Kategoriler
Edebiyat Kişisel

Olamaz mı?

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Olamaz mı? 2Güneşli bir İstanbul günü.. Vapurda martı sesleri eşliğinde okuduğum kitabımın son sayfaları yaklaşıyordu, biliyordum bu kitap bu vapurda bitecekti. Adı geçtiğinde bu vapur aklıma belki gelecek belki gelmeyecekti.. Özel olmalı dedim. Bu kadar basit bitmesin bu  kitap.

Son sayfasına geldiğimde etrafıma bakındım şöylece. Bir sürü insan vardı güneşli havanın tadını çıkarıp denizin kokusuyla başını döndüren, kendilerince meşgaleleri vardı, kimi telefonla konuşuyor, kimi fotoğraf çekiyor, kimi çevreyi izliyor, kimi martılara simit fırlatıyor bir vapurda olması gereken her şeyi yapan normal insanlardı. Biri hariçti sanki onlardan, hepsinden uzak iç kapıya yakın oturan, pembe bluzlu beyaz şapkalı genç bayan. O da benim gibi kitap okuyordu :)

Şu anın bir fon müziği olmalı dedim içimden. Çok düşünmeden ilk aklıma gelen şey bu şarkıydı. :) ve şimşekler çakıverdi :)

Amelie tabi ya.. Amelie..

O olsa bu kitabın bitişini daha anlamlı kılardı, bu bitişten bir mutluluk çıkarırdı kendine :)

Bu düşünce içinde aklıma harika bir fikir geldi. Nasıl heyecanlandığımı anlatamam sizlere.. Hemen içinde fotoğraf makinemin olduğu çantamın ön gözünden kalemimi çıkardım ve kitabın ilk sayfasına;

1- Varol AKSOY 

yazdım..

En altına da alelacele ama düzgün yazmaya gayret göstererek “Bu kitabı siz de hiç tanımadığınız birine verirseniz sevinirim..” yazdım. Kapağı kapattım ve beklemeye başladım. Kime vereceğim apaçık işaretlerle belliydi. O da bitirince başkasına verirdi belki, sonra o da başkasına derken, benim vapurda bitişini anlamlı kılmaya çalıştığım kitabım döne dolaşa onlarca el değiştirirdi.. Belki en sevdiklerimin eline geçerdi, belki bu yazıyı okuyanlara ulaşırdı, belki her eline geçeni mutlu ederdi bitişi beni üzen kitabım? Düşündükçe daha da mutlu oluyordum ama bir sorunum vardı.

Feci korkuyorum, ya terslenirsem? ya yanlış anlaşılırsam diye.. Daha önce hiç bir bayanın yanına merhaba tanışabilir miyiz diye gitmemiş ya da kesişmemiş daha doğrusu bir bayanla duygusal anlamda nasıl yakınlaşılır bilememiş biri olarak kesin bu benim yaptığım şey sarkıntılık yapan insanların yaptığı şeyin aynıdır diye düşündüm. Arkadaşça herkesle samimi olabilirim ama işin içine öyle yaklaşımlar girince beceremem. Her neyse amacım zaten yakınlaşmak değildi sadece o kitabı verirken beni yanlış anlarsa ne yaparımın korkusunu taşıyordum.

Olur ya İstanbul burası, alıp kitabı fırlatma olasılığı, sen ne yapmaya çalışıyorsun pis sapık diyerek çığlık atma ihtimali filan.. :D

Bunlar aklıma gelince bir an vazgeçer gibi olsam da iskeleye yaklaştığımızı farkettim. İnsanlar ayaklanmıştı fakat sanırım okuduğu kitabın etkisinde olan bayan hiç hareket etmiyordu..

Hadi Varol ya şimdi ya hiç dedim ve fırladım ayağa..

Kapının yanında oturması benim için büyük şanstı, geçerken kalabalığın içine karışıp uzatacaktım. Acele etmeliydim ki insanların kapıya yaklaştığını görünce o da hemen kalabalığa karışmasın. Hemen giriverdim kapıdan geçme kuyruğunun içine, o okuduğu kitabını çantasına koyuyordu.

Aman tanrım kalbim nasıl atıyor anlatamam size, sanki o kalabalığın içindeki ben değilmişim de koskoca vapurda sadece o ve ben varmışım gibi heyecanlandım. Kitabı sağ elime aldım ve uzandım ona doğru ama o an benim için ölüm gibi bir şeydi. Tam o uzanış anında vazgeçtim, kitabı alıp çantama koyup gitmek istedim. Sonra bayanın beni farkettiğini gördüm ve “bu kitabı size vermek istiyorum” dedim. O şaşkınlıkla kitabın kapağını açtığında ben hemen yana kayıp kapıdan çıkmıştım bile.. Kapının penceresinden baktığımda gülümsüyordu :) Ohhh dedim be işte bu :) İnanın bana sanki dünyayı değiştirmişim gibi sevindim ve mutlu oldum :)

Hem anlamlı bir iş yaptığıma, hem de terslenmeme fırsat vermediğime sevindim :D Çifte mutlulukla ve yakalanma endişesi ile çabuk çabuk indim aşağıya, vapurdan indiğimde içim huzur doluydu :) Kendi küçük oyunumu başarıyla başlatabilmiştim, bundan sonrası onun sorunuydu :)

Aradan neredeyse bir ay geçti. Ben başlattığım oyunu tamamen unutmuş öyle iki mutlu bir mutsuz devam etmiştim hayatıma. Ta ki o maili alana kadar :)

“Merhabalar ben vapurda Tuna Kiremitçi’nin kitabını verip kaçtığınız kişiyim :) Web sitenizden buldum mailinizi. Şaşkınlıkla beraber tüm günümü mutlulukla doldurduğunuzu bilyormusunuz? Nasıl olur yaaaa, nasıl diye sorguladım durdum. Tanıdığım herkese anlattım onlarda inanamadılar. Kitabı bugün bitirdim ve söylediğiniz gibi tanımadığım birine 2. sıraya kendi adımı yazarak verdim. Bir tane yetmez ama bunu birkaç defa daha yapacağım, çok keyifli oluyor :) Size çok teşekkür ederim hayatımı kısa süreliğine de olsa değiştirdiğiniz için…. İyi akşamlar.”

Bu maili aldığım gece yerimde duramadım heyecandan :) Tıpkı düşündüğüm gibi olmuştu her şey, kitabımı bir başkası okumuş sonra o da tanımadığı bir başkasına vermişti.

Kim bilir ne kadar dönüp dolaşacak, kimler benimle aynı duyguları paylaşacak :) Kim bilir o kitap döne dolaşa kimlerin eline geçecek? Belki bir eylül akşamında olur ha? olamaz mı? Fon müziği http://fizy.com/#s/1ajbdl bu olur.

Bir gece iskelenin üzerinde ay ışığını izlerken kitabın ilk sahibi ile son sahibi buluşur? Belki tesadüfleri seven aşk, “olabilir” diye fısıldar kulağıma? Sonra ay Amelie’nin yüzüne dönüşür ve gülümser bize :)

“Olamaz mı?” için 5 yanıt

Bu güzel duyguyu yaşadıktan sonra kelimeler de yetersiz kalıyordu anlatmak için :) Kesinlikle denemelisiniz Semih bey.. Öyle güzel umutlar doluyor ki içinize, sorsalar o an dünyanın en mutlu insanı benim dersiniz :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir