• Home
  • /
  • Kişisel
  • /
  • Şaşkınlık veren bir yaşam: Nuri Demirağ
Şaşkınlık veren bir yaşam: Nuri Demirağ 1

Şaşkınlık veren bir yaşam: Nuri Demirağ

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

nuri demirağ

Geçenlerde bir isim duydum, okuduklarım karşısında acayip şaşırdım. Bu ismin hiç bilinmiyor oluşu gerçekten de çok garip. Siyasi çizgisinden mi desem, kimseye yaranamamış olmasından mı desem bilemiyorum ama cidden Cumhuriyet tarihinden bahsederken adının anılmıyor oluşu fazlasıyla enteresan.

Az önce bloga yazmaya karar verdim okuduklarımdan aklımda kalanları ama ne hikmetse adını unuttum. :) Neydi neydi neydi diye düşünürken aklımda kalan soyadı çağrışımı ile buluverdim yeniden.

Sebebi ise Agop Dilaçar gibi, Salim İlkuçan gibi Cumhuriyet döneminde ortaya koyduğu başarıdan kaynaklanıyor. – “Demirağlarla ördük ana yurdu dört baştan”

Nuri Bey’in soyadını Atatürk koymuş, Demirağ olsun demiş.

Nuri Demirağ bir girişimci, maddi durumu epeyce iyi. Hatta şöyle söyleyelim o dönem içerisinde ülke ekonomisinin % 10-15 kadarlık kısmını tek başına oluşturacak kadar iyi. Gel gelelim çok farklı bir ideali var Nuri Bey’in. Param var, milletin anasını ağlatır günümü gün ederim demek yerine neredeyse tüm varlığını ülke için feda ediyor.

Fransızların yapmayı taahhüt ettiği demir yollarını yarım bırakması üzerine ben bu işi yaparım diyor! 1/4 civarında bir rakama alıp tamamlıyor!

Amerika’dan uzmanları getirtiyor ve bir plan çizdiriyor. Boğazın iki yakasını birbirine bağlayacak bir köprü kurulmasını hayal ediyor ve bu fikrini Atatürk ile paylaşıyor. Atatürk çok beğeniyor bu aydınlık fikri. Lakin Meclis tarafından kabul görmüyor ne yazık ki. (Diktatörlük olmadığı için tabi ne yaparsın, ben istedim olsun denilince olmuyor o işler, karıştırmayın güncel halimizle!!)

Gelişen genç Türkiye’nin enerji sıkıntısı çekeceğini düşünüyor Nuri Demirağ ve ilk kez Keban Barajı projesini dile getiriyor.

Özelleştirilip daha sonra da kapatılan, Kocaeli’ye hayat veren SEKA fabrikalarını yapıyor!

Büyük İstanbul Hal binalarını yapıyor!

Karabük’te demir çelik fabrikasını kuruyor!

Memleketi Sivas’a çimento fabrikalarını kuruyor!

Ülke menfaatine olmayan, yabancılar tarafından kazıklandığımızı gördüğü her ürün için yeni bir üretim hamlesi yapıyor. En basitinden sigara kağıdı. O zamanlar filtreli hazır sigaralar olmadığından (ya da yaygın olmadığından tam olarak bilemiyorum) halk tütün sarıyordu ve haliyle en çok da sigara kağıdına ihtiyaç duyuyordu. Kağıt tekelini sağlamış Fransızları saf dışı bırakıyor, derhal bir fabrika kurduruyor ve ilk Türk sigara kağıdını üretiyor.

Gökyüzüne olan merakından vazgeçemiyor, ilk yerli paraşütü üretiyor!

Adam durmak bilmiyor sürekli üretiyor.

Ve en sonunda ülkesi için uçak üretmeye karar veriyor. Tüm planlarını projelerini çizdiriyor, yurtdışında bir çok mühendisi ülkeye davet ediyor, o tarihte aktif olarak yer alan tüm uçaklar inceleniyor ve Nuri Demirağ Türk Hava Kurumu tarafından siparişini aldığı 65 adet yerli uçağı hazırlıyor. Düşünebiliyor musunuz seri uçak üretimi yapan genç bir ülke!

Şu an üzerinde Atatürk Havalimanı olan arazi bir zamanlar Nuri Bey’in çiftliğiymiş. Derhal pist ve hangarlar yaptırıyor. Uçuş okulu kuruyor.

Uçaklar tamamlanıyor ve test uçuşları yapılıyor. Nuri Bey’in mühendislerinden biri uçuşu kendi gerçekleştirmek istiyor. Pist kenarında bulunan çukurlardan birini göremiyor ve ne yazık ki uçakla kaza gerçekleştiriyor. Pilot ölüyor. :( Nuri Demirağ’ın yaptığı onca yatırım, onca emek çöpe gidiyor. Fırsatçıların devreye girmesi sonucu THK uçakları kabul etmiyor. Fransa’da kullanımdan kalkan eski tip uçaklardan sipariş veriliyor fahiş fiyatlara.

