Jack Kerouac - On The Road 1

Jack Kerouac – On The Road

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Jack Kerouac - On The Road

Kafamdan sayısız şey geçiyor ama ne yazacağım konusunda hiçbir fikrim yok, yazmaya başlayayım devamı gelir heralde. :) Şimdi hayattaki en büyük keyfim kitap okumaktır bunu beni tanıyan herkes bilir. Kapatırım kendimi odama ve maceradan maceraya koşarım kaplumbağa gibi kendi kabuğumun içinde. Tahmin ediyorum ki insanlara Varol’u bir kaç kelime ile özetler misin diye bir soru sorulsa, kullanacakları kelimelerin içinde muhakkak kitaba da yer vermek zorundadırlar.

Onlardan çok şey aldım, bazen bir kitabı okurken diğerinde aklım kalıyor ve lanet ediyorum tüp şeklinde beyne enjekte edilebilen kitapların halen üretilemediğine. Her neyse kitapları çok seviyorum işte konunun ilk kısmı buydu. İkinci kısmı ise hayatıma kitapların neler kattığı, tabi bunları tek tek yazacak değilim ama şu an birinden bahsedebilirim ki bu benim için en önemlisidir aslında.

Kitabın adı Yolda (On the road) yazarı ise Jack Kerouac. Bu kitap benim algılarımı öyle bir sarstı ki; sayesinde kavramları, beklentileri ve zamanı yeniden anlamlandırmaya başladım. Abartıyor olduğumu düşünüyorsanız eğer tüm samimiyetimle söylüyorum; canınız cehenneme! Belki de çok kişisel bir durumdur bilemiyorum ama abartmadığıma eminim.

Kitapta belleğime kazınan bir cümle vardı; “Biz anı biliyoruz oğlum!”

Anı bilmek.

An yani şimdi.

Onun kıymetini bilmek ve özgür olmak! Vuhuuu diye bağırasım geliyor. :D

Delirme özgürlüğü, konuşma özgürlüğü, meydan okuma özgürlüğü, susma özgürlüğü, kaybolup gitme özgürlüğü, umursamama özgürlüğü ve bunun gibi sayısız özgürlük.

Ahlak sınırları, mantık sınırları, cesaret sınırları, tutarlı olma sınırları ve buna benzer bir sürü sınır.

Jack KerouacBenzersiz fikirler sundu bana bu kitap ve benim şansım mıdır bilemiyorum ama akabinde Jean-Paul Sartre ile tanışmamla sanki bire bir tamamlanmaya başladı Yolda ile atılan adımlar. Her neyse Yolda beni ben yapan kitaplardan biri işte, zaten uzatınca kimse okumuyor daha da detaylandırıp iyice göz korkutmak istemiyorum. Daha sonra Jean-Paul Sartre’a da değineceğim.

Benim için bu denli önemli olan kitabın film uyarlaması yapıldı ve dünya sineması tarafından el üstünde tutuldu. Zaten kitabın adı bile yetiyordu çünkü Amerika’da bir kuşağı var etmişti Jack Kerouac’ın Yolda’sı.

Bugün vizyona giriş tarihi olduğu için sabah heyecandan yerimde duramıyordum. Akşam gider en yakın AVM’de izlerim, öyle yaparım böyle güzel olur filan diye geçiriyordum aklımdan. Fakat benim Celal ile Ceren adlı filmi yüceltip arşa değdiren ülkem elbetteki dünya edebiyat tarihinde çığır açan bir kitabın uyarlamasında gereken özensizliği göstermekte hiç tereddüt etmemiş ve koskoca film yalnızca 3 sinemada gösterime girmişti. Hem Cuma trafiği, hem yağmur trafiği, hem de seans saatlerinin mükemmel trafiğe uygun olmasıyla filmi gidip sinemada izlemem imkansızlaşmıştı. Haftalarca hayır evde oturup internetten izlemeyeceğim, yapmayacağım bu saygısızlığı desem de bir nevi yapmaya mecbur bırakıldım ve çekip torrentten izledim. :D

Film elbette kitabı okumayanlar için kopuk ve yer yer anlamsız gelecektir. Zaten o kitabı okumadıysanız dünyadan çok fazla şey beklemeyin demek gibi iddialı bir cümle kurmakta hiçbir sakınca görmüyorum. :D

