Kategoriler
Edebiyat

Dost Olabiliriz

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Notos Kasım 2012 sayısında bu fotoğrafla ilgili bir yarışma vardı. Fotoğrafın hikayesinin yazılması isteniyordu. Tabi herkes kafasına göre binlerce şey görebilir, benim gördüğüm hikaye çok farklıydı.

Yarışmanın kurallarından biri kelime sınırıydı maalesef. Tam olarak gördüklerimi aktarabilmem için sınır hiç yeterli değildi, ben de koymuşum yarışmasına diyerek zevkine devam ettim. Az önce dropbox’umu kurcalarken tesadüfen çıktı karşıma, paylaşayım dedim. :) Saçma sapan yerleri filan olabilir, kendimi kaptırmıştım o sıra tekrar kontrol etmedim ya da üzerinde herhangi bir düzenleme yapmadım. Hatta daha adam akıllı hiç okumadım desem yeridir. Her neyse benim dünyamda fotoğrafın hikayesi ile sizi  baş başa bırakıyorum. (Şaka la şaka, okumayacağınızı biliyorum, dursun şuracıkta bari. )

dost olabiliriz

           

Kategoriler
Edebiyat

Dan Brown – Cehennem’de Geçen Mekanlar

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Dan Brown’ın son kitabı Cehennem içerisinde geçen mekanları paylaşmazsak olmaz sanırım.

NOT: Bu yazı aşırı derecede tehlikeli spoiler içermektedir. Eğer kitabı okumadıysanız kesinlikle uzak durun bu sayfadan.

Olayların geçtiği alanın küçük bir haritası.

Uffuzi’nin kıyısında bla bla diye devam eden cümleyi hatırlarsınız herhalde. Akabinde Palazzo Vecchio, Bargello, Duomo, San Lorenzo vs. Bu harita işimizi birazcık kolaylaştırıyor gibi.

Kitabın başladığı ve son kısımlara değin devam ettiği alan.
Kitabın başladığı ve son kısımlara değin devam ettiği alan.



Badia & Bargello

Daha rahat görülebilmesi için Badia ve Bargello’nun yan yana göründüğü bir kare.

badia_fiorentina_bargello-400

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Palazzo Vecchio

Da Vinci’s Demons izleyenler yakından tanırlar Medici Ailesini. İşte bu eser de onların bir dönem yönetim merkezi olarak kullanılmış. Floransa’nın en önemli eserlerinden biri olarak anılıyor ve halk arasında Signoria Sarayı olarak biliniyormuş.

palazzo vecchio dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Duomo

Floronsa Katedrali, Santa Maria del Fiore ya da Duomo da deniliyor. 

duomo dan brown inferno cehennem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Porta Romana

Dr. Sienna Brooks ile maceralarını anımsıyor olmalısınız.

porta romana dan brown cehennem

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Cerca Trova

Açık konuşayım, Robert Langdon Cerca Trova’yı çözdüğünde, aha Çanakkale’ye geliyorlar lan galiba demiştim içimden. :D

cerca trova dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Baptistry of San Giovanni

baptistry of san giovanni dan brown inferno Dante Alighieri’nin maskesini suyun içinde buldukları yer burası işte. Vaftiz alanının ortasında hani? Hatta yüzü yara bere içerisindeki adam ile de burada karşılaşmışlardı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Harris Tweed Sembolü

Bildiğiniz gibi efsanevi Mickey Mouse saatiyle birlikte Robert Langdon denince ilk akla gelenlerden bir diğeri de Harris Tüvit cekettir. Cehennem’de bir de mokasen ayakkabı eklemiş, tabi gayet de uyumlu olmuş. :D O cekete converse giyecek hali yok değil mi? :D

harris_tweed_symbol robert langdon dan brown

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Dante’nin Ölüm Maskesi

Hatırlayacağınız gibi çılgın profesör maskenin üzerine bir çok ipucu bırakmış ve üzerini suda çözünebilir alçı ile kapatmıştı. İşte o maske bu maske oluyor.

 

dante deathmask dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

St. Marco Bazilikası

Burası da yanlış geldikleri yer. Hatta yüzü yara bere içindeki adamın Sienna’dan sağlam bir yumruk yediği yer de diyebiliriz.

San-Marco-Bazilikası

 

 

 

Ayasofya Müzesi

Ve sonunda ülkemize ulaşmış olduk… :) Müze’nin altındaki tünellere girip oradan denize açılarak daha efsanevi şeylerden haberdar olacağımızı umuyordum. Yani böyle bir bağlantı Dan Brown için süper olurdu. Hatta bir ara gizli tüneller hakkında araştırma yapan Göksel Gülensoy’dan bahsedince nefesimi tuttum, enteresan bilgilere yelken açıyoruz diye.. :D

hagia sophia dan brown inferno

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yerebatan Sarnıcı

Tüm bulmacanın çözüldüğü yer. Kitabı bitirir bitirmez sıcağı sıcağına tekrardan gidip orayı görmek istedim. Sanki Robert Langdon’ın ayak izleri duruyordu tarihi mekanın içinde. Gözlerim su kanallarında iple bağlı bir poşet aramadı değil, belki unutmuşlardır diye :D

istanbul-yerebatan-sarnici dan brown inferno
Biraz uzun bir yazı oldu. Umarım kitap hakkında merak edilenleri bir nebze olsun aydınlatabilmişimdir.

Saygılarımla :)

Kategoriler
Edebiyat

La Mappa dell’Inferno – Sandro Boticelli

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

la mappa del inferno
La Mappa dell’Inferno – Sandro Boticelli

Dan Brown’ın Inferno (Cehennem) kitabı bu sabah elime ulaştı. Buradan D&R’a da teşekkür etmek istiyorum, sabahın ilk saatlerinde ve tam yayın gününde kargocuya sarılmama neden oldular..

Kitabı bir gecede bitirebilecek miyim bilmiyorum ama kitapta bahsi geçen araştırılası eserleri blogumda paylaşmak istiyorum.

Yukarıda görülen eser Rönesans döneminin ünlü sanatçılarından Sandro Boticelli‘nin La Mappa dell’Inferno (Cehennem Haritası) kitap içerisinde geçiyordu. Belki merak edenler olur. Henüz 82. sayfadayım, enteresan şeyler gördükçe paylaşacağım.

Son sözüm Dan Brown’a. Abi sen nasıl bir yazarsın, heyecandan kitlenip kalıyorum her kitabını okurken. :D

Söyleyeceklerim bu kadar. Sevgiler, selamlar.

NOT: Daha detaylı bilgiye Cehennem’de Geçen Mekanlar yazımdan ulaşabilirsiniz.

Kategoriler
Edebiyat

Jack Kerouac – On The Road

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

Jack Kerouac - On The RoadKafamdan sayısız şey geçiyor ama ne yazacağım konusunda hiçbir fikrim yok, yazmaya başlayayım devamı gelir heralde. :) Şimdi hayattaki en büyük keyfim kitap okumaktır bunu beni tanıyan herkes bilir. Kapatırım kendimi odama ve maceradan maceraya koşarım kaplumbağa gibi kendi kabuğumun içinde. Tahmin ediyorum ki insanlara Varol’u bir kaç kelime ile özetler misin diye bir soru sorulsa, kullanacakları kelimelerin içinde muhakkak kitaba da yer vermek zorundadırlar.

Onlardan çok şey aldım, bazen bir kitabı okurken diğerinde aklım kalıyor ve lanet ediyorum tüp şeklinde beyne enjekte edilebilen kitapların halen üretilemediğine. Her neyse kitapları çok seviyorum işte konunun ilk kısmı buydu. İkinci kısmı ise hayatıma kitapların neler kattığı, tabi bunları tek tek yazacak değilim ama şu an birinden bahsedebilirim ki bu benim için en önemlisidir aslında.

Kitabın adı Yolda (On the road) yazarı ise Jack Kerouac. Bu kitap benim algılarımı öyle bir sarstı ki; sayesinde kavramları, beklentileri ve zamanı yeniden anlamlandırmaya başladım. Abartıyor olduğumu düşünüyorsanız eğer tüm samimiyetimle söylüyorum; canınız cehenneme! Belki de çok kişisel bir durumdur bilemiyorum ama abartmadığıma eminim.

Kitapta belleğime kazınan bir cümle vardı; “Biz anı biliyoruz oğlum!”

Anı bilmek.

An yani şimdi.

Onun kıymetini bilmek ve özgür olmak! Vuhuuu diye bağırasım geliyor. :D

Delirme özgürlüğü, konuşma özgürlüğü, meydan okuma özgürlüğü, susma özgürlüğü, kaybolup gitme özgürlüğü, umursamama özgürlüğü ve bunun gibi sayısız özgürlük.

Ahlak sınırları, mantık sınırları, cesaret sınırları, tutarlı olma sınırları ve buna benzer bir sürü sınır.

Jack KerouacBenzersiz fikirler sundu bana bu kitap ve benim şansım mıdır bilemiyorum ama akabinde Jean-Paul Sartre ile tanışmamla sanki bire bir tamamlanmaya başladı Yolda ile atılan adımlar. Her neyse Yolda beni ben yapan kitaplardan biri işte, zaten uzatınca kimse okumuyor daha da detaylandırıp iyice göz korkutmak istemiyorum. Daha sonra Jean-Paul Sartre’a da değineceğim.

Benim için bu denli önemli olan kitabın film uyarlaması yapıldı ve dünya sineması tarafından el üstünde tutuldu. Zaten kitabın adı bile yetiyordu çünkü Amerika’da bir kuşağı var etmişti Jack Kerouac’ın Yolda’sı.

Bugün vizyona giriş tarihi olduğu için sabah heyecandan yerimde duramıyordum. Akşam gider en yakın AVM’de izlerim, öyle yaparım böyle güzel olur filan diye geçiriyordum aklımdan. Fakat benim Celal ile Ceren adlı filmi yüceltip arşa değdiren ülkem elbetteki dünya edebiyat tarihinde çığır açan bir kitabın uyarlamasında gereken özensizliği göstermekte hiç tereddüt etmemiş ve koskoca film yalnızca 3 sinemada gösterime girmişti. Hem Cuma trafiği, hem yağmur trafiği, hem de seans saatlerinin mükemmel trafiğe uygun olmasıyla filmi gidip sinemada izlemem imkansızlaşmıştı. Haftalarca hayır evde oturup internetten izlemeyeceğim, yapmayacağım bu saygısızlığı desem de bir nevi yapmaya mecbur bırakıldım ve çekip torrentten izledim. :D

Film elbette kitabı okumayanlar için kopuk ve yer yer anlamsız gelecektir. Zaten o kitabı okumadıysanız dünyadan çok fazla şey beklemeyin demek gibi iddialı bir cümle kurmakta hiçbir sakınca görmüyorum. :D

Her neyse filmle birlikte sanki bir yandan Allen Ginsberg kulağıma Howl’u fısıldıyor, bir yandan kitabı okuduktan sonra aldığım gazla yaptığım sayısız serserilik gözümün önünden geçiyordu. Orhan Pamuk’un Saf ve Düşünceli Romancı kitabında bahsettiği bir konu vardı, insanlara kitaplar neden filmlerden daha cazip geliyor diye. Cevabı insanların kitabı okurken kendi filmlerinin yönetmenleri olmasıydı. Oyuncuları biz belirliyor ve çoğu zaman başrolü kendimiz oynuyor, zihnimizde olayları en bize uygun hali ile canlandırıp kendi filmimizi çekiyoruz. Sonuç olarak kitaptan filme aktarılan her yapım gibi bu da muhteşem övgüler hak edecek bir değerde olamadı, yani en azından benim için durum böyle çünkü ben daha iyisini çekmiştim kendi dünyamda :D

Filmin kritiğini yapacak değilim zaten o kadar sinemasal bilgim de mevcut değil. Bu yazıyı yazmamdaki amaç Jack Kerouac, Neal Cassady (adamım!) Allen Ginsberg, William Burroughs ve diğer Beat çocuklarına teşekkür etmekti. İyi ki varoldular, iyi ki o yola çıktılar ve iyi ki benim dünyama güzel şeyler kattılar.

Hayatı lanetler ederek bir Neal Cassady, bir Jack Kerouac kafasında tümüyle yaşayamıyor olsam da yürüdüğüm yolda kulağıma defalarca fısıldadıklarına inandığım her şey üzerine yemin edebilirim.

benim ilgimi çeken insanlar deli olanlardır. yaşamak için deli olan, konuşmak için deli olan, her şeye aynı anda ihtiras duyan, hiçbir zaman esnemeyen ya da sıradan bir şey söylemeyen! ama gece boyunca maytaplar gibi yanan, yanan, yanan…

Size tavsiye eğer imkanınız varsa hemen filmi izlemeyin, önce kitabı alıp okuyun. Daha sonra izlersiniz nasıl olsa. Bob Dylan, Jim Morrison ve Tom Waits’in de başucu kitabı olduğunu söylemem belki okuma sürecini biraz hızlandırır. :)

neal, kerouac, diğerleri
kimi şair, kimi yazar,
kimi serseri
bir avuç arkadaştılar
düzenden uzakta, başka bir
hayatın peşinde
amerikayı baştan başa katettiler
bazen tek başlarına, bazen bir
arabaya tıkışıp dostlarıyla
bazen bir otostopçuyla
ya da âşık oldukları bir kadınla
yolda özgürlük vardı
yolda hayatın anlamı
yolda aşk vardı
ve bazen sadece seks
yolda parasızlık, açlık vardı
bazen çözümsüzlük, kargaşa
kalleşlik
yolda bir arayış vardı,
arayıp da bulamayış
yolda sorular vardı,
çoğu cevapsız
ve yolda çoğu zaman
masmavi bir gökyüzü
zümrüt yeşili çayırlar
ve sonsuz bir kızıllık vardı
yolda caz vardı,
cazın tanrıları ve ruhlara
işleyen ritimler
onlar “beat kuşağı”ydılar
farklıydılar, özgürdüler, düzenin
dışındaydılar
ve hep yoldaydılar…

Muhtemelen önümüzdeki günlerde şu an içimde barındırdığım o ihanet duygusunu yok etmek için gidip sinemada tekrar izleyeceğim. Lan öyle kitap de, böyle film diye öv sonra git torrentten çek izle, kendi kendime “yazıklar olsun” diye haykırıyorum şuan. :D

Yeri gelmişken Şenol Erdoğan’ın mükemmel yorumu ile Beat Kuşağının manifestosu olan Allen Ginsberg’in Howl şiirini de paylaşmak yerinde olacaktır. Şey, biraz müstehcen kelime ihtiva ediyor olabilir, bunu göz önünde bulundurarak izlerseniz sevinirim. :D

Ne yazacağımı düşünmeden başladığım bir yazının daha sonuna geldik. Eğer kitabı okuyup içinizdeki isyanla yollara düşerseniz gittiğiniz yerlerden bana kart yollamayı unutmayın :)

Kategoriler
Edebiyat

Dan Brown – Cehennem (Inferno) Ekitap

Bu yazı 1 yıldan fazladır güncellenmiyor. Bilgilerin halen geçerli olup olmadığını kontrol etmenizi öneririm.

dan brown - cehennemBeni tanıyanlar bilir ki deli bir Dan Brown hastasıyımdır. Çok sıkıcı geçeceğini düşündüğüm Pazartesi’me güneş gibi doğan, gözlerimi ışıl ışıl eden bir haber aldım az önce. Dan Brown’ın Inferno adlı son kitabının Mayıs ayında Amerika ile birlikte aynı anda Türkiye’de Türkçe olarak satışa sunulacakmış. Hatta bir güzel haber daha vereyim yayıncı Altın Kitaplar kitabın ilk bölümünü ücretsiz olarak dağıtıma sunmuş…

Kindle kullanıcıları için MOBI formatına çevirdim, farklı bir yolla okumak isteyenler olur diye EPUB formatını da ekliyorum. Keyifli okumalar diliyorum herkese..



Dan Brown – Cehennem E-Book Download