Kategoriler
Sinema

Cinemaximum reklamları

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

cine

Dünyada bunun kriteri nedir bilmiyorum ama Türkiye’de bence bizi fena zikiyorlar hacı! Kusura bakma ağzımı bozdum ama durum tam da böyle. Geçenlerde arkadaşlarla hadi sinemaya gidelim muhabbeti geçti, atladık gittik Forum İstanbul Cinemaximum sinemalarına. Kol gibi 20 lirayı 2 saatlik skik bir film için ödedik. Mısır için 15 lira mı 20 lira mı ne öyle bir rakam, yetmedi asidi kaçmış bok gibi kola için de 5 lira mı ne öyle bir şey. Ulan nasıl kitliyorlar ama var ya, o turnikeden geçtiğin an insan muamelesi yapmıyorlar yemin ederim. Hayır parasında değilim filan demeyeceğim, gayet parasındayım anasını satayım. Neden parasında olmayacakmışım? Çok acayip bir kafası var bu toplumun. Üç kuruş için köpek gibi çalışır, sonra üçün beşin hesabını yapmaz, ya aman lanet olsun der geçer. Lan niye lanet olsun deyip geçiyorsun? Senin paranla seni zkiyorlar ayak üstü? Neden lanet olsunmuş ya? Hesap sorsana! Enayi yerine konuyorsun lan, daşşak geçiyorlar resmen senin emeğinle, alın terinle. Mal mısın sen? Sen ses çıkarmazsan, bu ilkel, şark kurnazı kafalılar nasıl normalleşecekler?

Az para mı lan bir film için 40-50 lira dökülmek? Eline ne geçiyor abi o kadar parayı ödeyince allasen ya. Hadi benim izlediğim film boktandı, verdiğim paranın da rakamsal olarak derdinde değilim. Benim asıl ayar olduğum; net bir şekilde zikile zikile oturduğum o koltukta bana vaat edilen ile sunulan hizmet arasındaki uçurum. Aptal yerine konmam! Kandırılmam!

Tamam güzel kardeşim, sen bana ultra prestijli bir ortamdaymışım kafası yaşatıyormuş gibi yapıp yol güzelce ama hakkını ver ulan şerefsiz! Bir film için tam 30-40 dakika reklam nedir lan! Nedir abi ya gel açıkla bana. Sen benden tüm bu parayı film izlettirmek için almadın mı? Ne yapayım ben kanatlı orkid reklamını? Ne yapayım ulan ben Behzat Komserli Linea reklamını? Ne yapayım abi ben Çaykur reklamını lan! Ben film izlemek için orada değil miyim? Sen bana film izletmeyi vaat etmedin mi? Ben sana bunun parasını iki gram keyif için döküp saçmadım mı? Eee bu reklamlar ne pezvenk!!! Ne lan bunlar?  Neden saatinde başlamıyorsun? Neden sadece film izlettirmiyorsun? Özel TV kanalı mısın sen? Radyo musun? Reklamlarla mı ayakta duruyorsun? Ayrıca mısırlar niye bayat lan it! Kola niye sidik gibi?

Demiyor tabi kimse. Ikın kıkın, mırın kırın sonra aynı tas aynı hamam. Ben aptal yerine konmayı hazmedemiyorum arkadaşım, gelip burada 50 liranın lafını yapıyorum, sen yapmıyorsan çok net bir malsın! 50 lirayı gidip ihtiyacı olan birine vermezsin ama bu kapitalist pezevenklere mallığımla amaaaaan şanım yürüsün diye döküp saçarsın. Gerçekten malsın. Sesini çıkarmadığın her şey için ayrı ayrı malsın! 50 değil, 5 lira için de aynı şeyleri yazardım. Kimsenin insanları aptal yerine koymaya hakkı yok!

Diyorum tabi, atıp tutuyorum ama 16 Aralık’ta Star Wars VII vizyona girecek, ben de tüm heyecanımla ve başıma geleceklerden haberdar bir şekilde gidip biletimi alıp sinemada izleyeceğim ve yine aynı şeyleri düşüneceğim. Ben de ayrı malım!

Bu sistemin bir frene ihtiyacı var abi, insanlar tepkilerini koymazlarsa allah belamı versin 2 saatlik filme 3 saat reklam koymazlarsa ben de bir bok bilmiyorum. Al ulan TV dizilerinin halini görmüyor musun sanki? Dizinin önceki bölümü + 1 saat reklam + yeni bölüm + aralara konmuş 15’er dakikalık 1 saat reklam. İzleyeceğin şey 1 saat ama 4 saatini emip bitirdiler. Çünkü kimse dur demiyor.

Neyse ya, Star Wars aklıma gelince bi heyecan yapıp atarlandım gece gece.

Ama gitmeyeceğim oğlum! Bu son bak! Bundan sonra aşırı özel bir film olmadıkça gideni naapsınlar lan!

Edit: Gittim biletimi Cinemaximum yerine Cinetech’den aldım. Kazanmasın bu şerefsizler!

Kategoriler
Sinema Siyaset

Dünyanın içine kimler sıçıyor? – Inside Job

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Geçtiğimiz hafta bir uygulama keşfettim, gerçi internet ekipler amiri M.Serdar Kuzuloğlu da uygulamadan bahsetmiş ama ben tesadüfen Game Of Thrones’un son bölümlerini izlemek için kaynak ararken buldum. Ya aslında anlatmak istediğim uygulama değil ama kısaca değineyim, sonra konuya dönerim tekrardan.

Popcorn-time-logo-1000x575

Popcorn Time adında bir uygulama geliştirilmiş geçtiğimiz yıllarda. Sistem aynı torrent mantığı ile ilerliyor fakat bilgisayarınıza filmi ya da diziyi tamamen indirip izlemek zorunda değilsiniz. Bir galeri şeklinde filmi posteriyle, imdb puanlamasıyla filan görüyorsunuz, altyazı seçeneğine göz atabiliyorsunuz (Türkçe dahil) sonra tek yapmanız gereken tıklamak oluyor. Ta taamm! Filminiz ya da diziniz HD kalitesinde başlıyor :)

Film izlemek bu kadar zahmetsiz hale gelince ben de zamanımı biraz daha fazla filmlere ayırır oldum. Geçen hafta 4-5 film izlemiş olabilirim. Dikkatimi en fazla çeken 2 film oldu yalnız. Biri muhteşem simetrisi, olağan üstü renkleriyle her sahnesinde beni büyüleyen The Grand Budapest Hotel, diğeri ise konusu ile The Wolf of Wall Street.

the wolf of wall street

The Wolf of Wall Street daha önce Wall Street’de çalışmış, daha sonra kendi şirketini kurup borsa üzerinden müthiş paralar kazanmış, kazandığı paralarla çılgın bir hayat yaşamış Jordan Belfort‘un hikayesi. Oha be abi demekten kendinizi alamıyorsunuz. Gayet eğlenceli ve akıcı bir film, bakmayın öyle Wall Street filan olduğuna.

Her neyse dün gece de yine açıp bir şeyler izleyeyim derken Inside Job adlı belgesele denk geldim. 2008 yılında Amerika’da yaşanan ekonomik krizi hatırlarsınız, hani mortgage balonunun patlaması etc. İşte o olayın ardındaki şeytani planları bir bir anlatıyor, olayın aktörleri ile birebir görüşmeler yer alıyor, para dünyasına hükmeden kapitalist onursuz insanları köşeye sıkıştıracak sorular soruluyor filan.

inside job
inside job

Hani ülkemizde de derecelendirme yapan Standard & Poor, Moody’s, Fitch gibi kurumların ne tür çakallıklar yaptığından bahsediyor. Bir şirket batmadan önce (AIG, Lehman Brothers) AAA notunu, yani çok güvenli, gelin bu adamlarla çalışın, babanızın tarlası gibi gelin yatırım yapın demelerinin altındaki ana nedenleri anlatıyor.

ABD’deki ünlü ekonomi profesörlerinin sırf  Wall Street ve diğer kapitalist çakallar kazansın diye nasıl para karşılığı makaleler yazdığından bahsediyor. Kriz öncesi bir akademisyenin özgeçmişindeki İzlanda Bankaları Süper!!!!! adlı makalesini kriz sonrası İzlanda Bankaları Ne kadar Boktan!!!! şeklinde değiştirdiğini adamın yüzüne karşı söylüyor.

İnsanların paralarını alıp onları yatırıma teşvik ettikten sonra tam da müşterilerinin karşılarına çıkıp onların zararına çalıştıklarını ve paraları kendi ceplerine nasıl indirdiklerine değiniyor. Bu konu ile yargılanan insanların mahkeme görüntüleri ve savunmaları çok ilginç.

insidejob640

The Wolf of Wall Street filminde Wall Street’de çalışanların kokain ve seks bağımlısı (yani seks bağımlılığı tabi ehehöh :P neyse) değiniyordu fakat ben öyle bir kurumda bunların dönebileceğine ihtimal vermiyordum. Inside Job belgeseli de aynı konudan bahsediyor ki ABD’de gayet bilinen bir konuymuş bu, çok enteresan geldi bana. Ya bu adamlar gerçekten cinayet sebebi, düşünün dünyada olup biten her şeyin başında bu pisliklerin para hırsları var. Daha fazla kazanmak, daha fazla kazanmak, daha fazla kazanmak!!!! Tek bildikleri bu. Bir yıl içerisinde milyarlarca doları orada çalışanlar ceplerine indirdiği bilgisini verirken; Çin’de bir fabrikada kadınla röportajını yayınlıyorlar. Kadın çalıştığı fabrikada aylık 70 dolar bile kazanabileceklerini söylüyor, bunun muhteşem bir rakam olduğundan bahsediyor ve ABD krizi nedeniyle ne yazık ki kendileri için artık o rakamı kazanmanın çok zor olacağını söylüyor.

Düşünsenize ya, bir grup anasının ….. gibi para kazanırken diğer tarafta insanlar 70 doların muhteşem bir para olduğuna inanıyor ve onunla kendilerini iyi hissediyor.

Bu para mevzularındaki en şaşırmadığım nokta ise ABD’de Reagan’dan tut, Clinton, W.Bush, Obama’ya kadar hepsinin Wall Street için sürüyle kıyak çektiğini, piyasa zarar ederken bile Goldman Sachs, AIG, Citigroup, JP Morgan, Morgan Stanley, Fannie Mae, Freddie Mac, Lehman Brothers, Bank of America, Merrill Lynch gibi hayvansı şirketlerin başındaki insanların kara geçmeleri için çeşitli yasalara imza attığını, hatta bu şirketlerin başındaki adamların ABD hükümetinde görev aldıklarından bahsediyor.

inside job
inside job

Sistemi kurgulamışlar matmazel; başkanlar, halkın oy verip seçtiği insanlar filan hepsi piyon. Dünyayı yöneten insanlar bu küresel sermaye işte. Hani illuminati filan diyoruz ya aha da onlar bunlar. Rotchild’lar, Rockefeller‘lar filan zannedersem buzdağının göremediğimiz kısmındakiler. Alt kademede görünenler şirketler sadece.

Adamlar insanlara hayal satıyorlar, karşılığında emeklerini alarak. Hayatları boyunca insanlar sadece varolmayan bir hayal için çalışıp didiniyorlar ve bu godomanların ceplerini dolduruyorlar.

