ol duyacak bizi..

Lan?

Kahvemden bir yudum alıyorum korkudan, arkama dönüp bakamıyorum bile. Müzik açıyorum, sesi yükseltiyorum.

Aklım kitaplıkta. Noluyor orada?

Çok zekiyim ya, monitörün tepesinde duran webcam i açıyorum. Hafif kendime falso vererek arkama dönmeden dikiz aynası niyetine kullandığım webcam ile ardımı kontrol ediyorum. Her şey gayet normal..

Kapatıyorum müziği. Sesi dinlemek istiyorum, bir anlık cesaret ile.

+Sence neden bunu yapıyor?

-Bilmiyorum, tanımıyorum artık onu.

Aniden arkama dönüyorum gözlerimi korkudan kapatarak :D Sizi duydum, sizi duydum, sizi duyduuuuummm!

Sesi hissediyorum.

Dan Brown- Kayıp Sembol‘den geliyor;

“Varol senin gibi birinin buna şaşırmayacağını umuyoruz. Sorun nedir? Anlatmak istersen eğer biz hep buradayız. Sadece birer kağıt parçası olmadığımızı herkesten iyi biliyorsun!”

Şşeeyy.. Been. Siz Dan Brown musunuz? Robert Langdon mu? Bu arada bismillahh.

“Hangisini istiyorsan O’yum Varol. Neden bize sırtını dönüp o parlak ekranda vakit geçiriyorsun? Bunu bilmek istiyoruz.”

İstiyoruz mu? Allah’ım aklımı kaçıracağım. Diğerleri de mi?

Jack London – Martin Eden ile cevap veriyor bana. “Sen ki okumak ve yazmak ile ruhunu besleyen, bilmekten başka derdi olmayan, merakını asla dizginleyemeyen adam! Nedir senin derdin?  Martin Eden yeterince ilham kaynağı olamadı mı sana? O çabalayışları, vazgeçmeyişi? Kendini bulamadın mı? Yoksa okurken beni mi kandırdın? Düşün ve söyle Varol, nedir derdin? “

Yahu bir derdim yok, yapmayın böyle nolur, gözlerim doluyor. İçim burkuluyor. Neden böyle düşünüyorsunuz? Ben sizi hep çok sevdim, sizi bazı geceler konuşuyormuş gibi kulağıma yaslayarak dinlemeye çalıştım, sizinle uyudum, sizinle uyandım. Her birinizde ayrı anım, ayrı zamanım geçti, geçip karşınıza okumadan izledim bazen. Neden böyle düşünüyorsunuz?

Fyodor Dostoyevski – Suç ve Ceza ile cevaplıyor hafif Rus aksanı ile.

Biz eski ışığını göremiyoruz Varol. Bir labirentin içine dalmış çıkmak yerine umarsızca içinde dolaşıyormuşsun gibi görünüyor. Anlamsızlıkları dost edinip, güzelliğe uzak duruyorsun! Kafesinin tellerini ellerinle okşuyorsun, sanki ona minnet duyuyorsun. Git gide sıradan olmak için çabalıyorsun!

Ürpertiden ne konuştuğumu ne anlattığımı bile bilemiyorum. Haklısınız diyorum sadece.

Émile Zola – Therese Raquin ile cevap veriyor.

“Bizler senin en iyi dostlarınız bunu çok iyi biliyorsun! .. ve şimdi özünü, aşkını bulmanı istiyoruz. Bu aptalca bir yanılsama olmamalı Therese Raquin gibi.. Sekülerist birine dönüşüp tinseli yok etme! Ezme kendini, herkesleşme! Hemen yanı başındayız Varol, gözlerinle okumayı bırak bizi! Ruhunu eksiltme! Yazmayı bırakma! Sesini kısma!”

… bir ses kaplıyor odamı.. Ihlamur kokulu ses olur mu hiç? Ses bir koku ile anlatılır mı?

Mesnevi konuşuyor.. Tüylerim diken diken..

“Gitmeyin üzerine. O yolunu biliyor..” 

Ağlıyorum. Tutamıyorum ki kendimi. Bu çocukken öldüğünü düşünüp ardındaki insanların üzüntüsünü hayal ederek ağlamakla aynıydı. Kendine acımaktı, üzülmekti. Suç işledikten sonra affedilmekti. Ağlamaktan başka bir şeydi.

Ben biliyorum..

Öyle dedi. Biliyorum..

Ben biliyorum!

“Kitap sesi” için 1 yanıt

“Ses bir koku ile anlatılır mı?” demirbaş cümlelerim arasına girdi hemen, çok güzel ifade etmişsiniz, hissettim sanki. Ayrıca yazılarınızda Türkçeye gösterdiğiniz saygı da özellikle dikkatimi çekti. Aklınıza geleni böyle güzel söylemeye devam etmenizi -kendi keyfimi düşünerek tabi- dilerim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir