Bence herkes korktuğu işi yapmalı 1

Bence herkes korktuğu işi yapmalı

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

presantation

Blog merhaba. Ben gecikmeye ilk buluşmuş erkek gibiyim reöröağ :D pardon dedim bile, son anda vardım farkına ama değiştirmeye gerek yok. Taş atıp kolum mu yorulacak allasen? Yenisini yazarım. Hem bak bu çok güldüğüm bi durum, spoonerism deniliyor bu mevzuya. Haşan Sas gibi, Yumuklu Sucurta gibi düşün :D

Evet blog kendimi ilk buluşmaya geç gelen erkek gibi hissediyorum. Sana sözler verdim, üzerine destanlar yazdım, bir takım anlaşmalar yaptım fakat yine umursamazlık, yine bir şeylerin öne geçmesi filan kıl tüy şeyler çıktı :/ Durumu toparlamak için buradayım, panik yok, artık güvendesin, tüm güncellemelerini de yaptım, yakında temanı filan düzenleyip gazını da alacağım. Sen psikolojini bozma sakın emi?

Kıl tüy bir sürü şey dedim de bu süre zarfında kitliydim resmen. Öyle üzerime ödevler, sorumluluklar yüklenmesinden pek hoşlanmayan biri olarak yeterince diken üzerinde vakitler geçirdim, tek bir sayfa kitap bile karıştıramadım (kendi kitaplarımdan bahsediyorum) öyle bir renksiz, zevksiz zaman dilimiydi.

Dün Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde İletişim Eğitimi verdim.

Blog gülme ağzına tükürürüm bak. Bildiğin gittim, çektim lacileri, aldım elime laptopumu filan. Üzerime dikili gözlere gözlerimi dikerek bir yıldız savaşları atmosferi yaratıp, psikolojik üstünlüğü kurup, misyonumu tamamladım.

1 haftadır sadece bu iletişim eğitimi için hazırlanıyordum. Kurcuklamadığım kaynak, makale, sunum, video kalmadı neredeyse. Beden Dili, Empati, Tonlama ve Psikolojik Teknikler hakkında hazırlandım, dün saat 16:00 olana kadar heyecandan kalbimde yer yer pörsümeler, üstüne su dökülmüş ekmek gibi sünmeler meydana geldi. :D

Konferans Salonunda benden önce İstanbul’daki hastanelerle ilgili ciddi bir toplantı düzenlenmiş. Uzama ihtimali, yani benim saatimle çakışma ihtimali var diye sürekli oradaki sorumlu ile panik dolu bir telefon trafiğine giriştim. Ha iptal oldu, ha iptal olacak diye beklerken saat 14:00’de iptal olmuyor Varol Bey, sizi bekliyoruz dediler. :D

Vay babayın canına diyemedim tabi :D Taksim’de bilindiği üzere magmaya inme amaçlı çalışmalar mevcut ve tüm yollar alt üst olmuş durumda. Gözüm kapalı gideceğim yere arabayla nasıl gidebileceğime dair en ufak bir fikrim yoktu, ben de uğraşmamak için şirketin arabasıyla gitmeye karar verdim. Şirketten çıkıp trafiksiz yolda 15 dakikada ulaşacağım yere tam 2 saatte ulaşamadım.

Tarlabaşı’nda indim ve yukarı doğru koşmaya başladım. Öyle bir koşuyorum ki beni stresin, özgüven sınırlarında jonglörlük yapmamın beklendiği alana, dersin ki bir nevi stockholm sendromu :D Usain Bolt’u görsem yolda, “kapılma rüzgarıma sen de aldanırsın” gideri yapacağım o derece bir şiddetle koşuyorum, çünkü saat 16:05.

Biraz geç de olsa konferans salonuna ulaştım, sandığımdan çok daha ciddi bir ortam beni bekliyordu. Bildiğin tiyatro, sinema gibi çok modern bir ortam vardı.

Düşünsene o ortamda tek söz sahibi insan benim. Hayır öyle bir tarafı kalkmış insan gibi algılama, yani sen konuşmak zorundasın ve sustuğun an? Sustuğun an o susuş sabaha kadar gider, konuşacaksın abi. Herkes ilgiyle ağzından çıkacak kelimelere ve hareketlerine odaklanmış durumda.

Salona girdim, heyecan artık nirvananın pasaport kontrolünden geçmiş, ötesini didiklemeye başlıyordu. Laptopumu çıkardım, projektöre baktım HDMI girişi yok. Nasıl yok lan? Var dedi bana görevli hanımefendi!

Picture 487

Teknisyen biri geldi, kablo yok dedi. Böyle modern yerde HDMI kablosu yok yani ha? İyiymiş! dedim. Ne yapacağız, bari flash bellek filan bulun da sizin bilgisayarınızdan anlatayım dedim. Sonuçta tek slayt da değil, iki de videom vardı ve videolar da codec gerektiren videolar, öyle çat diye her bilgisayarda açmayabilir.

İşte o an ne oluyor biliyor musun? Herkesin önündesin, geç kalmışsın, işler yolunda gitmiyor, heyecan dorukta.

Kendini buluyorsun. Yemin ederim tüm işler kötüye gittiğinde nasıl bir toparlanma, nasıl bir olaya hakim olma durumu geliyor anlatamam. Bu süper bir deneyim, eğer işler yolunda gitmiyorsa, bir yerden sonra kesin açılır diye yapyanlış bir genelleme yapmak istiyorum. Umarım bu genellemeyi hayatınızda haklı çıkarırsınız :D

Her neyse, flash bellek getirdiler, dosyaları aktardım. Projektör ayarlandı, ses sistemimiz aktif mi dedim? Maalesef o da beklediğim gibi bir şey değildi ama sorun etmedim artık. Dedim ya her şey kötü giderken ben ben olabiliyorum. Koy bir tarafına rahvan gitsin mottomu devreye aldım.

Videolar da çalışıyordu. Notlarıma bir göz attım.

… ve o an!

Psikolojik olarak beden dilinde karşı tarafa otorite sağlayacak pozisyonları zaten insanlara aktaracağımdan dolayı, neden bu bilgileri kendim için kullanmayayım dedim ve kürsüye hafif eğilip, ellerimi iki yana açarak ve tok bir ifade ile “Merhaba Arkadaşlar” dedim. Bik bik konuşan, uğultular çıkaran kalabalık bir anda nasıl sustu anlamış değilim. Bıçak gibi kesildi, bu da bende bir güç hissiyatı yarattı ki, o özgüven devamında artarak devam etti.

Ondan sonrası nasıl geldi, nasıl anlattım, neden bitti hiç bilmiyorum bile. Zaman su gibi akıp gitti, hatta eğitim biterken üzüldüm bile, keşke daha fazla şey anlatsaydım diye. Halbuki bir dünya konuya değinmiştim. Kendimden de bir şeyler katmayı ihmal etmedim tabi. Özellikle edebiyat severleri yakalamak için Oğuz Atay – Tutunamayanlar’ı okuyan var mı aranızda diye sordum. Tutunamayanlar’ı okuyan her şeyi okur abi, şaşmaz, tutunamayanlar edebi bir turnusoldur. :D Cidden bak. Tutunamayanlar’da sevdiğim bir cümleyi hatırlattım, konumla alakalıydı.

Her neyse, Carl Sagan, Charlie Chaplin, Fatih Terim gibi ilginç örnekler kattım, gayet güzel ve renkli oldu. Son bir video izlettim ve hümanizm dolu bitiş konuşmamı yapıp, teşekkür ettim. Doyamadım valla, bıraksalar sabaha kadar anlatırdım. :D Gelecek ay yine bir eğitimim var, artık  akar bu iş. :D

Feedbackler çok güzel olduğunu işaret ediyordu. Hatta “süperdi yeaa” diye bir dönüş bile aldım.  :D

Freddie_MercuryVelhasıl, korkular bir bok değil. Yapamayacağımlar, ben başaramamlar, her şey kötüye gidiyorlar gerçekten engel değil. Gözleri üzerime çevrili, kılığımı kıyafetimi, saçımı, yüzümü gözümü inceleyen bir sürü insan vardı. (burada bir parantez açmak istedim faydasız bilgiler silsilesine bir faydasız bilgi daha eklemek için; bu birileri gözlerini üzerimize çevirdiğinde panik havası var ya, o güdü bizim ilkel benliğimizden geliyor. Yani kendimizi av olarak hissediyoruz aslında derinliklerimizde. Bir hayvanın kalabalık bir grup tarafından kıstırıldığında hissettiğinden daha farklı bir şey hissetmiyoruz.) Dediğim gibi tüm aksiliklere, olmayacak galibalara rağmen bir şekilde oluyor. Yalnızca kendinize inanın ve deneyin, göreceksiniz!

Artık blog yazmamı etkileyecek engel kalmadı, kafa rahat, dünya bana güzel anasını satayım. :D Boksör Böcek adlı kitabıma haftalar sonra devam edeceğim, çok heyecanlıyım. :D

Sevgiler…

Bir cevap yazın