Belgeselde şu konuşma geçiyor:

“Neden bir finans mühendisine, gerçek bir mühendisin 100 katı maaş verilir ki ? Gerçek bir mühendis köprü yapar, finans mühendisi ise bir rüya inşa eder, o rüyaların kabus olduğu ortaya çıkınca da bedelini başkaları öder…”

Tahammül edilebilir gibi değil gerçekten.

inside-job

Ülkemizde de emlak balonunun patlaması konuşuluyor sürekli. Tanıdığım o kadar çok insan var ki hayatlarının en güzel dönemlerini borç ödeyerek geçirmek zorunda olan. Bir gün başımıza böyle bir şey gelirse ne yaparlar diye endişe duymaktan kendimi alamıyorum. Gel de oğlum sen de bir daire al kendine diyen anneme anlat bu zinciri. :(

Emlak balonu ile ilgili şöyle bir anlatım var ekşi sözlük’te:

2008’e gelindiğinde, krediler ödenmeyerek evlerin icra satışı patlayınca, menkul kıymetleştirme denen saadet zinciri de patlamış oldu. kredi verenler, artık kredileri yatırım bankalarına satamıyorlardı. verilen krediler geri ödenmediği içinde onlarca borç veren kişi/kurum iflas etti. sistem çoktan çökmüş, yatırım bankalarının elinde satamadıkları yüzlerce milyar dolar kredi, cdo ve gayrimenkul kalmıştı. tüm bu oyunlarda goldman sachs yalnız değildi. merrill lynch, lehman brothers dışında moody’s, s&p, fitch gibi derecelendirme kuruluşları da vardı. bu kredi derecelendirme kuruluşları, yazdıkları raporlar ve verdikleri notlarla gelirlerini tam 4 kat arttırmışlardı. ne kadar yüksek puan, o kadar yüksek kar demekti. abd kongresine verdikleri savunmada,
“biz, eğer bir şeye üç a vermişsek bu sadece bizim görüşümüzdür, buna güvenmemelisiniz” diyebilmişlerdir yüzleri kızarmadan.

sonuç olarak aig’nin kurtarılmasının amerikan vatandaşlarına maliyeti 150 milyar dolar oldu. amerika ve avrupa’da işsizlik %10’lara çıktı ve tüm dünyayı saran bir ekonomik resesyon başladı. daha sonra amerika’nın üzerine en çok titrediği şirketlerden general motors ve chrysler iflasın eşiğine geldiler. bu arada dünyadaki tüketiciler harcamalarını kestikçe, ekonomisi ihracata dayanan çin’de, imalatçıların satışları dibe vurdu. çin’de 10 milyonu aşkın göçmen işsiz kaldı. singapur’un büyüm hızı ise yüzde 20 düştü. sonuç olarak en yoksul kesim her zamanki gibi en fazla zarara uğrayan kesim oldu. 2010 başında icra satışları amerika’da 6 milyonu buldu. en son 9 milyon kişinin daha evini kaybedeceği öngörülüyordu. bu rakam şu anda 13 milyona ulaşmış durumda.

Hemen akıllara Umut Sarıkaya’nın o efsanevi karikatürü geliveriyor. :)

herkes-kendini-kurtarir-olan-yine-sana-olur

Ne diyeyim abi zamanınız varsa bu bahsettiğim iki yapımı;

The Wolf of Wall Street ve Inside Job’u mutlaka izleyin. Aynı karamsarlığı paylaşacağımızı düşünüyorum. Dünyada bu kadar kötü insan varken açlığın ve savaşların yok olacağını düşünmenin hayalperestlik olduğunu tekrardan idrak ediyor insan :(

Wall Street’de çalışanları MR testine sokuyorlar ve ulaştıkları sonuç çok ilginç. Para kazanmak beyinde kokainden alınan keyifle aynı bölgede yer alıyor. Adamlar için bu muhteşem bir tutku, bağımlılık ve kurtulmaları imkansız. Dünyanın içine sıçtıklarının farkında bile olsalar onlar artık herkesi ezerek para kazanmaya programlanmış robotlar gibiler.

Şimdi kapitalizmi savunan arkadaşları kürsüye davet ediyorum. Orraynsanız gelin konuşalım.

Kategoriler
Sinema

Hodejegerne iskandinav başyapıtı!

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Hodejegerne

Sonbaharın kafasının karışıp yanlışlıkla İlkbahar gibi bir pazar yaşattığı şu güzel günde evde çaresiz, ilgisiz, hasta halimle battaniyeme sarılmış yatarken bir sms aldım. Tiyatrocu arkadaşım Dinçer İskandinav Sineması’ından bir film tavsiye ediyordu.

Şimdi alelade biri dese ki Varol bu filmi mutlaka izle diye, not alır bir ara izlerdim?!$½. (açık olmak gerekirse bir ara yaparım dediğim hiçbir şeyi yapmadığıma dair inanılmaz bir istatistiğe sahibim ya neyse) Lakin olayın içinden biri önerdiğine göre cidden izlenesidir diye düşündüm. Tüm perdeleri kapalı, kucağında laptop, yanımda kendini sevdirmek için debelenen Mel ile mel mel sitelerde gezinen boş kalmış halime de ilaç gibi geldi bu öneri.

Kahvemi aldım, başladım filmi izlemeye.

Film cidden de çok başarılıydı. Senaryonun özgünlüğü, oyuncuların performansları, insanı moda sokan müzikleri filan gerçekten iyiydi.

Hodejegerne’de olaylar hiç tahmin ettiğiniz gibi gelişmiyor bir kere, yani heh tamam bu yoldan yürür artık dediğiniz anda bir başka olay, bir başka macera filan insan nefessiz kalıyor gerilimden.

Kaliteli bir film arıyorsanız tavsiye ederim.

Filmler hakkında detaylı yorumlar filan yapmayı da okumayı da sevmiyorum. Adamın zevkine güveniyorsan oturur izlersin, kız ona aşık, adam başkasına filan gibi spoilervari şeylerle kimsenin seyir zevkinin içine etmenin alemi yok.

Son olarak Dinçer’e de tekrar teşekkürlerimi sunayım buradan. :)

İzleyecekseniz, iyi seyirler. :)

 

Kategoriler
Sinema

Welcome to Dongmakgol

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

welcome_to_dongmakgolDoğma büyüme İstanbul çocuğuyum. Profesyonel sayılırım! Ayrıca aileden Sinopluyum, emeklilik hayallerim hep ora üzerine kurulu. Her yanı deniz olan şirin memleketimde dünyanın en klişe hayallerinden birini gerçekleştirmek istiyorum. Denize çok yakın bir yerde yeşil bir bahçe içerisinde, ahşaptan bir evde, etrafı kediler ve teneke kutularda yetiştirilen sıra sıra çiçeklerle dolu bir kitapçı dükkanı açmak. Çay bedava, okumak, sohbet etmek amacım insanlarla. Ben öldükten sonra da çoluğuma çocuğuma değil, hakkını verebilecek birini devredeceğim. Bak emekli oldum, hayalimi gerçekleştirdim, öldüm, sonrasını düşünüyorum. :D

Her neyse ben buraya emeklilik hayallerimi değil, çocuklarıma bırakabileceğim dünya hayalimi aktarmak için geldim.

Çok zoruma gidiyor lan, aklıma geldikçe çıldırıyorum. İnsanların ülke adındaki kavramlar yüzünden birbirlerini öldürmeleri, yaşam alanlarını daraltmaları, acılar çekmeleri.

Az önce çok güzel bir film izledim. Savaş denilen şeyin ne kadar salakça, ne kadar zekaya aykırı bir şey olduğunu mükemmel anlatıyordu. Gözlerim doldu izlerken bazı bazı. Çok mu zor gerçekten barış içerisinde yaşamak abi? Ben fazla hayalperest biriyim, ütopya deyin başka bir şey demeyin, sizi merak ediyorum sağda solda realistim ayağına yatıp “abiiii yeaaa insan doğasına aykırııııııı, biz teee ilkel çağlardan bu yana bik bik bik bik”  diye çemkiren insanlara gerçekten hak veriyor musunuz?