Her neyse filmle birlikte sanki bir yandan Allen Ginsberg kulağıma Howl’u fısıldıyor, bir yandan kitabı okuduktan sonra aldığım gazla yaptığım sayısız serserilik gözümün önünden geçiyordu. Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı kitabında bahsettiği bir konu vardı, insanlara kitaplar neden filmlerden daha cazip geliyor diye. Cevabı insanların kitabı okurken kendi filmlerinin yönetmenleri olmasıydı. Oyuncuları biz belirliyor ve çoğu zaman başrolü kendimiz oynuyor, zihnimizde olayları en bize uygun hali ile canlandırıp kendi filmimizi çekiyoruz. Sonuç olarak kitaptan filme aktarılan her yapım gibi bu da muhteşem övgüler hak edecek bir değerde olamadı, yani en azından benim için durum böyle çünkü ben daha iyisini çekmiştim kendi dünyamda :D

Filmin kritiğini yapacak değilim zaten o kadar sinemasal bilgim de mevcut değil. Bu yazıyı yazmamdaki amaç Jack Kerouac, Neal Cassady (adamım!) Allen Ginsberg, William Burroughs ve diğer Beat çocuklarına teşekkür etmekti. İyi ki varoldular, iyi ki o yola çıktılar ve iyi ki benim dünyama güzel şeyler kattılar.

Hayatı lanetler ederek bir Neal Cassady, bir Jack Kerouac kafasında tümüyle yaşayamıyor olsam da yürüdüğüm yolda kulağıma defalarca fısıldadıklarına inandığım her şey üzerine yemin edebilirim.

benim ilgimi çeken insanlar deli olanlardır. yaşamak için deli olan, konuşmak için deli olan, her şeye aynı anda ihtiras duyan, hiçbir zaman esnemeyen ya da sıradan bir şey söylemeyen! ama gece boyunca maytaplar gibi yanan, yanan, yanan…

Size tavsiye eğer imkanınız varsa hemen filmi izlemeyin, önce kitabı alıp okuyun. Daha sonra izlersiniz nasıl olsa. Bob Dylan, Jim Morrison ve Tom Waits’in de başucu kitabı olduğunu söylemem belki okuma sürecini biraz hızlandırır. :)

neal, kerouac, diğerleri
kimi şair, kimi yazar,
kimi serseri
bir avuç arkadaştılar
düzenden uzakta, başka bir
hayatın peşinde
amerikayı baştan başa katettiler
bazen tek başlarına, bazen bir
arabaya tıkışıp dostlarıyla
bazen bir otostopçuyla
ya da âşık oldukları bir kadınla
yolda özgürlük vardı
yolda hayatın anlamı
yolda aşk vardı
ve bazen sadece seks
yolda parasızlık, açlık vardı
bazen çözümsüzlük, kargaşa
kalleşlik
yolda bir arayış vardı,
arayıp da bulamayış
yolda sorular vardı,
çoğu cevapsız
ve yolda çoğu zaman
masmavi bir gökyüzü
zümrüt yeşili çayırlar
ve sonsuz bir kızıllık vardı
yolda caz vardı,
cazın tanrıları ve ruhlara
işleyen ritimler
onlar “beat kuşağı”ydılar
farklıydılar, özgürdüler, düzenin
dışındaydılar
ve hep yoldaydılar…

Muhtemelen önümüzdeki günlerde şu an içimde barındırdığım o ihanet duygusunu yok etmek için gidip sinemada tekrar izleyeceğim. Lan öyle kitap de, böyle film diye öv sonra git torrentten çek izle, kendi kendime “yazıklar olsun” diye haykırıyorum şuan. :D

Yeri gelmişken Şenol Erdoğan’ın mükemmel yorumu ile Beat Kuşağının manifestosu olan Allen Ginsberg’in Howl şiirini de paylaşmak yerinde olacaktır. Şey, biraz müstehcen kelime ihtiva ediyor olabilir, bunu göz önünde bulundurarak izlerseniz sevinirim. :D

Ne yazacağımı düşünmeden başladığım bir yazının daha sonuna geldik. Eğer kitabı okuyup içinizdeki isyanla yollara düşerseniz gittiğiniz yerlerden bana kart yollamayı unutmayın :)

Bir cevap yazın