Kartopu ve ağlayan bir çift göz…

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Kartopu ve ağlayan bir çift göz... 1

Kar yağıyor, çığ düşüyor, araaap kızı ordan kaçıyor…

Gibi saçmaca, sırf kafiyesi var diye bir espiri yapacağımı sanıyorsanız aldanıyorsunuz… :P Kar olduğunda ama çokça böyle adım atmayı zorlaştırırcasına, İstanbul’u hayalet şehre çevirircesine kardan bahsediyorum işte öyle zamanlarda hep aklıma Orhan gelir…

Niye Orhan? Başka arkadaşın yok mu senin, birtek onunla mı kar gördün diyebilirsiniz.

Öyle değil canlarım, sene milenyumun ilk yılları, Varol öğrenci, Orhan’da öğrenci, ben saçları yana yatırırdım, Orhan ortadan ayırırdı, ben defterle giderdim okula, orhan onu bile yapmazdı, ben kravatı boynuma geçirirdim, orhan cebinde taşırdı… Orhan büyüktü benim için, psikopatlığa açılan kapının yol göstericisiydi, isyandı Orhan, haykırıştı, anarşizmdi… Kaba kuvvet, tekme tokat, kafa atmak hep Orhan’daydı. Mevzu kelimesi, emanet sözcüğü, kelebek, döner bıçağı (ki türevleri bile var doksanlığı, altmışlığı (parantez içinde parantez biraz garip durdu ama konunun özetini yakalamak için tıpkı yeni rakı gibi boyutlarda :P parantez kapanabilir) diğer parantezide burada bitirebiliriz :D )

Heh Orhan diyoduk… Orhan nereye sürüklese giderdim, yeni arkadaşlar tanır, yeni çevreler edinir, içimdeki o süt çocuğunu çevremdekilerin konuşmaktan çekindiği bir asi insana teslim etmenin heyecanıyla giderdim Orhan’la… Bak yine Orhan’ı betimliyorum yaaa konuya bir türlü giremedim :D

Abi uzatmıycam Orhan işte yaa benim kankam, hem kuzenim, hem herbişeyim işte, bu kadarını idrak edelim yeter :D

Varol dedi kalk gidiyoruz, nereye bile demedim akbilimi yokladım sadece. Çıktık yola, çünkü gideceğimiz yer belliydi, her zaman biryere gidiliyorsa orası kesinlikle Bakırköy’dür. Başka biryer düşünülemez bile.. Orhan’ın bu huyu hâlâ değişmedi sanırım ben 23 yıllık hayatım ve 20 yıllık Orhan’la arkadaşlığım boyunca ilk defa bir kaç ay önce Orhan’la bakırköy dışında biryer olan Taksim’e gittim :D Bunu da yeni anladım haa yazıyı yazarken :D

Neyse, atladık otobüse, bilmiyorum o dönemlerde otobüslerin çoğuna para vermeden binerdik, birdünya otobüsçü kankamız olmuştu, muhabbeti sevilen insanlardık. Bahsetmeyi unuttum konunun başında değindiğim kar ile alakalı anlatacağım olay. Heryer fecii karla kaplı, okullar tatil, biz o harika kış gününde sıcacık sobanın yanında pineklemek yerine çılgınlar gibi düşüyoruz yollara,delicesine heyecan duyuyoruz ait olduğumuzu sandığımız Bakırköy’e gitmek için :D Artık bendeki adanmışlığa bakarmısınız hiç itiraz bile etmemişim oğlum kar var, soğuk, düşeriz filan diye. Bak bu da aklıma yeni geldi, üzüldüm o zamanki kişilik sorunuma :D

İte kaka vardığımız Bakırköy’de döndük dolaştık, hala vazgeçemediğimiz o müthiş çorbacımızdan sıcacık çorba içtik, üstündeki sosa pidelerimizi bandırdık filan. İyicene üşüyünce düşündük ki biz nasıl hasta oluruz? Ehh bu kadar üşüdükten sonra hadi bide kar topu oynayalım dedik.

Ben her Türk erkeği gibi kollarına güvenen, etkili ve sert atışlar yapabileceğine inanan, kar topunu beyzbol topuna benzetene kadar sıkan bir er kişi olarak ilk denememi yaptım. Harika ve etkili bir atıştı, orhanı ayakkabısının ucundan vurmuştum, vurmak derken önüne düşmüştü sanırım :D Hemen eğilip yeni kar tedarik etmeye çalıştım, bir sonraki atışım çok daha etkili olacaktı çünkü mesafe uzaktı ve ben kar alayım bahanesiyle çaktırmadan yaklaşmıştım.

Yerden karı aldım güzelcene ayağa kalkmadan ufaladım ufaladım ufaladım… Üstü kristalleşmeye başlamıştı artık, sen bittin oğlum orhan sen bittin diyordum içimden… Öyle karaktersizce bir plan yapmıştım ki, ayağa kalkmamla topu atmam bir olacaktı, mesafeyi kestirdim, Orhan’ın duruş açısı, rüzgarın yönü, kar topunun yamukluğuyla alacağı ivme filan hepsini kafamda matrix filmindeki akan yazılar geçercesine hesapladım… Evet herşey hazırdı.

Ansızın fırladım ayağa, topu göğüs hizama getirmişken üzerime bir ağırlık ve heyecan çöktü. Döne döne gelen wuuuuuuuuhuuuuuu diye ses çıkartan acayip bir cisim geliyordu bana doğru.. Kitlendim, ne yapacağımı bilemedim… Sonrası karanlık, sonrası acı, sonrası kahkahalar eşliğinde ağlayan bir çift göz, sonrası yere düşen sıkılmaktan kristalleşmiş kar topu…

On iki diye buna denir, Orhan o mesafeden beni nasıl vurdu, ben nasıl sallanmaya başladım, Orhan nasıl bir zafer kazandı, ben niye öyle oldum hala çözemedim ama hayatımda yediğim en pis kartopuydu…

Ben hemen canım acıyor bahanesiyle geçtim buz gibi kaldırıma oturdum, ağladım :D Ağlamak derken gözümden yaşlar istemsiz akıyor, isteyerek bir ağlama değil kar topu resmen suratımı kaplamıştı çünkü..

Orhan fıtı fıtı koşarak geldi yanıma, nası koyduummm laaaaağğğğnnn, huhahha, ahahha, puuhahah,zuahaha, sihehhaha nidalarıyla gülerken ben makus kaderime, hayatın beni neden bu kadar hafife aldığına, Orhan’ın neden benden hep üstün olduğuna lanetler ederken, popomun buz kestiğini anladım, kalktım tebrik ettim iyi koydun kanka dedim :D… Belki konuyu kapatırız, ne bileyim susar heralde diye düşündüm ama olmadı işte :( Aradan 7-8 yıl geçti neredeyse ve bu olay hala anlatılır ve ben her kar yağdığında Orhan’dan uzaklaşırım… :D

Evet Orhan’a olan saygım devam ediyor, o büyük bir kar topu ustasıdır, seviyorum onu, bidaha yaparsa dalıcam ama haberi olsun :D

Orhan’ın bulunmadığı ortamlarda kartopu nasıl atılırmış adlı seminer tadında harika bir eğitim bile verebilirim, ama orhan olmasın olur mu? Çok canım yanmıştı lan :( bildiğiniz gibi değil :D

İşte kar bana bunu hatırlatır hep :D

2 Comments

Bir cevap yazın