Yani bak ölmeden, öldürmeden, bir ülkeyi, dini, parayı ön plana çıkarmadan insanca yaşayabileceğimize ihtimal vermiyor musunuz? Vermiyorsanız neden vermiyorsunuz? Mevcut sistem mi? Siz de insan doğasına aykırı diye mi düşünüyorsunuz?

Bilgi çağındayız artık, übersonik hızlarda bilgiler sağa sola fışkırıyor, püskürüyor kurban olduğum. Neden insanoğlu zamanla düşünsel bir evrime uğramasın? Neden militarizm denilen bok yavaş yavaş kan kaybedip yerini hümanizme bırakmasın? Ben bunun olabileceğine adımın Varol olduğu kadar inanıyorum. Bir gün gerçekten bu salak saçma emperyalist boklar siktirolup gidecek, kapitalizm sümüklü burnunu çeke çeke ağlayarak kaçacak, güzel bir dünyada kedilerle, kuşlarla, köpeklerle, çiçeklerle ve doğayla yaşayacağız.

welcometodongmakgol1Mesela über milliyetçi bir ailede yetişen çocuk milliyetçi yetişiyor(du). Çok dindar bir ailenin çocuğu ilk yıllarını din eğitimi alıyor ve bir süre sonra üzerindeki baskı neticesinde kendi yoluna doğru gidiyordu ki bu genellikle yine ailede atılmış temellerle doğru orantılıydı. İşte o halt artık öyle gitmiyor ve gitmeyecek bebeğim!

Belki saçma bir örnek olabilirim ama düşünsel anlamda akıllara zarar evrimler geçirdim ben yaşamım boyunca. Aile olarak o kadar bol fikir vardı ki çevremde, her birinden bir şeyler aldım diyebilirim ama en çok ilk yıllarımda din ağırlık yetişmiştim. Okul çevremde ise daha çok milliyetçi bir görüş hakimdi. Atatürk hep babam kadar önemliydi benim için ama milliyetçiliğin daha lacivert, faşizan tonlarındaydım.

Ne zaman internet benim ulaşabileceğim noktaya geldi, ne zaman vikipedi ile tanıştım, ne zaman ekşi sözlüğün faydalı bir şey olabileceğinin farkına vardım, ne zaman kendi paramla kitaplar alabilecek yaşa geldim benim için bir şeyler değişmeye başladı. Okuyarak, araştırarak ve en önemlisi merak ederek yani kendime NEDEN ve NASIL? sorularını sorarak ilk çıktığım yoldan bambaşka bir yolda ilerlemeye başladım. Artık ne ailem, ne çevrem, ne bir başkasının etkisi var hayatımda. Tümüyle arınmış, hatta bir kalıpla eşleştirilmeye çalışılsa hiçbirine uymayacak kadar özgün bir yaşamı benimsedim. Ütopik bir sistem benimki, dış dünya ile tutarlığı fazla olsa da çeliştiği yeri yok değil.

Çeliştiğim noktaların başında militarizm var. O kadar saçma ki abi tek bir dünyanın içinde parçalara ayrılmış toprakların koruyucularının birbirlerini öldürmesi. Oğlum düşünün bak 2. dünya savaşında Almanlar tarafından Lili Marleen adında bir parça çalınıyor radyoda. Parça o kadar çok seviliyor, tadına doyulamıyor ki Almanların düşmanları da gece gündüz aynı parçayı dinler oluyor. Cephede sevgiliye hasret, dış dünyada bıraktıklarını düşünmek filan. Almanı, İngilizi, Fransızı aynı şeyleri hissediyor, aynı duygularla bu parçayı dinleyerek melankoli yaşıyor… Kendi dillerinde cover yapıp daha da fazla dinliyorlar lan o kadar ortak noktadalar aslında.