Tüm bu ilginçlikleri yetmiyor bir de siyasi olarak zıt kutuplarda olduğu dev şair Nazım Hikmet ile karşılaşıyor. Nazım Hikmet şöyle anlatıyor olayı;

“yaşama koşullarımız çok dardı. ayrıca evlerinde oturduğumuz mülk sahipleri de bizi patlayacak bir bomba gibi gördüğünden sık sık kapı dışarı edilmek tehlikesiyle karşılaşıyorduk. bir gün kendimize göre alçakgönüllüce bir ev ararken gazetede bir ilan gördük. bu anadolu’yu demir ağlarla örmeye çalışan çok zengin müteahhitlerden nuri demirağ’ın apartmanında bir çekme katın ilanıydı. gündüzün matbaada pek çok düzeltme işim `olduğundan ancak akşama doğru başımda ünlü yağlı kasketim`, üstümde kirlice iş elbisemle nuri demirağ’ın yazıhanesine uğradım… demirağ bir yandan kılık kıyafetime bir yandan da düzgün konuşmama, aydın kişilere özgü yüz çizgilerime bakıyor, tereddütler geçiriyordu. nereden usuna geldiyse birdenbire adımı sordu ‘nâzım hikmet’ dedim. sen misin bunu söyleyen? koca demirağ birdenbire yerinden fırlayarak üstüme atıldı. ‘vay sen ha? nâzım hikmet ha? neden deminden beri söylemezsin de beni tereddütler içinde bırakırsın? baksana şu raflara eksiksiz bütün kitapların orda. ben senin türkiye’de en iyi okuyucularından, beğenenlerinden biriyim’diyerek durmadan elimi sıkıyor, sıcak bir dostlukla sallıyordu. ‘istediğin ev olsun, nâzım’cığım. o daireyi bu andan başlayarak sana ayırıyorum.
para pul istemem. verirsen darılırım. isteğince otur? sıcak su da vardır’ dedi.”

Ne diyeyim bilmiyorum. Böyle bir insanı nasıl olur da tanımadık? Nasıl olur da hiç duyamadık hayret ediyorum.

Muhtemelen tarihe istediği gibi şekil veren bu ahlaksız zihniyetin eseri bilinmemesi. Zira soyadını Atatürk’ten alacak kadar Cumhuriyet’e yakın, Muhalefet partisi kuracak kadar da İsmet İnönü’ye uzaktı. Suçlamak gibi demeyelim de fikir yürüttüm sadece bu kadar gizli kalışının sebebini.

Tabi benim yüzeysel ve zırva anlatımımla yetinmeyip bu ismi Google üzerinden aratacağınıza eminim, çünkü gerçekten saygıyla anılmayı, dahası “bilinmeyi” hak eden önemli isimlerden biri o.

Sadece yurdu işgal eden emperyal düşmanlara karşı verilmedi bu ülkede savaş, uygarlığın önünü tıkayan, muassır medeniyetler seviyesine ulaşmak için de topyekun bir çaba sarfedildi. Sanayi anlamında en büyük komutanlardan biriydi Nuri Demirağ!

Günümüz über zenginleri ile bir karşılaştırsanıza allasen? Ali Ağaoğlu ile Latif Topbaş ile filan ne kadar çok benziyorlar. Abdullah Gül’ün dediği gibi

“İnsan gerçekten hayret ediyor”

 

3 Comments

  • Ali Emre

    25 Ocak 2014 at 16:24

    Nuri Demirağ, bu ismi bende ilk defa senden duyuyorum. yazını okuyunca gerçekten cumhuriyet döneminde onca zor ve baskılı bir zamanda bunca şeyi başarmak her yiğidin harcı değildir. batılı devletlerin sanayisi ve teknolojisi uçup giderken bu gibi adamların sayesinde çok büyük dışa bağımlılığı en aza indirmeye çalışılmış. helal olsun… Okunacaklar listemin ilk sırasına koydum :)

    bu arada önceki yazınızı okurken bir cümle dikkatimi çekti. -nasıl olsa okunmuyorum- .. bence yanlış bir düşünce kişisel bloglar zaten gerektiği zaman gerektiği değeri mutlaka bulur, tozlu raflara kaldırılacak kadar kötü olamazlar :) takip ettiklerim listesine ekledim sizi :)

    Cevapla
    • Varol AKSOY

      27 Ocak 2014 at 19:37

      Facebook'ta bir arkadaşım o döneme dair Nuri Demirağ gibi adanmış isimlerden bahsetti, belki ilgini çekebilir.

      Nuri Kıllıgil, Beşir Fuat, Prens Sabahattin, Ahmet Cevdet, Abdullah Cevdet bu isimleri ben de not ettim, araştıracağım hepsini.

      Nuri Demirağ hakkında yeni öğrendiğim bilgiler ise izinsiz uçuş yaptığından dolayı ev hapsi cezası almış olması ve Attila İlhan'ın ilk oy verdiği partinin Nuri Demirağ'ın kurduğu parti olması. :o

      Yorumundan dolayı çok teşekkür ederim Ali Emre :) Feedly listeme ekliyorum ben de seni. :)

      Cevapla

Bir cevap yazın