Jack Kerouac - On the Road (Yolda) 1

Jack Kerouac – On the Road (Yolda)

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Jack Kerouac - On the Road (Yolda) 2

Aklımda hiçbir şey yok aslında. Yani ne yazmam gerektiğini düşünmedim. Yazarken düşünmeme gerek olduğunu da sanmıyorum çünkü geliyor ve gidiyor her şey benim için. Saçmalamaya programlı parmaklarım var benim! Bir de apır sapır heyecan verici her şeye soktuğum burnum. :P

Beat Kuşağı heyecanlandırıyor beni. Burnum onda şu sıralar. Jack Kerouac’un Yolda kitabını daha önce çok az deneyimlediğim bir heyecanla okudum ve müthiş bir haz yaşadım. Yolda ilk bakıldığında iki serserinin hiçbir şeyi takmadan umarsızca defalarca ülkeyi baştan sona gezmelerini, otostop çekmelerini, çılgın deneyimler yaşamalarını filan anlatıyor. Bir allahın kulu da demiyor lan bu adamlar nereye niye gidiyorlar diye. :D Ahah Yolda bence ruha yolculuktu. Çoğumuzun skindirik kalıplara bürüyüp farkında bile olmadığı ruhlara. Ciddiyim çoğu insan bir ruhunun olduğunu bile farkedemiyor. Yani ruh var diyordur elbette ama bunu çevrenin ve şu boku çıkarılmış aptal çizgilerle belirlenmiş dünyanın ona sunduğu minimal ve bir halta yaramaz olgularla var sayıyor. Ruhun özü diye birşey yok. Fabrikasyon bir ruh var, herkes gibi.

Al lan bu da senin ruhun şimdi defol git burdan olayı diyebilirsiniz. Saçma!

Hayallerini gerçek dünyadan uzat tutamayanlar bence ruhlarını  yani gerçekte olması gereken ruhlarını biliyorlar. Bunun dışında kalan herkes de herkes oluyor. Yani ruhsuz topluluk. Peh.

Beni ilgilendirmiyor belki de kalıplaşmış ruhlara sahip olmayı onlar seçmişlerdir. Ayrıca insanlar “beni ilgilendirmiyor” demeyi öğrenmeliler. Sen milliyetçisin diye geri kalanlar yanlış bir yol seçmiş olamazlar ya da sen über dindar biriysen diğerlerini de sen gibi yapmak gibi bir durumun yok. Boşver sen ne biliyorsan onu yap. Di mi? Saygı diyoruz biz buna, güzel oluyor çoğu zaman.

Her neyse. Kitabın bitişi aldatılmışlık hissi uyandırdı bende. Jack Kerouac ve Neal Cassady ile birlikte sanki ben de aynı berbat arabanın içinde “biz zamanı biliyoruz oğluuumm!!!” sözlerini işitiyor, şehirlerin en dandik otellerinde konaklayıp, saçma sapan partilerde zil zurna oluyordum :D Cidden müthiş sürükleyiciydi. Jack Kerouac bu kitabı tam 36 metre uzunluğunda ve tek bir boşluk bırakmadan yani paragraf dahi olmadan devasa bir rulo kağıda yazmış daktilo ile. Ne kadar da manidar aslında. Rulo uzatıldığında kocaman bir yol seriliyor önünüze ve içinde gerçekten yaşanmış yol hikayeleri :)

Temmuz ayında bende yola çıkacağım. 8 günlük GAP turu var önümde. Çok istiyordum Mardin’i görmeyi, sanki beni çağırıyor orası acayip bir istek var Mardin’le ilgili içimde. Almanya’daki babannem’e lens siparişi verdim, 18-55 gibi aptal bir lens yüzünden soğuduğum fotoğrafçılığa yeni lens ile merhaba diyeceğim :) Binlerce fotoğraf çekip onlarca sayfa not tutmak gibi bir niyetim var, umarım herşey istediğim gibi gerçekleşir.

Çok fazla değil ama Japonya standartlarında kitap okuyorum. Bukowski’nin tüm kitaplarına sahibim sanırım, tarzı acayip sardı beni. Sanırım biraz daha andırgrant havalara yöneliyorum, alt kültürler, yeraltı edebiyatları filan :)

Jack Kerouac - On the Road (Yolda) 3Altkültür demişken şunun farkına vardım geçenlerde. Beat Kuşağı, Hippiler, Punk’lar filan derken biz de bir kuşağız aslında. Çok bilen entel otoriteler Y kuşağı olarak adlandırıyorlar 80 sonrası doğumluları. Bizler tümüyle tüketime güdümlüymüşüz. Ivır zıvırmışız. Evet bizler daha önceki hiçbir nesile benzemiyoruz ama olayımız sadece tüketmek de değil.

Misal şunu düşünsenize. 2000’li yıllara ve biraz öncelerine gelene kadar ortalama bir insanın tanıdığı maksimum kişi sayısı yaşamı boyunca ancak 100 civarlarında olabiliyordu. Yani ben doğuyorum, okuyorum, büyüyüp işe gidiyorum falan filan en fazla 100 farklı adam tanıyıp gidiyorum bu dünyadan. Sonra en fazla 50-60 tane hadi bilemedin onu da 100 tane de yani gayet kısıtlı bir müzik kapasitesine sahip oluyordum. Sonra işte sanatın diğer dalları, resim, mimari, edebiyat filan bunlar hep kısıtlıydı.

Şimdiye baksanıza, herkesin facebook listesinde en az 300-400 arkadaşı var. Her an dünyanın en alakasız yerinden biriyle tanışma imkanına sahibiz, milyarlarca müzik çeşidine ulaşıp, dadaizmden tut ta en absürt sanat akımlarına kadar her bir şeye ulaşabilir haldeyiz. İnsan fizyolojisini evrimini gelişim aşamasını düşünüp bunu sosyal hayata odaklarsanız şuanki insan daha önce yaşamış hiçbir insana benzemiyor. Yani Y kuşağı diye bir kuşak var ama bu kuşak sadece tüketmiyor. Daha çok biliyor, daha çok imkana sahip ve muhtemelen diğerlerine oranla daha aptal! Yani genellikle muhteşem imkanları en saçma şekillerde kullanıp, belki de kullanmayıp içinde bulunduğumuz kuşağı 0 skor ile tamamlıyoruz :P

Bizim jenerasyonumuzun herşeyi bambaşka ama aşk acısı bile. Anne babanın, dedenin çektikleri gibi olmuyor çevremde gördüğüm kadarıyla.. Y jenerasyonu bir yandan da tümüyle bilinmezliğe gebe, sonu nereye varacak nereye kadar ne şekilde ilerleyeceğiz bunu hiç kimse bilemiyor. Emeklilik hayalimiz bile yok lan. Anne babalarda var ama Y jenerasyonu emekli olmayı bile düşünmüyor, sadece gösterişli bir işi olsun o bile yetiyor.

Neyse.

Artık şekersiz acı kahveye bile bağışıklık sağladım. Ehe uykum geldi yani, gözüme boş fincanlar çarptı da belirteyim dedim :P Yazmıyorum diye debelenip duran vicdanımı az bir şey rahatlatma yazım olarak duruversin en saçma haliyle buracıkda :)

Not: Yolda kitabının filmi yakında vizyona girecek. Her kitaptan filme aktarılan yapım gibi bunu da kitabın yerini tutmayacağı öngörüsüyle önce bir okuyun diyorum.

Saygılar.

One Comment

Bir cevap yazın