Gel şimdi bir bak, aynı şeyleri düşünüp, aynı şeyleri hissedip farklı yerlerde yaşamak zorunda oldukları için birbirini öldüren insanların mücadelesi mantıklı geliyor mu sana? Oğlum herkes insan lan, ölünce o toprak kalacak ama senin kıçına pamuğu tıkayacaklar ve yok olup gideceksin bu dünyadan. Toprak yine yeşil, toprak yine bereketli ve o toprak senin onun uğruna öldüğünden habersiz. (lütfen saygısızlık olarak addedilmesin genel bir kavram olarak bahsediyorum konudan, teorik düşünün)

Welcome to Dongmakgol adlı filmde hayatında hiç tüfek, bomba görmemiş insanların birbirini öldürmeye çalışan askerleri nasıl göt gibi ortada bıraktıklarını görmelisiniz. Ne kadar geri zekalıca şeyler için uğraştıklarını yüzlerine vurduklarını, insanların barış ve kardeşlik içerisinde nasıl ölüme kadar yaşabileceklerini izlemelisiniz. Ciddi söylüyorum, oturun bu filmi mutlaka izleyin.

Güney Kore ile Kuzey Kore arasındaki savaşta geçiyor olay. Birliklerinden uzakta aynı köyde yaşamak zorunda kalmış iki düşmanın aralarında geçen hem komik, hem duygusal, hem onlarca mesaj dolu müthiş bir filmdi.

anybordersDiyorum ya İstanbulluyum, Sinopluyum filan diye eğer mevcut durumda seçme şansım olsaydı Dongmakgollu olmayı isterdim. Öyle bir köyde iphonesuz, bilgisayarsız, sınırlı imkanlarla gerçek mutluluğu saçma sapan kandırmacalar olmadan yaşamak..

Her neyse ben daldan dala atladım, unutmayayım asıl yazma amacım filmden bahsetmekti.

Bir de şu Lili Marlene’i dinlerken düşünün her gece 21:55’de Belgrad Radyosu’nda çalıyormuş ve siz de savaşın ortasındaymışsınız gibi. Savaşı yaşamak gerekmiyor illa ki acısını hissetmek için.

Şanslıyız ki, bağzıı kendini dünya lideri sanan politik kezbanların, global eziklerin “sınırlı operasyonla datmin olmama” düşüncelerini skine takan kimse olmadı dünyada ve Suriye’ye müdahale en azından şimdlik askıya alındı. Göt olduklarıyla kaldılar, rezil rüsva oldular. :)

İnsanlar artık taraf tutmaktan vazgeçip, barıştan ve arabuluculuktan konuşmalılar. Umarım bu düşünce daha çok gelişecek, insanların önem sıralamaları değişecek ve en başa İNSANLIK GELECEK…

Son söz, ana tema, mesaj artık her neyse: Militarizm boktur! Welcome to Dongmakgol‘u izleyin ve izlettirin. 

 

Kategoriler
Kişisel Sinema

Spartacus biter, Da Vinci’s Demons başlar

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

spartacus_3_finalDizi dünyasının en istikrarsız, en bölüm kaçırdı diye başlamaya çekinen, en popüler dizi  diyaloglarına fransız kalan bireyi  olarak bir kez herkesle aynı duyguları yaşama fırsatı bulmuştum ne güzel. :D Üzerinden kara bulutların eksik olmamasını dilediğim lanet Roma orduları tarafından katledildi favori karakterlerimin hepsi. :/

İş arkadaşlarımın da Spartacus’ü takip etmesi nedeniyle izlemeyenlerin bizi hiç anlamadığı ortak bir dil bile geliştirmiştik. Halı sahada Batiatus Team oluşturmuş, her takım oyuncumuza bir gladyatör gibi davranmış, golden sonra Gannicus, Crixus, Spartacus gibi sevinmelere kadar götürmüştük olayı. Öyle bir höykürüyorduk ki topu kaptırdığımızda, rakip korkudan afallıyordu çoğunlukla. :D Efsaneydik lan o derece.

Dün çöktüm ben abi, öyle böyle değil ama ya Roma’da yaşayan bir arkadaşım var, hıncımdan rehberden numarasını buldum, kol gibi fatura gireceğini bile göze aldım da şimdi çok nezih bir insan olduğu için kendileri, ben de dizi yüzünden çok fena gaza geldiğimden mütevellit ağzımdan sonrası derin bir sessizlik olacak akıllara zarar kelimeler çıkar diye korkumdan aramadım. İyi ki de aramadım zaten derdimden anlamazdı muhtemelen :D Bastığın yerleri toprak deyip geçme tanı laaaaaan it gibi, bi tarafınıza girsin Roma’nız kitapsızlar ne istediniz lan garibanlardan gibi cümleler sular seller gibi dökülüverirdi ağzımdan eminim :D

Her neyse abi yapacak bir şey yok. En istikrarlı izlediğim dizimin bitişiyle büyük bir boşluk oluştu bende. Kendim şahsen çok zeki ve kurnaz olduğumdan dolayı bir kaç hafta önce oğlum Varol sen fena afallayacaksın bu dizinin bitişiyle, gündeminden böyle vahşet dolu kahramanımsı dizileri eksik etme, biri gelir biri geçer kafasını yaşa, sana dizi mi yok aslan gibi delikanlısın motivasyonunu sağla diyerek Vikings’e başlamıştım. Kan yok, seks yok, über kahramanımsılar yok ama işte tarihi gerçekleri filan kavrayabiliyorsun güzel bir dizi. İzlemeyen varsa da tavsiye ederim, başlayın pişman olmazsınız. Velhasıl bir Gannicus kahramanlığı, bir gül yüzlerine kurban olduğumunun Saxa ve Sibyl güzelliği yaşatmasa da minik bir miktar boşluğu doldurur hale geldi Vikings.

da vinci's demons turkDün akşam ilk bölümü yayınlanan bir diziye daha başladım fakat bu ciddi anlamda kalite kokan eşsiz bir dizi bana göre. Da Vinci’s Demons, hem tarihi atmosferi çok net yansıtıyor, hem Da Vinci’nin karakteristik özelliklerini başarılı bir şekilde sergiliyor (bir tek kılıç konusunda emin değilim) hem de senaryo olarak heyecan dozajının arttırılacağına dair güzel ipuçları veriyor. Bir de bizlerin yabancı dizi ve filmlerde Türk görüp heyecanlanmasına da vurgu yapmak istediler sanırım :P dizi içerisinde önemli karakterlerden birinin adı “Türk”.

 

Dizi yapımcıları Da Vinci’yi İstanbul’a getirip burada da bölümler çekileceği bilgisini vermişler. Yalnız bizim aslında hep görmek istediğimiz Türkiye bikinili kızlar cennetidir, her seferinde hacı hocalar cübbeli adamlar çıkıyor kafası yaşamayalım. :D Da Vinci döneminde bildiğiniz İstanbul’u yeni fethetmiş olan Osmanlı gayet islami usullere uygun olarak yaşamını sürdürüyordu. Şimdiden bunu hatırlayalım da sonra ık mık etmeyelim.

Su akar Türk bakar diye bir söz var ya ne kadar doğru be. Adamlar tarihi dizilerle dolarlarının üzerine dolarlar ekliyor ve yaptıkları işin de hakkını veriyorken bizim ülkede yapılan dizilerin rezilliğine bak bir de. Ne kalite var, ne konu var, ne oyunculuk var iğrenç ötesi her biri. Bir konu seçip onun üzerine 10 sene senaryo yazabilirler. Dün ekşi de okudum Spartacus’u Türkler çekmiş olsa 5. sezonda ancak isyan başlardı diye, eminim böyle olurdu.

Her neyse efendim Da Vinci’s Demons’un tazecik 1. sezonun 1. bölümünü izleyin de en azından tutunacak bir dal arayın kendinize, öyle benim gibi Spartacus bitti diye istiklal caddesine çıkıp eylem yapma planlarını filan da kafanızdan atın, çok pis gülünebileceğini farkettim izlemeyenler tarafından :D (çok ısrarcıysanız haber vermeyi ihmal etmeyin lan :( )